Home » Dünya Gündemi » DIŞ POLİTİKA ANALİZİ

DIŞ POLİTİKA ANALİZİ

DIŞ POLİTİKA ANALİZİ
Dış Politika Analizi ve Kuramsal Yaklaşımlar

Giriş

Dış politika analizinin özünde bir devlete ait dış politikanın anlaşılması ve açıklanması yer almaktadır. Dış politika bir devletin kendi sınırları ötesindeki devletlerle yürüttüğü iletişimin tamamı olarak tanımlanabilir.

Bir ülkenin dış politika kararı, sonuçta ulusal ve uluslararası camiaya duyurulduktan sonra bireylerin aklında kalan bilgi, devletin ne yaptığının sadece bir özetidir. Ancak gerçekte dış politika analizi, zor ve birden fazla faktörün hesaba katılmasını gerektiren bir süreçtir.

Dış politika analizinin yorumu, diğer toplumları referans alarak karar almanın sonuçlarını ve sürecini içerir. Süreç diye tanımlanan kavram ise araştırmaya odaklanma, problemin tanımlaması, problemin sunuluşu, algı, amaç önceliği, seçeneklerin değerlendirilmesi kısımlarını içerir.

Dış politika analizinin ilk dönemlerde yapılan tanımlamalarında özellikle bir devletin gücünü ve güvenliğini nasıl artıracağına öncelik verilmiştir.

Günümüz uluslararası sisteminin devinimi içerisinde ortaya çıkmakta olan konular (örneğin, enerji politikaları, çevre sorunları, terörizm, telekomünikasyon, insan hakları, nüfus genişlemesi ve kısıtlı doğal kaynaklar) devletlerin dış politika karar mekanizmalarını doğrudan etkilemektedir.

Bu nedenle dış politikanın anlaşılmasında konuların karmaşıklığı içerisinde bu konulara dâhil olan birimlerin anlaşılması üzerine kurgulanabilecek süreçlerin de önemli bir yeri bulunmaktadır.

Liderlerin taşıdığı önem ve dış politika yapım sürecine olan etkileri özünde devletin bekasını ve çıkarlarını en üst seviyede korumayı içerir.

Ancak Liderleri tek başına incelemek ise içinde bulundukları durum ve ortamların üzerlerinde kurabileceği etkiyi göz ardı eder.

Liderler ve gruplar dışında devletlerarası politikaya yön veren etmenlerin başında kamuoyu gelmektedir.

Devletlerin temsilcileri olarak liderlerin verdikleri kararlar bazen ülkeleri için olumlu sonuçlar doğurabilirken bazen de içinden çıkılamaz ve geri dönüşü mümkün olmayan durumlara neden olmuştur. Fakat liderlerin tek başına incelenmesi de tamamen dış politika yapım süreci, kararı, davranışı ve sonucunu açıklamayacaktır. Bu nedenle tek bir düzlemde analiz yapılması ve o düzleme ait değişkenlerin (ya da unsurların) değerlendirilmesi yeterli olmamaktadır.

Dış politika analizinin en önemli iki özelliği çok faktörlü (multifactorial) ve birden fazla seviyeli (multilevel) olmasıdır. Bu özellikleri sebebiyle analizin farklı analiz seviyelerinde yapılması gerekmektedir.

Dış Politika Analizinde Kullanılan Analiz Seviyesi Yaklaşımı

Uluslararası siyaset içerisinde farklı birçok aktör yer almakta ve karmaşık ilişkiler farklı düzeydeki açıklamalar ve kuramlar aracılığıyla incelenmektedir.

Analiz seviyesi yaklaşımı uluslararası ilişkilerde benzer aktörlerin veya süreçlerin aynı seviyede incelenmesi ve incelenen sorunsala cevap aramasını sağlamaktadır. Temelde üç farklı analiz seviyesinden ve bu seviyelerin bazı alt seviyelerinden bahsetmek mümkündür:

Birey Seviyesinde Analiz

Birey seviyesinde analiz bireylerin algıları, seçimleri, davranışları ve hareketleriyle ilgilenir.

Birey seviyesinde yapılan çalışmalar özünde liderin (devlet odaklı unsurların ötesinde) dış politikayı oluşturduğu ve liderlerin kararlarının ve seçimlerinin olayları sürüklediği ve tarihe yön verdiği görüşü yatmaktadır. Bu görüş dolayısıyla bireylerin her türlü özelliklerinin incelenmesinin ne kadar önemli olduğunu savunmaktadır.

Birey seviyesindeki analizin iki temel parçası bulunmaktadır. Birincisi liderlerin bireysel özelliklerini tanımlamaya çalışır: liderlerin kişisel özellikleri, inançları ve değerleri dış politikayı açıklayan faktörler olarak incelenmektedir. İkinci parça ise bireylerin kişisel özelliklerinin dış politika karar alma sürecini nasıl etkilediğidir.

Öte taraftan birey seviyesindeki analizlerde bireylerin içinde bulundukları gruplara bağlı davranışları da ele alınmaktadır. Liderler kendi başlarına bir karar mekanizmasının tamamını oluşturmadıkları için grup (yakın iş arkadaşları, danışmanlar ve yakın çevresindeki bireyler) ve bürokrasiye bağlı olarak geniş bir çatı altında karar vermektedirler.

Aynı şekilde, bireyin içinde yer aldığı bürokratik yapı da davranışlarını ve kararlarını etkileyebilir.

Devlet Seviyesinde Analiz

Devlet seviyesindeki analiz sadece devletle alakalı değil (örneğin, askerî güç, ekonomik kriterler, siyasi yapı), devlet seviyesinde incelenebilecek birimlerin araştırılmasını da içermektedir. Bahsedilen ikinci grup içerisinde kamuoyu başta olmak üzere, çıkar grupları, siyasi organizasyonlar, kamu kurum ve kuruluşları yer almaktadır. Bu grupların her biri farklı bir şekilde çalışmakta ve dolayısıyla da dış politika yapım sürecine farklı etkileri olmaktadır.

Bir başka açıdan, devletin etnik yapıları ve millî öncelikleri devlet içi çatışmalar ortaya çıkarabilir ve bu durum da devletlerarası ilişkilerde ve devletlerin dış politika önceliklerinin belirlenmesinde rol oynayabilir.

Etnik yapı gibi devlete ait unsurlar arasında sayılabilecek ekonomik durum, tarih, kültür ve siyasi yönetim de bu seviyede incelenebilecek kriterler arasında sayılmaktadır.

Sistem Seviyesinde Analiz

Sistem seviyesinde analiz devlet üstü ve küresel düzeni içeren bir yaklaşımdır. Hâliyle, sistem seviyesinde bazı olayların (örneğin, terörizm, küresel ısınma, sistemdeki güç dağılımı) küresel seviyede incelenmesi gerekmektedir. Bu seviye, devletlerarası seviye olarak da nitelendirilebilmektedir.

Bu yaklaşım içerisinde küresel çapta meydana gelen olayların da eklenmesi söz konusudur.

Seviyeler Arası İletişim

Analiz seviyesi yaklaşımı farklı seviyelerde dış politika olaylarının nasıl yorumlanacağına önemli katkı sağlamaktadır. Akademik seviyede araştırmacıların bir kısmı tek bir seviyenin diğerinden çok daha faydalı bilgiler sunduğunu savunurken bir kısım akademisyen de farklı seviyelerin birbirlerini bütünleyici sonuçlar ortaya koyabileceğini savunmaktadır. Bu bağlamda, araştırılan konuya bağlı olarak hangi analiz seviyesinin araştırmacı için faydalı olacağını söylemek en doğrusudur.

Dış politikanın özü gereği tek bir analiz seviyesine bağlı kalmanın da çeşitli sıkıntıları olabilir. Bir tarafta, liderin en etkili aktör olduğu varsayımıyla bir analiz yapılırsa devlete ait özellikler, kamuoyunun lider üzerindeki etkisi ve hatta bölgesel unsurlar ve sistemdeki güç dağılımına bakılmadan yola çıkmanın bazı dezavantajları bulunmaktadır. Öte tarafta, devletin en önemli aktör olduğunu savunarak lider ve kamuoyu gibi iki önemli unsurun dış politika yapımında ve karar süreçlerine hiç önemi olmadığını savunmak da aynı oranda yanlış yorumlamalara yol açabilir.

Dış Politika Analizinin Gelişim Süreci ve Temel Kuramsal Yaklaşım

Siyaset bilimi disiplininde yer alan çalışmalar ilk etapta ABD’deki akademisyenler tarafından yapılmıştır. Fakat son on senede yürütülen çalışmalar farklı ülkelerden akademisyenlerin de konuya dâhil olmasıyla farklı liderlerin, ülkelerin ve araştırma birimlerinin incelenmesine ve geniş bir yelpazede konunun irdelenmesine fırsat vermiştir.

Her ne kadar uluslararası politika çalışan araştırmacılar için bireysel aktörlerin psikolojik özelliklerinin karar alma süreçlerini etkilemeleri normal bir sonuç olarak karşılansa da disiplindeki birçok kuram ve düşünce okulu bu durumu göz ardı etmiştir ve umursamamıştır. Bunun ötesinde deneysel çalışma yapan araştırmacılar da uzun seneler boyunca devlet altı öğelerin (bireyler, gruplar ve kamuoyu başta olmak üzere) dış politika üzerindeki etkilerini önemsememişlerdir. Öte yandan, birey odaklı bakış açısı başta olmak üzere devlet altı unsurların dış politika yapımına nasıl katkıda bulunabileceğini gösteren

çalışmalar literatürde 1950’lerden günümüze kadar uzanmaktadır. Bu süreç içerisinde etki yaratan üç çalışmanın günümüzdeki dış politika analizine temel oluşturduğunu söyleyebiliriz:

Snyder, Bruck, ve Sapin’in 1954 senesinde yayımladığı çalışma ulus-devlet altı analiz seviyesinin kullanılmasını savunmuştur. Bu çalışma dış politika analizinin farklı boyutlardan incelenmesine öncülük eden bir eserdir. Bu yaklaşım ile Snyder ve ekibi dış politika analizinin özünden farklı bir şekilde dış politikanın karar alma süreçlerine odaklanılması gerekliliğini ortaya koymuştur.

NOT: Burada dış politika analizi (foreign policy analysis) ile dış politika karar alma (foreign policy decision making) arasındaki farktan kısaca bahsetmek gerekiyor. Dış politika analizi farklı boyutlarda konuyu incelemeyi hedeflerken, dış politikada karar alma yöntemi ise sürece ve olayların çıktılarından çok sürecinin nasıl işlediğini çözmeye çalışır. Bu nedenle dış politika karar alma süreci bireylere, gruplara veya kamuoyu gibi devlet altı birimlere daha fazla önem vermektedir. Hatta, Snyder ve ekibinin oluşturduğu literatür bireylerin en önemli unsur olarak dış politikaya yön verdiklerini savunur. Dış politika analizi ise daha geniş bir kavram olarak tanımlanabilir.

Rosenau’nun 1964’teki makalesi araştırmacıları aktör odaklı çalışmalara yönlendirmiştir. Bu çalışmasında Rosenau farklı analiz seviyelerinin kullanılmasının da dış politikanın anlaşılmasında önemli olduğu savunulmuştur.

Sprout ve Sprout’un 1956’daki çalışması ise devletlerarası sistemler içerisinde güç kapasitelerini stratejiden, kararlardan, niyetlerden ve yanlış yönlenmelerden bağımsız bir şekilde analiz etmeyi önermiştir. Dış politikayı anlamada uluslararası çevre ve dış etkilerin karar alıcılar tarafından nasıl algılandığı ve yorumlandığı önem taşımaktadır.

Bu üç temel çalışma da dış politikanın özünde karar alıcı bireylere ait özelliklerin ne kadar etkili ve sürece yön verici olduğunu göstermiştir.

Burada kuramsal bir çerçeve açarak liderlerin (veya bireylerin) nasıl davranabileceklerine yönelik bilgi vermek gerekirse rasyonel seçim teorisinden bahsetmek gereklidir: Dış politika kararlarının, karar alıcının amaçları doğrultusunda rasyonel olduğu savunulur. Rasyonel seçim teorisi karar alma sürecinin nasıl işlemesi gerektiğini belirler. Bu yaklaşım bir karara nasıl ulaşıldığıyla ilgilendiği için sürece özel önem vermektedir.

NOT: Rasyonel seçim teorisinin prensiplerine uygun bir şekilde matematik odaklı bir modelleme aracı olarak oyun teorisi, siyaset bilimi, uluslararası ilişkiler, iktisat başta olmak üzere birçok disiplinde kullanılmaktadır. Oyun teorisiyle amaç, birimlerin nasıl hareket edebileceklerini yaratılan modeller aracılığıyla öngörmek ve planlamaktır. Bu sayede, karar vericilerin nasıl bir yol takip ederek, hangi kararları alabileceklerinin önceden belirlenebileceği varsayılmaktadır.

Soğuk Savaş dönemindeki iki kutuplu dünya ve neredeyse sıfır toplamlı rekabet olarak nitelendirilen iki gücün birbiriyle sürekli çatışması temel anlamda devlet ve sistem bağlı olmak üzere makro seviyedeki değişkenlerle ilgilenmiştir. Temel aktörlerin çoğunlukla devlet olarak kabul edildiği Soğuk Savaş düzeni boyunca devlet altı unsurlar göz ardı edilmiştir. Soğuk Savaş’ın sona ermesi ise bu süreçte dış politikanın anlaşılmasında önemli değişikliklere yol açmıştır. Bu değişiklikler içerisinde en önemlisi ise sadece sistemde gücün nasıl dağıldığının değerlendirilmesiyle devletin dış politika önceliklerinin ve kararlarının artık anlaşılamayacağı olmuştur. Bu nedenle liderler öncelikli olmak üzere (ki bu çerçevede yapılan ilk çalışmalar yukarıda da bahsedildiği gibi 1950’lerden 1970’lere kadar uzanmıştır), farklı unsurların araştırılmasını ve mikro düzeyde analiz yapılmasını gerektirmiştir.

Yakın dönem içerisinde sayılabilecek eserlerin ikinci bir özelliği de kullandıkları metodolojinin ve yöntemlerin farklı olmasıdır. Sistem seviyesinde yapılan çalışmalarda aktörlerin davranışları çoğunlukla rasyonel seçim teorisi, oyun teorisi, ekonometrik modellemeler ve geniş örneklemi olan (çok sayıda dünya ülkesini içeren) çalışmalar olmuştur.

Aktörlerin çok sayıda olduğu ve farklı seviyelerde hareket ettiğini savunan yeni dönem dış politika analizi yaklaşımının hedefleri farklı olduğu için yöntemleri de farklı olmuştur. Bu yaklaşımda karmaşık durumların anlaşılmasında en uygun yöntemin kullanılması gerekmiştir.

Sonuç olarak Soğuk Savaş dönemi öncesi ve sonrasında açıklanmaya çalışılan sorunsallar ve bunları açıklamak için kullanılan yöntemlerin birbirinden farklı olması dış politika analizinde önemli akım değişikliklerine yol açmıştır. Bu değişiklik, açıklanmak istenilen sorunsalın genelden özele veya bireye kadar indirilmesine sebep olmuştur. Analiz seviyesinde ve biriminde meydana gelen bu değişiklik ise kullanılan metodolojiyi ve yöntemleri de değiştirmiştir.

Dış Politika Analizinin Katkısı

Dış politika analizinin Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler disiplinine en önemli katkısı devlet davranışı olarak ortaya çıkan dış politikanın temel karar vericiler arasındaki teorik geçişleri sağlamasıdır. Burada dört farklı değerden bahsedebiliriz: Öncelikle, farklı analiz seviyelerindeki yaklaşımıyla anlamlı yorumların yapılabileceği sonuçlar ortaya çıkarabilmektedir. ‹kinci temel katkı ise uluslararası politika çalışmalarında daha geniş ve genellenebilir bir açıklama yapma fırsatı doğurması sayılabilir.

Üçüncü olarak, devlet davranışlarının doğal genellemelerinin tanımının daha ötesine giderek daha tatmin edici açıklamalar sunar. Yani, sadece devlet odaklı bir bakış açısı değil bunun ötesine geçerek farklı seviyelerden farklı analizler yaparak ortaya konulacak

çıkarımların tutarlılığını kuvvetlendirir. Son olarak da, dış politika analizi, siyaset biliminin birçok alt disiplini arasında bir köprü görevi görür.

Dış Politika Analizinde Kullanılan Araştırma Yöntemleri

Dış politika analizinde nicel ve nitel olarak farklı yöntemler kullanılmaktadır. Nicel yöntemler çoğunlukla sayısal analiz ve istatistik kullanmayı gerektirirken, nitel yöntemler ise sözel içeriğe sahiptirler. Bu yöntemler aşağıdaki gibi sıralanabilirler:

İçerik Analizi

Dış politika içerisinde kullanıldığı haliyle, yazıya geçirilmiş ya da kaydedilmiş konuşmaların sistematik ve objektif olarak çalışmasıyla, siyasi aktörlerin kişiliklerinin ve bireysel özelliklerinin anlaşılmasında kullanılan bir araştırma tekniği olarak tanımlanabilir. İçerik analizi özellikle liderlik analizi ve kişilik analizi çalışmalarında kullanılmaktadır.

İçerik analizi özünde kodlamaya dayalı bir çalışmadır. Bu yöntemin en sorunlu kısmı ise incelenen belgelerden bireye ait psikolojik durum ve kişilik özelliklerinin çıkarılmasındaki zorluktur. Teknolojini gelişmesi ile birlikte, günümüzde içerik analizleri bilgisayarlar aracılığıyla sistematik bir şekilde yapılabilmektedir.

Vaka Analizi

Vaka analizinde olaylar, belirli koşulların değişkenleri nasıl etkilediklerini gözden geçirmek için en benzer ya da en farklı boyutları ile karşılaştırılmaktadır. Vaka analizi özellikle bir araştırma projesinin ilk basamaklarında, yani belirli bir olay ya da problemin hangi yönlerinin önemli olduğu, hangi kanıtların aranacağı, sonuçları açıklamada hangi faktörlerin rol oynayacağı net olmadığında kullanılmaktadır. Bu ilk safhadaki araştırmalarda, belirli bir olaydaki tüm verilere açık fikirli bir yaklaşım izlemek, yararlı düşünceler ve hipotezler üretmeye yardımcı olabilir.

Ancak kontrollü karşılaştırma eksikliğinden kaynaklanarak, vaka analizi, çıkarımsal önyargılara karşı savunmasız kalmıştır. Çünkü sistematik bilimsel metodun yokluğunda sonuçların çıkarılması, analizi yapanın sezgilerinden, sübjektif değerlendirmelerinden etkilenebilir.

Vaka analizi tek bir olay, ülke veya tarih aralığı için yapılabileceği gibi birden fazla devletin karşılaştırılması veya farklı dönemlerin birbiriyle karşılaştırılmasında da kullanılabilir.

Deneysel Yöntem

Deneysel yöntem herhangi bir konunun sebep-sonuç ilişkisi içerisinde incelenebilecek en etkin araştırma yöntemidir. Deneylerin sağladığı en önemli katkı ise tüm araştırma yöntemleri arasında nedensel müdahale açısından en yüksek güvenilirliği sağlamasıdır.

Deneyler araç olarak çok etkili olabilseler de dış politika analizi konusunda kısıtlı noktalarda katkı sağlayabilmektedirler.

Anket Yöntemi

Anket araştırmaları bireylerin siyasi tutumlarını ve davranışlarını ölçmek üzere kullanılabilecek en önemli araçlardan biridir. Anketler, belirli bir sorunsala bağlı kalınarak kamuoyunun anlaşılmasında kullanılmaktadır.

Bilgisayar Modelleri ve Simülasyonlar

Son dönemlerde dış politika analizlerinde bilgisayar kullanımı yoğunlaşmıştır. Gerçek hayatta meydana gelen bir olayın verileri bilgisayar ortamına aktarılarak çeşitli analiz modelleri oluşturulmaktadır. Bilgisayarların kullanımı çoğunlukla olayların belirli bir sistematik yapıyı takip edeceği ve karar alıcıların belirli bir davranış biçimine göre hareket edeceği varsayımına dayalıdır. Hâliyle bilgisayar modelini oluşturan kişi model içerisinde kullanılan bütün parametreleri kendisi belirlemektedir. Bunun içerisinde karar alıcıların herhangi bilgiyi aldıklarında ne yapabileceklerinden, karar alıcıların hangi silsileye bağlı olarak bilgiyi alıp, bu bilgiye istinaden nasıl hareket edebilecekleri modellenmektedir. Bu nedenle bilgisayar modellemeleri hem sistem hem de sistem içindeki aktörler hakkında çok fazla bilgi sahibi olunmasını gerektirmektedir.
Simülasyonlar ise bilgisayar modellemelerinin çok fazla sayıda (örneğin 10000 kez) tekrar edilmesiyle karar alıcıların davranışlarının nasıl gelişeceğini öngörmeye çalışır. Simülasyonların en büyük eksikliği ise gerçek bilgiye dayalı bir şekilde işlemediklerinde ortaya çıkmaktadır. Çünkü gerçek olamayan bilgi, araştırmacıyı doğal olarak gerçek olmayan bir sonuca çıkaracaktır. Bu nedenle simülasyonların konu üzerinde yeterince bilgi ve deneyim edinildikten sonra uygulanması çok önemlidir.

LİDERLERİN DIŞ POLİTİKA ÜRETİMİNDEKİ ROLÜ: BİREYSEL UNSURLAR

Giriş
Dış politika analizi yapılırken referans alınacak bazı olgular bulunmaktadır. Günümüzde devleti merkeze alarak yapılan dış politika analizleri oldukça yaygındır. Fakat yapılan araştırmaların yeterince doyurucu olmamasından kaynaklanan sebeplerle, dış politika analizinde, devlet dışı aktörlere de yönelmek gerekmektedir. Birey de bu aktörlerden bir tanesidir. Nitekim, devlet kademesinin içerisinde yer alan bireyler incelenmeden, dış politikaya dair yapılacak analizler sığ kalmaktadır. Öyle ki, aynı devlet içerisinde, değişen liderler, dönüşüme uğrayan koşullarla ortaya çıkan algı farklılıkları, koşullar aynı olsa dahi, bireylerin benzer durumlarda farklı yaklaşımlara sahip olmaları, dış politika analizi söz konusu olduğunda, incelenmeye değer bir husustur.

Birey odaklı dış politika analizi, karar alma mekanizmasını tek kişi olarak değerlendir. Liderler, gerek devlet içerisindeki yönetim faaliyetleri ve gerekse halk üzerinde etki kapasitesine sahip olmaları açısından önem arz etmektedir.

Dış Politika Yapımında Liderlerin Rolü ve Psikolojik Unsurlar
Karar alma sürecinde, bireylerin rolleri incelendiğinde bakılması gereken ilk husus psikolojik özelliklerdir. Uluslararası İlişkiler Literatürüne bakıldığında bu konuda pek çok araştırmanın yapıldığı görülmektedir. Bu çalışmaların ortak yanı ise; dış politika analizi söz konusu olduğunda, liderin psikolojisinin olayın merkezinde bulunduğu ve onların karakteristik özelliklerinin bu süreci yakından etkilediği olmuştur. Bu açıdan bakıldığında amaç, siyasi portrenin arkasındaki bireyi analiz etmek ve bu bireyin hareketlerini anlamak ve açıklamaktır. Buna paralel olarak incelenmesi gereken başlıca hususlar şöyledir:

• Kişinin ne tür bir lider olduğunu tanımlamak
• Liderin kendine has özellikleri referans alınarak, olası durumlarda nasıl tepki vereceğini ve tavrının ne olacağını öngörmeye çalışmak
• Bireyin hareketlerinin ne olduğuna dair çıkarımlarda bulunmak

Kişilik ve Karakter
Liderlerin, başarı ve başarısızlıklarının altında yatan en önemli faktörler arasında kişilik ve karakter özelliklerini saymak mümkündür. Kişilik ve karakter analizinde ortaya çıkan iki tür çalışma yöntemi bulunmaktadır. Bunlar kantitatif ve kalitatif yöntemlerdir. Bunlardan ilki, durum ve nitelik analizi yaparken, diğeri de olayları niceliksel olarak ele almaktadır. Kişilik analizi yapılırken izlenecek üç temel adım bulunmaktadır:

  1. Kişinin yaşanan olayları algılama ve dünyaya bakış şekli
  2. Liderin çevresindeki kadrolardan ne şekilde yararlandığı konusu
  3. Liderlik öncesi dönem

Kişilik ve karakter özelliklerinin, liderin karar alma sürecine olan etkilerini araştıran pek çok araştırma bulunmaktadır. Lider Kişilik Analizi bu açıdan önemli bir çalışmadır. Lider kişilik analizinin kullanılması, bireylerin kişilik ve karakterleri hakkında hem sistematik hem de anlaşılır ve yorumlanabilir bilgi üretmiştir. Bu sayede liderler çeşitli boyutlarda değerlendirilmiş ve kendileri hakkında daha detaylı bilgi sahibi olunmuştur. Burada önemli olan husus, liderlerin dünyaya karşı olan bakış açıları, karar alma mekanizmalarının bileşenleri ve bu mekanizmayı etkileyen faktörlerdir.

İnançlar ve İnanç Sistemleri
Liderin, dış politika kararında etkili olan en önemli faktörlerden birisi sahip olduğu inançtır. Çünkü karar alıcının karşılaşılan sorunun çözümünde kullandığı yol, problemin içeriğinden ne algıladığıyla yakından ilgilidir. İşte bu anlayış ve inançlar sistemine Operasyonel Kod adı verilmektedir. Operasyonel kod çalışmasının üç bileşeni bulunmaktadır:

a. Kişilik
b. İnançlar
c. Kültür

Görüldüğü üzere, Operasyonel Kod analizi, liderlerin inanç ve değerlerine ulaşarak, onların karar alma sürecindeki önemli faktörleri ortaya koymayı amaçlamaktadır.

İmaj Teorisi
İmaj, ülkelerin kendine özgü koşulları içinde oluşabileceği gibi, kimi zaman da karşı tarafın da yaratabildiği bir unsur olabilmektedir. Fakat imajlar çoğu kez, ülkelerin kendi politikalarına göre belirledikleri, yaratılmış bir olgudur. İmajlar dış politika yapım sürecinde oldukça önemlidir. Çünkü, bilgi analizi yaparken ve politika üretirken hesaba katılan en önemli unsurlardan birisi ülkenin sahip olduğu imajdır.

a. Pratik ihtiyaçlara uygun olarak üretilme
b. Yanlış anlaşılmaya müsait olma
c. İmaj değişikliğinin zor oluşu

İmajların lider üzerindeki etkisine bakıldığında, kişinin karşı tarafı algılamasındaki en önemli faktör olduğunu söylemek mümkündür. Bu etkinin sonuçları olumlu olabileceği gibi olumsuz da olabilmektedir. Zira, imajın yanlış algılanması politikanın da başarısızlığa uğramasına yol açabilmektedir.

Yanlış Algılama
Karşı taraf üzerinde zihinsel değerlendirme olarak tanımlanan algılama, lideri karar alma sürecinde etkileyen en önemli unsurlardan biridir Karar alıcı kendi çıkarları doğrultusunda politikalarını oluştururken, bu çıktıların karşı tarafta yaratacağı imajı da hesaba katmalıdır. Zira, karar alıcıların, karşı taraf hakkında fikir yürütürken hata yapma payları vardır. Özellikle imaj algısından dolayı, karşı tarafın duygu ve düşünceleri yanlış anlaşılabilmektedir.

Yanlış algıların savaşa yönelik etkileri:

a. Liderin kendisi hakkındaki görüşü; savaş öncesinde, liderlerin çoğu zaferi elde edeceğine, hatta savaşın kısa süreceğine dair algılara sahip olmaktadır. Bu da çoğu kez başarısızlıkla sonuçlanan mücadeleleri ortaya çıkarmaktadır. II. Dünya Savaşı’nda yenik düşen Hitler bu duruma örnek verilebilecek hususlardan bir tanesidir. Nitekim, savaşın kısa süreceği algısına sahip olan liderin erzak deposu yapmaması da bunu kanıtlar niteliktedir.
b. Liderin düşmanı/rakibi hakkındaki görüşü; liderlerin karşı tarafa yönelik yanlış algılamaları da olumsuz sonuçlar ortaya çıkarabilmektedir. Örneğin; Başkan Johnson’un Vietnam Savaşı’nın uzamasına sebep olan kararı yanlış algılama sonucu ortaya çıkmıştır. Nitekim, Johnson komünizm kuvvetine inanarak attığı adımlar, Ho Chi’nin kendisini sömürgeci Fransa’nın devamı olarak gördüğünü algılamasına engel olmuştur.
c. Liderin düşmanının/rakibinin niyeti hakkındaki
görüşü; liderin karşı tarafın kendisine saldıracağı algısına sahip olması savaş ihtimalini arttırmaktadır. Hatta karşılıklı iki liderin de aynı düşünceye sahip olması, savaşla sonuçlanabilmektedir. Buna verilebilecek en iyi örnek ise, Arap-İsrail savaşlarıdır.
d. Liderin düşmanının/rakibinin gücü ve kapasitesi hakkındaki görüşü; karşı tarafın güç kapasitesi, liderlerin savaşa yönelik kararlarını yakından etkilemektedir. Örneğin; Kore Savaşı’nda General MacArthur’un Çin’in müdahalesini olası durumlar arasında değerlendirmemesinin temel nedeni, Komünist Çin’in askeri kapasitesinin bu düzeyde olmadığına olan inancıdır.

Yukarıdaki dört durum da, yanlış algılamanın savaşa yol açtığı durumları izah etmektedir. Oysa her yanlış algılamanın savaşla sonuçlanacağı gibi bir kanı mevcut değildir.

Geçmişle Kıyaslayarak (Analojinin Yardımıyla) Dış Politika Kararı Alma
Dış politikada mevcut olan her olay veya durumda yeterli bilgiye sahip olmak mümkün olmayabilir. Böyle durumlarda, geçmişteki benzer olay ve durumlardan yararlanılarak karar verilmektir. Bu karşılaştırma sürecine de mukayese odaklı muhakeme adı verilmektedir. Analoji için yapılacak çalışmalar şöyledir:

a. Geçmişte yaşanmış dış politika olaylarının taranması
b. Şema; olayların karşılaştırılarak, benzerlikler ve farklılıkların tespit edilmesi

c. Güncel dış politika sonucunun çalışılması ve karar süreci

Geçmişten yararlanarak karar verme sürecinde dikkat edilmesi gereken bazı hususlar bulunmaktadır. Geçmişte yaşanan spesifik durumlar örnek alınarak verilen kararların başarı düzeyi düşük olduğundan, önceki olaylardan çıkarılan genel derslere odaklanmak gerekmektedir. Böylece, söz konusu riskler azaltılarak karar verme süreci sonuçlanmış olacaktır.

Analoji yöntemi dış politika yapıcısına göre farklı sonuçlar doğurabilmektedir. Liderin kavramsal bilgisi, deneyimleri, tarihi bilgisi bu süreci etkileyen temel faktörlerdir.

Duyguların Liderlerin Davranışları Üzerindeki Etkisi
Diğer bütün insanlarda olduğu gibi, liderlerin de duyguları karar alma süreçlerine etki etmektedir. Önemli olan, bu duyguların hangilerinin ne düzeyde etki yarattığını ortaya koyabilmektir. Duyguların, dış politika karar verme sürecinde kısıtlayıcı etkiler yaratabilmektedir. Bunun yanında, zaman sıkıntısı ve krizin mevcut olduğu durumlarda duygularla karar vermek gerekmektedir. Şüphesiz ki, bu durum riskli kararların alınabilmesine temel teşkil etmekte ve olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir.

Karar alma sürecinde duyguların önemi söz konusu olduğunda, değinilmesi gereken bir diğer husus da, duyguların önyargılara sebebiyet verebilmesidir. Nitekim, söz konusu durumlarda alınan kararlarla, objektifliği ön planda olan kararlar arasında büyük farklılıklar bulunmaktadır. Bunun temel sebebi ise; duyguların, gelen bilginin yanlı yorumlanmasına, kararın tepkili bir tavırla verilmesine sebep olmasıdır.

Hastalıklar ve Rahatsızlıklar
Fizyolojiye ait özellikler, her bireyin karar almasında etkili olmaktadır. Dolayısıyla, Liderde; hastalık, yaşlılık veya bağımlılık gibi durumların mevcut olup olmadığı iyi araştırılmalıdır.

Liderin sahip olduğu rahatsızlık ve hastalıklar; dikkat kaybı, dikkatsizlik, kapasite düşüklüğü gibi sorunları ortaya çıkarmasının yanında, duygu kontrolleri üzerinde de etkili olarak karar verme sürecine etki etmektedir. Dolayısıyla, bir liderin kişilik ve karakterinin değişmez olduğunu söylemek oldukça yanlış bir varsayımdır. Zira, hastalığa bağlı olarak kullanılan ilaçlar, tedavi süreci, suikast sonrasında oluşan psikoloji değişimleri kişilik ve karakter üzerinde doğrudan etkili olabilmektedir.

Lidere ait hastalık ve rahatsızlıkların öğrenilmesi, onun karar alma mekanizmasını anlamak açısından çok değerlidir, fakat bu oldukça zor bir husustur. Bu nedenle bahsi geçen bilgilere sahip olmak, daha ziyade, ölmüş olan liderler için geçerli olmaktadır.

GRUP İÇİ KARAR ALMA SÜREÇLERİ VE ÇEVRESEL FAKTÖRLER

Liderlerin Yakın Çevresi

Her liderin fikir alışverişinde bulunduğu bir takımı olduğu bilinmektedir. Karar alma süreçlerinde etkili olan kişi sayısı ve kişilerin nitelikleri yönetim sistemlerine göre değişkenlik gösterebilir ancak kişi sayısı, sistemin demokratik bir yapıya sahip olup olmadığı ile ilgili kesin bilgiler vermez.
Her bireyin olduğu gibi liderlerinde kişilik özellikleri aldıkları kararlar konusunda etkilidir. Bazı liderler kendi fikirleri doğrultusunda bir yönetme politikası yürütürken bazıları farklı bakış açıları ile ortak bir karar mekanizması oluşturmayı tercih ederler. Uzaktan anlaşılabilen kısım lider ve onun danışmanlarından oluşurken dışardan görülmeyen kısım ise liderin çevresi, kalıcı bürokrasi ve diğer unsurlardan oluşmaktadır.

Lider ve Çalışma Grubu

Lider ve danışmanları fikir alışverişi için devlet birimlerindeki bireylere bağlıdır ancak dış ilişkiler ile ilgili kararlar danışmanlar ya da politika yapıcı gruplar tarafından alınır.
Küçük gruplar dış ilişkiler ile ilgili karar aşamalarında önemli görevlere sahip olup, öncelikle danışmanlık görevi alarak dış politika problemlerini tespit ederek sorun ile ilgili en iyi çözüme ulaşmak amacındadırlar. Bu sayede karar veren kişi zaman alan birçok aşamadan kurtularak çözüme daha hızlı ve rahat ulaşır. Hipotez, grup çalışmasının ve fikir alışverişinin bireysel çalışmaya oranla daha faydalı olacağıdır. Bu faydalı süreç, küçük grupların komuta merkezi görevi ile uygulanacak politika ile ilgili seçeneklerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve bu seçenekler arasından en uygun olanı seçilerek karara varılmasını içerir. Grubun içerisindeki kişilerin nitelikleri, uzmanlık alanları, görevlerinin neler olduğu karar alma sürecini elbette etkileyecektir. Bu görevlerin yanında bu grupların bazı ek görevleri de olup, bunlar; grubun devletin çıkarları için hareket eden bir mekanizma olarak lanse edilmesini sağlamak, karar alma sürecinde lidere yardımın yanında negatif dış etkenler karşısında manevi destekte bulunarak süreci yumuşatmak gibi görevlerdir.

Grup içerisinde karar vermeye yönelik önemli faktörler bulunduğundan, açıklanması gereken konu ‘groupthink’ tir.

Groupthink, en basit hâliyle, grup içi karar alma süreçlerinin olumsuz yönleri olarak tanımlanabilir. Groupthink, fikir alışverişi ve grup içerisinde karar alma süreçlerindeki negatif yönlerdir denilebilir. Groupthink, bir fikir veya çözüm önerisi konusunda grup üyelerinin, diğer üyelerin itiraz etmemesi ile destek verdiklerini düşünerek yanlış karar alma eğiliminde olmalarıdır ve Irving Janis tarafından ortaya atılmıştır. Groupthink etkisinin nasıl olacağı ve karar mekanizmasını nasıl etkileyeceği grup içi dinamiklere bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. Bu değişkenler ve Groupthink’in bazı özellikleri sıralanacak olursa ilk olarak bireyin grup içinde

uyumsuzluk yaratmak istememesi sebebi ile ortadaki düşünceye katılması, genelde grubun karar konusunda iki seçeneğe yoğunlaşması durumun diğer alternatiflerden uzaklaşması ya da alınan kararın en doğru karar olduğu varsayılıp bir aksilik halinde ihtiyaç duyulacak bir B planı yapılmasına engel olması söylenebilir. Groupthink’ in sonuçları sıralanacak olursa ilk olarak ortalama ve ılımlı fikirlere sahip kişilerin aşırı fikirlere sahip kişilere uyum sağlama eğilimi sebebi ile grubun aşırı denilebilecek kararlara varabildiği, grup içindeki tartışmaların riskli olarak nitelendirilebilecek kararların alınabildiği veya grup içi yaşanan beyin fırtınası sayesinde bir çok alternatif değerlendirildiğinden negatif olabilecek kararlardan uzak durulduğu söylenebilmektedir. Groupthink yaklaşımına getirilmiş en önemli eleştiri, vakaların sonuçlarına dayanarak sadece başarılı ve sadece başarısız olduğu bilinen ve araştırmacının hipotezini doğrulayabilecek vakalar seçilmesidir. Esasında yapılması gereken her türlü vakayı (başarılı, başarısız ve ikisi arasındakileri) seçerek bunlar içerisinde sürecin nasıl işlediğini analiz etmektir.

Lider ve Organizasyonel Düzen

Liderlerin etrafındaki danışmanların ve çalışma arkadaşlarının dış politikanın oluşturulması noktasında etkileri oldukça büyüktür. Araştırmalar, dış politika oluşturmada çeşitli organizasyonel düzenlerin kullanıldığını ortaya çıkarmıştır ve bu yaklaşımlar; resmi, rekabetçi ve paylaşımcı olarak ayrılmıştır. Resmi yaklaşımda hiyerarşik bir düzen ve komuta zinciri bulunmaktadır. Konusunda uzman kişiler yetkili oldukları alanlarda elde ettikleri bilgileri lidere sunar ve lider isterse kendi tavsiyelerini de ekler. Hiyerarşik düzen asıl olduğundan sistemin amacı en az hata ile sorunsuz bir çözüm süreci geçirmektir. Rekabetçi yaklaşımda ise liderin danışmanları arasında rekabet ortamı yaratılması amaçlanır. İyi bir lider farklı bilgilerin ve görüşlerin birleşimi ile en faydalı karara ulaşabilir. Resmi ve rekabetçi yaklaşımdan uzak durmak isteyen bir lider ise paylaşımcı yaklaşımı tercih edebilir. Paylaşımcı yaklaşımda ise danışmanlar birbirleri ile fikir alışverişinde bulunarak ortak bir ruh içerisinde ortak bir karara varırlar. Bu yaklaşımda liderin ekibini uyum içerisinde tutması, arkadaşça yaklaşması ve verilecek kararın pozitif bir ortamdan çıkmasını sağlayabilmelidir. Sonuç olarak bu yaklaşım modellerinden hiçbiri mükemmel olmayıp önemli olan liderin kendi karakterine ve yönetim biçimine uygun olan sistemi kendisinin belirlemesidir. Bu yaklaşımların yürütme ve yasama organlarının ayrı yürütüldüğü sistemlerde daha pozitif etkiler sağlayacağı düşünülmektedir. Başkanlık sistemlerinde ise yasama ve yürütme organları birbirine bağlı olduğundan liderin kendi yürütme sistemini oluşturması oldukça zordur.

Lider ve Bürokrasi

Dış politika kararlarında danışmanların rolü büyüktür. Lider, etrafındaki danışmanlarının sağladığı bilgi ve tavsiyelerle hareket eder. Devlet bürokrasisi ise, karar alma ve bu kararların yürütülmesi noktasında çok önemli etkilere sahiptir. Bürokrasinin incelenmesinde rasyonel politika, örgütsel süreç ve bürokratik siyaset modeli olmak üzere üç farklı model ortaya atılmıştır. Rasyonel politika modelinde sorun tespit edilir, incelenir ve soruna hangi yaklaşımlarla tepki verileceği belirlenir. Artı ve eksiler, riskler incelenerek ulusal çıkara en çok hizmet eden yol seçilir. Bu modelin en büyük eksikliği ise sürecin rasyonel karar alma prensiplerine uygun bir şekilde işleyemeyeceği olmuştur. Örgütsel süreç modeli ise devleti, farklı özellikleri ve uzmanlıkları olan yani farklı tercih ve algılara sahip birimlerin toplamı olarak algılar. Bu birimler farklı problemler ile karşılaştıklarında var olan çözüm yollarını ince değişiklikler ile uyumlu hale getirir böylece sorunlar karşısında her duruma denk programlar uygulanması söz konusudur. Örgütsel süreç modelinde standart uygulamalar sebebiyle karara dahil olan her organizasyonun kendine ait alt kültür oluşturmaktadır. Bu nedenle, karar birimleri arasında çatışmaların doğması bu modelde doğaldır. Bürokratik siyaset modeli ise devlet kurumunda çalışanların önemini vurgular. Dış politika kararlarını komuta zinciri içerisinde ve farklı grup başkanları arasındaki çatışmaların ve pazarlıkların sonucu olarak algılar. Bu modelde kurumdaki her bireyin farklı bir görevi olduğu ve gücün eşit dağıtıldığı görülmektedir. Bürokratik siyaset modeline getirilen eleştirilerin başında, bu modelin süreci anlamak için çok kullanışlı fakat özde çok karışık olmasıdır. Tam olarak hangi birimlerin karar aşamasından sorumlu olduğu ve hangi birimin nasıl etki sahibi olabileceği net değildir. Buna bağlı olarak da girift yapısından dolayı test edilebilir çıkarımları pek olmamıştır.

Grup İçi Çatışma ve Dış Politika
Hükümetlerde gruplar, problemlere optimum cevap verebileceği düşünüldüğü şekilde bölümler ve komitelere göre ayrılmıştır. Hükümetin bürokratik işlemlerinde gruplar arası ilişkilerin mevzuata ve görev tanımına uygun sürdürülmesi gerekir. Grupların iç dinamiklerindeki iki önemli unsurdan biri bir grup içerisinde bilginin nasıl yayılacağı, sunulacağı ve kullanılacağı diğeri ise bir grubun seçenekleri nasıl üreteceği, geliştireceği ve değerlendireceğidir. Bu konularla ilgili grup içi çatışmalar; yüksek polarizasyon taşıyan kilitlenme durumu, en basit eylemin gerçekleştirildiği yaygın çözüm, grubun bir kısmının katıldığı altküme çözümü ve en düşük polarizasyon – en yüksek temsiliyete sahip entegre çözüm olarak dört biçimde kendini gösterir.

Grup üyelerinin kişisel çabaları ile polarizasyon durumu ve grup dinamikleri geliştirilebilir. Birbirine zıt veya rakip opsiyonlar ile karşı karşıya kaldığında çözümsüzlüğü ortadan kaldırmak için üç farklı çatışma modeli geliştirilmiştir. Mutabakat modelinde, üyeler taşıdıkları bireysel farklılıklarına rağmen grubun varlığına verdiği önem ile ortaya atılan baskın çözümleri kabul edebilir. Bu durum groupthink modelinde bahsedilen problemleri taşımaktadır. Oy birliği modeli bireysel farklılıklara sahip üyelerin karar alma sürecinde farklılıklarından vazgeçmesi ile gerçekleşir. Bu durum iki sonuca işaret eder: ya

çözümsüzlük meydana gelecek ya da grup üyelerinin bazıları fikirlerinden dönecektir. Çoğulcu model ise bireysel farklılıkların geride bırakılmasını gerektirse de oy birliği sağlanmak zorunda değildir. Bu modelde çoğulluğun sağlanması eyleme geçilmesi için yeterlidir. Bu amaçla üyeler kendilerine en yakın fikirlere sahip kişilere yakınlaşır ve kararsızları etkileyerek kendilerine zıt görüşleri çatışmadan elemektedirler. Tüm modellerin ortak özelliği üyelerin kendilerinden feragat ederek grubun önceliğini sağlamalarıdır.

Koalisyon ve Dış Politika

Dış politikanın karar mekanizması her zaman bir lider veya bir grup tarafından belirlenmeyebilir. Bazen de alternatif olan bir diğer seçenek, politik özerk aktörlerin koalisyonu tarafından belirlenir. Bu mekanizma oldukça yaygındır. Önemli olan ise politika sürecindeki karar alma yöntemlerinin koalisyonun işleme sürecini şekillendirmesidir. Karakteristik özelliğe sahip olan bu kararlar ile ilgili şunlar söylenebilir; koalisyonda yer alan partilerin grupları bağımsız olarak hareket edemezler, diğer koalisyon ortakları ile fikir alışverişinde bulunmak zorundadırlar. Tabi ki ideolojik olarak bu ortakların oldukça ayrı görüşte olduğu göz önünde bulundurulursa bu fikir alışverişinin oldukça zor ve çekişmeli olacağı söylenebilir. Buna ek olarak karar mekanizmasında tüm aktörlerin desteği gerektiğinden birim içerisindeki aktörler diğerlerinin girişimlerini veya hareketlerini engelleyebilirler. Bu engeller kaynak kesintisi veya veto gibi eylemler olabilir.

Karar verme süreçlerini daha iyi algılayabilmek için dış politikadaki anlamlı hareketleri ve güvenilir eylemleri incelemek gerekmektedir. Koşulların uygunluğu, kullanılacak kaynakların yeterliliği gibi konularda inceleme yapılır. Karar veya anlaşma için hangi etkenlerin uygun olduğu, hangi etkenlerin konuyu sonuçsuz bıraktığı belirlenir ve uzlaşmaya varılır. Partiler hem uzlaşmaya varacağından, hem de hangi yöntemlerin nasıl, neye göre uygulayacağına karar vereceğinden koalisyon sağlıklı, faydalı, devam ettirilebilir bir dış politika için engeldir denilebilir. Koalisyonlar ile çoğunlukla çok partili sistemlerde karşılaşılsa da başkanlık sistemlerinde de görülebilir. Bilindiği üzere başkanlık sistemlerinde yasama ve yürütme muhalif partiler tarafından idare edilir ve bu iki organın karşılıklı olarak birbirlerinin politikalarını kontrol etme yetkisi vardır. Dolayısıyla başkan, bu süreçleri kontrol altında tutarak önemli kararları farklı kurumlarla paylaşmak durumundadır. Sonuç olarak özerk aktörlerin koalisyonu ile oluşan hükümetler rutinden farklı bir süreç geçirirler. Koalisyonlarda karar alma süreçleri çeşitli dış baskılarla, çıkarlar doğrultusunda ilerler. Farklı ideoloji ve önceliklerden, karşıt görüşlerden dolayı bu süreçte ciddi sorunlar olabilir, dolayısıyla koalisyon hükümetlerinin dış politika karar mekanizmasında olumsuz rol oynadığı söylenebilmektedir.

KAMUOYUNUN DIŞ POLİTİKA ÜRETİM SÜRECİNE ETKİSİ
Giriş – Kamuoyu Neden Önemlidir?

Kamuoyu çeşitli nedenlerden dolayı dış politikada önem taşımaktadır. Birinci önemi, kamuoyunun karar alıcılara yetki verip yetki almasıdır. İkinci önemi, kamuoyunun karar alıcıların hayatlarını kolaylaştırabilmesi ya da zorlaştırabilmesidir. Son olarak kamuoyu dış politika sürecini etkileyebilir veya bu sürece yön verebilir.

Kamuoyu ile Karar Alıcılar Arasındaki İletişimin Boyutları
Kamuoyu ile karar alıcılar arasındaki iletişimin çeşitli seviyeleri bulunmaktadır. Burada dört farklı boyuttan söz edilebilir.

• Elitlerin ya da karar alıcıların kamuoyunun yönlendirmesi gerekliliği yaklaşımı. Bu yaklaşımda hükümetin, kararlarını meşrulaştırmak üzere kamuoyunu yönlendirmeye çalışması amaçlanır. (Elit kavramı, hükümet içerisindeki karar alıcılar öncelikli olmak üzere – örneğin Cumhurbaşkanı, bakanlar ve üst düzey danışmanlar–medya, akademi, sanat, sivil toplum ve iş dünyası içerisinde güç sahibi olan bireyleri de kapsamaktadır.)
• Kamuoyunun dış politika yapımı sürecinde sürekli değerlendirildiği yaklaşımı. Kamuoyu bir anlamda hangi dış politika kararının seçilebileceğine dair kısıtlamaları belirlemektedir.
• Kamuoyunun karar alıcıların hangi politikayı seçeceklerini doğrudan etkileyebileceklerini savunan yaklaşım. Bu yaklaşımda kamuoyu gerçek karar verici olarak değerlendirilebilir.
• Son yaklaşıma göre kamuoyu kararları etkileyebilmektedir fakat bu etkinin derecesi kamuoyunun bir politika hakkındaki desteğine göre şekillenebilir.

Demokrasi ve Kamuoyunun Etkisi
• Kamuoyunun politikalara etkisi çoğunlukla demokratik ülkelere has bir durum olarak nitelendirilir. Demokratik ülkelerde toplumlar siyasi konularda fikir ve değerlendirmelerini daha rahat yapabilirler ve beğenmedikleri konularda haklarını kullanabilirler (gösteri, yürüyüş vb.).
• Demokratik olmayan toplumlarda kamuoyunun dış politikalara etkisi sınırlıdır. Bu sınırların çerçevesi liderin uygulamak istediği dış politikaların içeriğine göre değişebilmektedir.

Demokrasi, Siyasi Yapı ve Kamuoyunun Önemi Kamuoyunun dış politikaya etkisinin
değerlendirilmesindeki en önemli unsur siyasi yapıdır. Kamuoyunun dış politikalara etkisinin farklı demokrasilerde değişiklik gösterdiğini ortaya koyan birçok akademik çalışma mevcuttur. Bu çalışmalar, karar

alıcıların savaş ve çatışmaya yönelik kararlarında kamuoyunun caydırıcılığını daha fazla dikkate aldığını göstermektedir.

Başkanlık Sistemi

Başkanlık sisteminde siyasi güç dağılımı parlamenter sisteme oranla toplumun isteklerini savunmaya eğilim gösterir ve arzularını savunmaya daha isteklidir. Vatandaşın verdiği her oyun karşılığını bulamadığı başkanlık sistemindeki önyargı kamuoyunun sınırlı etki taşlayabileceğine yönelik olsa da, teoride bu sistemin halkın isteklerine, önceliklerine daha duyarlı olduğudur. Başkalık sistemindeki yarış iki baskın parti arasındaki rekabet tarafından yönetilir bu da seçimlerde yer alan küçük partilerin silinmesi anlamına gelmektedir.

Parlamenter Sistem
Bu sistem, başkanlık sisteminin aksine kamuoyu politikasının yönünü değiştirme konusundaki temel unsurlardan yoksundur. Tek partili hükümetlerin olduğu parlamenter sistemlerde başkanlık sisteminde olduğu gibi tek bir lidere bağlı olarak dış politika yapımı olabilir. Parlamenter sistemde çıkmaza girilmesi durumunda yapılabilecek alternatif, referanduma gidilmesidir.

Sonuç olarak bakıldığı zaman her iki sistemin de çeşitli avantaj ve dezavantajları olduğudur. En kötü durum ise çok partili hükümetlerin dış politika ve bunun içerisinde sınırlı seviyede kamuoyunun etki sahibi olabileceğidir. Daha sonra ise başkanlık sistemi gelmektedir. Olması en zor fakat olduğunda ise en avantajlı sonuçları doğurabilecek sistem ise tek partili hükümetlerin kurulduğu parlamenter sistemde meydana gelecektir.

Medya ve Dış Politika
Medya karar alıcılardan topluma ulaşacak bilginin geçtiği süreçleri kontrol ettiğinden dolayı, mevcut kontrol mekanizmasının çift taraflı olduğu söylenebilir.

• Bir yandan medya topluma verilecek bilgiyi üretirken kendi kaynaklarını kullanabilir ve hükümetin bilgi almasını sağlayabilir.
• Öte yandan medya hükümetten gelecek bilgilere bağlıdır.

Yani medya bir yandan tarafsız olarak doğru haberleri topluma sunmakla yükümlü ikin diğer bir yandan devletin politikalarını yönlendirebilecek bilgileri ele geçirme arzusu içerisindedir.

Sosyal Medya

Günümüz küresel dünyasında insanlar ve toplumlar arsındaki mesafeler kısalmış hatta yok olmuş durumdadır. Facebook, Twitter, Youtube gibi sosyal medya unsurları aracılığıyla yazılı, görsel bir bilgi veya bir durum dünyanın herhangi bir yerine rahatlıkla ulaşabilmektedir. Bu sayede her bir birey gazeteci gibi olayları görüntüleyebilmekte ve gerçekleri ortaya koyabilmektedir. Bu durumun en güzel örneği; Arap baharı olarak adlandırılan süreçte gözlemlenmiştir. Bireyler sosyal medya üzerinden örgütlenerek diktatör rejimlere karşı demokratik protestolar düzenlemiş ve toplumu örgütlemişlerdir.

Medya Kamuoyunu Nasıl Etkiler?

Bu başlık altında birçok unsurdan söz edilebilir fakat bu konuda en çok altı çizilmesi gereken unsur televizyondur. Televizyonda kullanılan görüntüler aracılığıyla medya kamuoyunu en kuvvetli şekilde etkilemektedir. Televizyonda sunulan bilgilerin görsel olması bireylerin tutumlarına önemli olarak tesir eder. Medyanın bilgiyi sunuşu iki şekilde olabilmektedir:

• Sunulan bilginin taraflı olması ve görsel malzemenin içeriğinin ne olduğuna dayalıdır.
• Yanlış bilgilendirmeden ve bu doğrultuda kullanılan görsel malzemeden bahsedilebilir.

Konu dış politika olduğunda kamuoyunun medyaya olan bağımlılığı ve medyanın verdiği bilgiye bağımlılığı artmaktadır. Bu da bireylerin dış politikaları değerlendirmelerinin belirlenmesinde önemli rol oynar.

Medyanın Bilgi Sunarken Kullandığı Araçlar

Medyanın kamuoyu üzerindeki etkisinde dikkat edilmesi gerekli 2 önemli kavram vardır:

• Bunlardan birincisi “priming”tir. Medya bazı konuları dışarda bırakarak bazı konulara ise daha çok yer vererek kamuoyunun aklında belirli bir mesaj bırakabilir.
• İkinci kavram ise çerçeveleme yani “framing”tir.
Framing, bilginin nasıl sunulduğuyla ilgilidir. Bilginin nasıl sunulduğu, hangi çerçeve içerisinde verildiği davranışları doğrudan etkileyebilir.

Medyanın Etkisi Üzerine Üç Farklı Model

Bireysel medyanın kitleleri nasıl etkilediği üzerine üç farklı modele yer verilmiştir.

  1. Hipodermik Model: Medyanın verdiği bilginin doğrudan bireylerin içine işlemesine ve davranışlarını etkilemesine dayanır. Bu modelin savunduğu argüman medyanın doğrudan bireyleri etkilemesi ve yönlendirmesidir.
  2. Asgari Etki Modeli: Bireylerin medyadan gelen bilgileri değerlendirecek hatta filtreleyecek bir takım eğilimlere sahip olduğunu varsayar. Yani birey medya karşısında tam anlamıyla savunmasız değildir. Dolayısıyla medyanın vatandaş üzerinde etkisi sınırlıdır.
  3. İnce Etki Modeli: Medyanın gündem belirleme
    ve işleme etkisini araştıran çalışmalar vatandaşın üzerinde bıraktığı hassas etkiyi ortaya çıkarmıştır. Yani medya insanlara neyi düşünmesi gerektiğini direkt olarak söylemese de ne hakkında düşünmesi gerektiğini iletmektedir.

Demokratik Düzende Medya

Demokratik bir ülkede medyanın özgür olması ilk akla gelen unsurdur. İkici unsur ise medyanın ekonomik olarak özgür olmasıdır. Bu anlamda medya ekonomik güçler ve piyasa tarafından baskı altına alınmamalıdır. Bu özelliklerin karşılanması durumda medyanın bazı özellikleri taşıyacağı düşünülmektedir.

• Medya elitler ve vatandaş arasında arabuluculuk rolü üstlenecektir.
• Medya farklı görüşlerin de bildirildiği bir platform haline gelecektir.
• Devlet işlerini sürekli olarak kontrol etme imkânına sahip olmayan vatandaş medya aracılığıyla devlet işlerini takip edecek ve bulduklarını halk ile paylaşacaktır.

Medyanın haberlerin içeriklerini etkileyen temel özelliklerini üç ana başlık içerisinde toplayabiliriz.

• Medyanın şirketleşmesi
• Medyanın tek bir elde toplanması
• Medyanın holdingleşmesi

Kamu Diplomasisi

Kamu diplomasisi, diplomatik araçlarını bir başka devletin kamuoyunu etkilemek üzere kullanılmasını önerir. Burada amaç diğer devletlerin hükümetleriyle iletişime geçmektense direkt olarak halklarıyla iletişime geçilmesidir. Soğuk savaş döneminde Amerikalı siyaset yapıcılar ve akademisyenler tarafından ortaya atılan kavram, propaganda ve iletişim araçlarının kullanımıyla kamuoyunu etkilemeyi hedeflemektedir. Yumuşak gücün kullanımına oldukça uygun olan bu kavram bu sayede bir devletin diğer bir devlet üzerinde kendi çıkarlarına uygun ortam yaratmak üzere girişimde bulunması olarak tanımlanabilir. Buna örnek verilecek olunursa, yakın dönemde, özellikle 11 Eylül sonrasında ortaya çıkan küresel anti Amerikan imajını düzeltmek üzere yoğun bir şekilde kamu diplomasisinin kullanıldığı görülmektedir. Kamu diplomasisinin dolaylı bir amacı da bunu kullanan ülkelerin uluslararası güvenliğini artırmaktır. Eğer kamuoyu, kamu diplomasisi yapan ülkeye destek verecek olursa bu sayede toplumun kendisine gelebilecek olan tehditleri sınırlayacaktır. Kamu diplomasisinde farklı yöntemler kullanılmaktadır.

• Yazılı görsel basında olumlu haberlerin yayınlanması,
• Üst düzey ziyaretlerin gerçekleştirilmesi,
• Kültürel faaliyetler aracılığıyla toplumlar arasındaki bağların kuvvetlendirilmesi.

Kamu diplomasisi gelişmekte olan etkili diplomasi araçlarından biridir. Bu araç sayesinde devletlerarası ilişkilerin daha barışçıl ve kamuoyu üzerinden ilerlemekte olduğu söylenebilir.

DEVLETİN DIŞ POLİTİKA YAPIMI
Giriş
Devletler arası ilişkiler, dış politika analizi olarak nitelendirilmektedir ve bu ünitede devletler arası dış politika karar alma süreci anlatılmaktadır. Devletler, karar alma sürecinde, siyasal sistem içerisinde etki ve güç kazanmaya çalışmakta ve bu sistemde devlete ait özellikler devletlerin dış politika standartlarını göstererek devletlerin güç seviyeleri belirlenmektedir.

Devlete Ait Özellikler
Bir devletin gücü aşağıdaki unsurlar ile değerlendirilir.

  1. Askerî Güç
  2. Ekonomik Güç
  3. Gücün Tanımlanması
  4. Karşılıklı Bağımlılık
  5. Ulusal Rol Kavramı
  6. Yumuşak Güç
  7. Kültür
  8. Uluslararası Sistem ve Kutuplaşma 1. Askerî Güç
    Askerî güç devletin sahip olduğu asker sayısı, tank, helikopter, savaş uçağı, füze, donanma büyüklüğü ve bunların yanında orduya ayrılan bütçe ve askerî harcamalar ile belirlenmektedir. Ülkelerin askerî güçleri ekonomileri ile doğru orantılıdır. Askerî harcamalara fazla bütçe ayırabilen ülkeler yeni teknolojik gelişmeleri takip ederek askerî yeteneklerini de geliştirir. Ayrıca, günümüzde bir ülkenin nükleer ya da biyolojik silah sahibi olması, askerî güç ve uygulayacağı dış politikada oldukça etkili bir niteliğe sahiptir.
  9. Ekonomik Güç

Bir ülkenin ekonomik gücü, Gayrisafi Milli Hasıla (GSMH)’nın büyüklüğüne ve kişi başı gelir miktarına göre değerlendirilebilirken, ülkenin endüstrileşmesi de ekonomik gücün belirlenmesinde oldukça etkilidir. Endüstrileşmesini tamamlayan ülkeler, oldukça gelişmiş bir sanayiye sahiptir ve bu ekonomik güç askerî gücü destekleyen en önemli özelliktir. Sanayileşme askerî gücü beslerken geniş bir ekonomik pazara da sahip olmayı sağlamaktadır. Ülkenin ekonomik istikrarı, işsizlik, enflasyon seviyesi, iç ve dış borç, cari açık miktarı ve geleceğe yönelik yatırımlarda ekonomik gücü etkilemektedir

  1. Doğal Kaynaklar

Bir ülkenin sahip olduğu doğal kaynaklar ve bu kaynakların zenginliği o ülkenin dış politika tavrının belirlenmesinde önemli bir etkendir. Günümüzün en gerekli ihtiyaçlarından olan petrol, doğal gaz, yeni teknolojilerde kullanılan bor gibi kaynakların yanında su kaynakları ve orman havzaları da oldukça önemlidir. Burada dikkat çekilmesi gereken durum, doğal kaynakların zenginliğinin yanı sıra bu kaynakların işlenebilmesi ve kullanılır duruma getirilebilmesidir. Aksi

takdirde bu kaynakların işlenebilmesi için farklı devlet güçlerinin kontrolü altına girilebilir.

  1. Demografik Özellikler

Bir ülkenin demografik yapısı ülkenin nüfus genişliği, genç-yaşlı oranı, nüfusun eğitim seviyesi, etnik yapı, gelir dağılımı ve benzeri faktörler ile belirlenir. Ülkenin nüfus genişliği ve yaş oranı iç pazarı, savaş anında kullanılabilecek insan gücünü ve geleceğe yatırım gibi durumları belirlerken, endüstrileşmenin gelişmesinde de etkili olur. Etnik gruptaki homojenlik ya da tersi durumlar ülkenin iç dinamiklerinde önem taşır. Eğitim seviyesi ve gelir dağılımı ise toplumun özüne ait önemli birer kriterdir. Eğitim seviyesi düşük ülkeler, yeterli sayıda kalifiye elemana sahip olamadıklarından, dış politikalarında diğer ülkelerin baskısı altında kalmakta ve kısıtlamalara uymak zorundadır. Gelir dağılımındaki eşitsizlik ise iç dengelerin bozulmasına sebep olur. Demografik yapı ülkenin insan gücünün özelliklerini göstermekte ve sahip olunan bu özelliklerin iyi durumu ülkenin dış politikasını oldukça etkilemektedir.

  1. Coğrafi Konum

Bir devletin dış politikasının belirlenmesinde coğrafi konumunun, yani dünya üzerindeki yerinin önemi oldukça büyüktür. Ülkenin coğrafi konumunun stratejik bölgede olması, ada veya kıta devleti olması, denizlere sınır olması, ülkenin yüz ölçümü önemli coğrafi özelliklerdir ve ülkenin dış politikasının güçlenmesine yardımcı olur. Bunların yanında ülkenin, ticaret yollarına sahip olması ya da yakınlığı, ticari ve ekonomik güç açısından önem taşımaktadır.

  1. Siyasal Sistem

Ülkelere ait siyasal sistem ve yönetim biçimi dış politika kararlarını doğrudan etkilemektedir. Savaş, çatışma durumlarında, askerî kararlar alınması gerektiğinde devlet içi işleyiş siyasal sisteme bağlı olarak çalışır. Hükümetin kuruluşunda, parlamenter sistem, başkanlık ya da yarı başkanlık sistemlerinin kararlaştırılmasında siyasal yapı önem taşır. Ayrıca, bir ülkenin siyasal sisteminin demokrasi olup olmaması da dış politika hareketlerini oldukça etkilemektedir.

  1. Tarih

Bir ülkenin tarihi, ülkenin doğrudan gücünü etkilemese de, uzun bir geçmişe sahip olan ülkeler kendilerini bulundukları bölgenin önemli bir gücü olarak gösterebilirler. Bir ülkenin tarihinde kolonize yaşam gerçekleşmişse, bu ülkenin diğer ülkelere kıyasla dışarıya bağlılıkları fazla, kendilerine olan güvenleri ise daha az olabilir.

  1. Kültürel Yapı

Kültürel yapı devletin sahip olduğu somut özelliklerin dışında, subjektif ve soyut kavramlar içerir. Kültür, geçmişten gelen tarihi değerler ile birlikte topluma iletildiğinde kültürel yapıyı oluşturur ve özünde bireylerin devletlere olan inanç ve tutumları yer alır. Bu inanç ve tutumlar doğrultusunda ortaya çıkan kısıtlamalar ile devletlerin dış politika karar alma süreçleri şekillenebilir.

Devletlerin Nitelikleri ve Güç Tanımı

Devletlerin sahip olduğu ekonomik büyüklük, askerî yapı, doğal kaynaklar gibi güçlerin öncelikleri farklı devletlere göre değişebilir ve bu güçler her ülke için eşit önem taşımayabilir. Böylece, devletler sahip oldukları nitelikler dahilinde dış politika kararlarını belirlemektedirler. Devletlerin sahip olduğu güçlü coğrafi ve demografik özellikler devletin gücünün artmasına yardımcı olabilir fakat bu her zaman devletin güçlü olacağı anlamına gelmez ve her zaman doğru orantılı değildir. Aynı zamanda, devletler coğrafi konumlarına göre askerî donanmasını geliştirdikleri zaman doğru karar vermiş olurlar. Devletlerin, sahip oldukları özelliklerin sadece birine ya da birkaçına göre dış politika kararı alması doğru değildir. Önemli olan bu özelliklerin nasıl kısıtlamalar yarattığı ve bu kısıtlamalara dikkat edilerek nasıl bir politika düzenleneceğidir.

Kısıtlamalar ve Dış Politika Kararları

Devletleri küçük, orta ve büyük güç olarak sınıflandırmak, sınırlandırma kategorileri tam belli olmadığından dolayı çok net bir yaklaşım değildir, fakat büyük güç olabilmek için sahip oldukları güçleri doğru ve küresel düzeyde kullanabiliyor olmaları gerekmektedir. Orta büyüklükteki devletler, askerî güçten ziyade siyasi güçlerini kullanan devletlerdir ve amaçları daha çok barışı korumak, işsizliği azaltmak ve sürdürülebilir kalkınmayı sağlamaktır. Orta büyüklükte güce sahip olmak, bölgesel güce sahip olmakla aynı şey değildir. Bölgesel güç sahip olduğu coğrafi konuma göre değişiklik gösterir. Küçük ve zayıf güce sahip devletlerin ise başka devletler üzerinde etkisi çok azdır, güçleri nadiren kullanılır ve dış politikaları kısıtlamalar ile oluşturulur.
Güçler Arası Eşitsizlik ve Dış Politika Kararları Devletlerarası güçlerin eşit olmamasına rağmen
aralarındaki ilişkilerin karşılıklı bağımlılık ilkesine bağlı
kalması beklenir fakat bu pek mümkün değildir. Bu durumda küçük güçlere sahip zayıf ülkelerin dış politika kararları, kendilerinin bağımlı oldukları unsurlara göre belirlenir. Sınırlı şartlar altında dış politikasını belirlemek isteyen küçük devletler sayılı seçeneklere sahiptir. Bunların başında, dış politika karar alıcıları daha güçlü bir devletin politikasını gönüllü olarak kabul eder, aksi takdirde daha güçlü devlet kendi politikasını zorla kabul ettirir ve baskıcı bir tavır sergiler. Bunların dışında küçük devlet bağımlılığa karşı gelmeyi tercih eder ve bu durum güçlü devletleri rahatsız edebilir ve daha baskıcı bir politikaya geçmelerine sebep olabilir. Son ve üçüncü olarak, küçük devletlerin liderleri denge odaklı dış politika sergileyebilirler, bu durumda liderler kendi halklarını dinleyerek halkına bağlı hareket ederler.

Güç ve Ulusal Rol Kavramı

Devletlerin gücü, kapasitesi ve nasıl sınıflandırıldığı, devletlerin ölçülebilir farklılıklarına odaklanmıştır fakat bu durum onların uluslararası politikadaki rolü hakkında net bilgi vermeyebilir. Karar alıcılar devletlerinin yeteneklerini daha iyi bilir, diğer devletler ile ilişkilerinde tarihi geçmişi de göz önünde bulundururlar ve gücün uluslararası dağılımı, devletlerarası tek taraflı kısıtlamalar hakkında bilgi verir. Aynı zamanda karar alıcılar devletlerarası ilişkilerin sabit kalmasını ya da yavaşça değişimini izleyerek bir devletin ulusal rol kavramını öngörebilirler ve ulusal rol kavramı dış politika için geniş taslaklar önerir. Ulusal rol, devlet ile sistem arasındaki etkileşim ve devletin kendi algıları olarak ifade edilirken, beklenen ve uygun davranışların sergilenmesini içerir. Ulusal rol kavramı, devletin sistemde bulunduğu yer, pozisyon ve beklenen dış politika tutumlarını içerir. Devletlerin ulusal rol kavramını, devlet bireylerinin çoğu tarafından aynı düşüncenin paylaşılmasıyla ya da karar alıcılar tarafından nasıl davranılması konusunda sahip oldukları fikre göre belirlenebilir. Aynı zamanda rol teorisi içerisinde sınıflandırma da yapılmaktadır; bu sınıflandırmada sistem içerisinde yükselmeye çalışan devletler acemi taraf, uluslararası sistemde ilişkilerin belirlenmesini etkileyen ise büyük güçlerdir.
Ulusal Rol Kavramının Türkiye’ye Uyarlanması Türkiye’de 2002 yılında değişen hükümet ile birlikte
ulusal rol algısının dış politikaya nasıl yön verdiği
incelenebilir. 2002 yılından itibaren Başbakan ve Cumhurbaşkanı danışmanı, 2009 yılından itibaren de Dışişleri Bakanı olarak görev yapan bakanımız, yani karar alıcı bakan tarafından dış politika oldukça aktif bir döneme gelmiştir. Yalnızca stratejik öneme dayalı dış politika anlayışından uzaklaşılarak, tarihi ve coğrafi derinlikleri temel alan bir tercih savunulmuştur. Bu politikanın temelleri; komşular ile sıfır sorun ve çok boyutlu dış politika izlenmesidir. Türkiye coğrafi ve tarihi olarak çeşitliliklere sahip bir ülkedir. Coğrafi olarak Akdeniz ülkesi olması yanında; Orta Doğu, Avrupa, Asya ve bir parçasıyla da Kafkas ülkesiyken, tarihi olarak da derinliklere sahiptir. Bu unsurlar göz önünde bulundurulduğunda daha aktif bir dış politika izlenmesi ve ulusal rol kavramının değiştirilmesi düşünülmüştür. Bu değişen ulusal rol tavrından sonra Türkiye, Balkanlar’da, Orta Doğu’da ve Kuzey Afrika’da etkin bir rol üstlenmeye başlamıştır. Kısacası, Türkiye 2002 yılında değişen hükümetten sonra birden çok coğrafyaya ait özellikler gösterdiği ve bu coğrafyalarda bulunan devletler ile tarihi bağları olduğu için, gelişmeleri uzaktan izlemek yerine süreçte etkin olmayı tercih etmiş ve böylece etkin bir biçimde rol almıştır.

Yumuşak Güç ve Dış Politika Yapımı

Güç, geleneksel olarak askerî için kullanılmış bir terimdir, bunun yanında ekonomik güç, askerî güç kadar belirgin olmasa da efektif bir şekilde kullanılabilir fakat bazı durumlarda ekonomik gücün beklenen sonuçları yaratmadığı görülür ve bu durumlarda yumuşak güç (soft power) uygulanır. Yumuşak güç, askerî ve ekonomik güç kullanmadan başka devletlerin sizin istediğiniz gibi hareket etmesini sağlamaktır, maddi ya da zorlamanın yerine psikolojik bir boyutta uygulaması vardır. Yumuşak güç uygulanmasında devletlerin ortak çıkarlar doğrultusunda, ince dengelerde dış politika uygulaması beklenir ve yumuşak güç uygulayan devlet, diğer devletler tarafından daha olumlu karşılanır. Bu gücü büyük, orta ve küçük güçlere sahip tüm devletler kullanabilir.

Kültür ve Dış Politika

Devletlerin sahip oldukları güçler ve uluslararası platformda üstlendikleri rollerin yanında sahip oldukları kültürel yapı da dış politika oluşturmalarında oldukça etkilidir. Kültürel dinamikler göz önünde tutulduğunda uluslararası ilişkilerin nasıl şekillendiği daha iyi görülebilir, kültür odaklı değerlendirmeler güç odaklı değerlendirmelerin açıklayamayacağı unsurlar içerir. Devletlerin netleşmiş kültürel yapıları belirsizliği ve stresi azaltarak dış politika yapım sürecini kolaylaştırır. Aynı zamanda devletin sahip olduğu kültürel yapı, devletlerin uluslararası sistemdeki diğer devletlerle nasıl etkileşime gireceği, yaşadıkları deneyimler ve üstlendikleri ulusal rol kavramı hakkında yardımcı olacaktır.

Kutuplaşma ve Dış Politika

Uluslararası ortamda, karar alıcılar öncelikle kendi devletinin çıkarlarını göz önünde tutarak daha sonra da diğer ülkelerin karar alıcılarını dikkate alarak dış politikalarını belirler ve uluslararası ortam şekillendirilir. Uluslararası ilişkilerde devletlerin dış politika öncelikleri şu şekillerde sıralanabilir:

• Uluslararası kutuplaşma düşük ise devletin, dış çıkarlarına iç çıkarlarından daha fazla önem vereceği ön görülmüştür aksi takdirde tersi beklenir.
• Devletin iç dengeleri arasında kutuplaşma düşük ise devletin iç çıkarlarına dış çıkarlarından daha fazla önem vermesi beklenir. Hükümetin siyasi dinamiklerinde sıkıntılar olduğu takdirde de, devletin iç siyasi çıkarlarına öncelik vereceği düşünülür.

Uluslararası Dinamikler ve Kutuplaşma

Uluslararası sistemde devletlerin ilk amacı kendi sürekliliklerini ve çıkarlarını gözetmektir, bu sistem içerisinde devletlerarası iletişim devletlerin sahip olduğu siyasi, ekonomik ve ideolojik kapasite ve güce göre gerçekleşir. Kutuplaşmalar, gücün eşitsizliği ve bazı ülkelerin diğer ülkelere kıyasla daha önemli güç merkezlerine sahip olmaları ile gerçekleşir, dolayısıyla kutuplaşma uluslararası çıkarların belirlenmesinde önemli bir etkendir. Uluslararası sistemde çok kutuplu bir sistem, iki kutuplu bir sisteme göre daha zayıftır, kutup sayısı arttıkça devletlerarası güçler birbirine yakınlaşacağından

dolayı çatışmalar ve birbirleri üzerinde baskınlık kurma çabaları artabilir. Çok kutuplu sistem içerisinde ülkelerin özgürlük hareketleri artmakta ve ülkenin kendi içerisinde yaşadığı baskıların da azalmasına sebep olmaktadır. Ulusal ve uluslararası durumlar incelendiğinde bir diğer önemli husus, hangi gücün diğerine göre hakimiyeti olduğudur ve bu durum devletlerin kapasitelerine göre değerlendirilebilir. Uluslararası sistemde gücün nasıl dağıldığına dair bilgi verilebilir fakat devletlerarası ilişkilerde değerlendirme yapılamaz. İki devlet arasında çıkan anlaşmazlıkta devletler dış politika kararlarını belirlemek zorunda kalır. Bu durumda devletlerin demokrasi devleti olup olmaması önemlidir; demokrasi devletlerinin daha barışçıl çıkarlar gözetmekte olduğu öngörülmektedir. Dış politika yönteminin kurgulanması zor ve çok yönlü bir süreç olduğundan dolayı uluslararası sistemdeki tüm dinamikler göz önünde bulundurulmalıdır.

Devlet İçi Dinamikler ve Kutuplaşmalar

Devletler öncelikle kendi sürekliliklerini sağlamaya ve uluslararası yönetimde kalmaya çalışırlar ve bunun için de iç ve dış çıkar ayrımları görülür. İç çıkar, yönetimde kalabilmek adına politika geliştirmek iken; dış çıkar, uluslararası sistemde varlıklarını sürdürebilmektir. Devletler devamlılıkları için politik, ekonomik ve ideolojik politikalar belirlerler ve iç sistemde politik boyut, ekonomik ve ideolojik boyutlara göre daha önemlidir, çünkü siyasi güvenlik diğerlerinden daha önemlidir. Uluslararası ilişkilerde ise ekonomik çıkarlar siyasi çıkarları etkilemediği sürece önem kazanır ve üst seviyede tutulmaya çalışılır, çünkü siyasi boyut daha önemlidir. Bir devletin dış politika kararları almasında ulusal ve uluslararası etkenler, değişkenler göz önünde bulundurulmalı, sahip olunan özellikler farklı açılardan değerlendirilmeli ve en doğru şekilde karar verilmeye çalışılmalıdır.

UYGULAMA 1: LİDERLERİN DIŞ POLİTİKA YAPIM SÜRECİNE ETKİSİ
Giriş
Türk dış politikası içerisinde liderlerin nasıl rol oynadıkları üzerine bir sunum yapıldıktan sonra yakın dönem Türk-Yunan ilişkileri liderlere ait özelliklerden yola çıkılarak incelenmiştir.

Türk Dış Politikasında Liderler
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde siyasi liderler her zaman önemli siyasi güç sahibi olmuşlardır. Genel olarak Türk siyasal yaşamı, lider merkezli olmuştur. Türk siyasetinde liderlerin kişilikleri tercihleri ve inançları siyasetin her aşamasındaki ilerleyişin belirleyicisi olmuştur.

Lider, iç siyasetin ve parti içi siyasetin belirlenmesinin ve seyrinin önemli merkezi olmasının yanı sıra Türk dış politikasının belirlenmesinde de aynı etkinliği devam ettirmiştir.

Bu yüzden Türk siyasi liderlerinin özellikle de başbakanlarının bireysel özellikleri, Türkiye’nin dış politika davranışının anlaşılmasında yol gösterici olduğu düşünülmektedir.

Türk dış politikasının yapımında herhangi bir başbakanın rolünü anlamak için, elbette ki onu çalıştığı bürokratik organizasyon ve kültürel uygulamalar içinde de- ğerlendirmek gereklidir. Tarihsel anlamda, Türk dış politikası başbakan ile birlikte başka aktörleri de içermiştir: Dış işleri bürokrasisi, Genelkurmay başkanlığı, Cumhurbaşkanı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi bunların başında gelir.

Siyasi liderlerin profilleri “uzaktan analiz” yöntemine dayanılarak yapılmaktadır. Bu yöntemin veri kaynakları liderlerin sözlü ya da yazılı açıklamalarıdır. Bu veri kaynakları şunlardır;

• Mülakat
• Konuşma
• Basın toplantıları
• Kişisel notlar
• Anılar

Siyasi liderlerin politika üretme süreçlerine etkilerini araştırmak için geliştirilmiş yöntemler arasında liderlik özellikleri analizi ve operasyonel kod analizi bulunmaktadır.

Yakın Dönem Türk-Yunan İlişkileri: Liderlik Özellikleri Analizi İle Çiller ve Erdoğan Karşılaştırması

Liderlik özellikleri analizi ya da lider kişilik analizi yöntemi Margaret Hermann tarafından psikoloji araştırmaları ve kişilik testleri temel alınarak geliştirilmiştir. Bu metot, siyasi liderlerin söyledikleri sözlerin içerik analizi yapılması ile profillerini oluşturan bir metottur.

Liderlik özellikleri analizi sadece hazırlıksız olarak yapılan açıklama metinleri (mülakat gibi) kullanılarak yapılmaktadır.

Bu yaklaşıma göre, liderler tarafından söylenen belirli sözlerin, belirli kişilik özelliklerini yansıttığı kabul edilmektedir.

Liderlik özelikleri analizi yönteminde, liderlerin kişilikleri ve liderlik stilleri yedi özellik üzerinden yoğunlaşmaktadır;

  1. Liderlerin olayları kontrol etme yeteneğine olan inancı
  2. Kavramsal derinlik
  3. Liderin güç ihtiyacı
  4. Diğerlerine karşı duyulan güvensizlik derecesi
  5. Liderin kendi grubuna karşı ön yargısı
  6. Özgüven
  7. Güven yönelimi

Liderlerin kişilik özellikleri bu yedi maddenin bileşeni olarak tasarlanır. Liderin kişilik haritasını çıkaran bu maddeler ayrıca liderin liderlik tarzını da ortaya çıkarır.

Yapılan çalışmalar neticesinde, Liderlik Özellikleri Analizinin ileri sürdüğü bu yedi kişilik özelliğinin şu davranışlarla bağlantılı olduğu kanıtlanmıştır:

  1. Bir liderin çevresinden gelen sınırlama ve engellere meydan okuma veya kabullenme eğilimi
  2. Liderin dışardan bilgi ve danışmanlık almaya olan açıklığı ve liderin kurduğu danışmanlık sistemlerinin yapısı
  3. Liderlerin ülkeleri veya organizasyonları için seçtikleri politikalar

Liderlik Özellikleri Analizi, Türk dış politikası çalışmalarına yeni girmiş bir yöntemdir. Yakın dönemde yapılan çalışmalar Türk liderleri hakkında daha fazla bilgi sağlamakta ve dış politika kararlarını liderlerden yola çıkarak açıklamamıza yardımcı olmaktadır.

Kardak sürecinde başbakan olan Tansu Çiller’in dış politika kararlarıyla Mart 2003’ten Ağustos 2014’e kadar başbakanlık görevini sürdüren Recep Tayyip Erdoğan’ın dış politika kararlarını karşılaştırabiliriz.

Liderlik özellikleri analizi sonuçlarından önce, kısaca Tansu Çiller’in ve Recep Tayyip Erdoğan’ın genel olarak nasıl algılandıklarını ele alalım. Tansu Çiller ‘güç kaygıları olan, egoist çıkarlarını gözeten, kavgacı’ bir liderlik sergilemiştir. Recep Tayyip Erdoğan ise dinî inançları ön planda olan ama pragmatik bir liderdir. Onur/şeref ve sadakat Erdoğan için en önemli kavramlardandır.

Başkalarına duyulan güvensizlik ve kendi grubuna olan ön yargılara bakıldığında Çiller’in diğer Türk başbakanlara göre yüksek bir skoru olduğunu gözlemliyoruz. Buna karşılık Erdoğan’ın skorları onun dünyayı tehditlerden ibaret görmediğini ve daha ziyade mevcut şartlardaki fırsatları ve ilişkilerini kullanarak kendi için en iyi sonuçlara ulaşmak üzerine odaklandığına işaret eder.

Karar alma süreçlerinin diğer önemli aktörlerinden bir tanesi de bireylerinin etkileşiminin önem kazandığı küçük gruplardır. Türk-Yunan ilişkilerini ve Türk dış politikasını genel olarak karar verici küçük gruplar düzeyinde çalışmak bireysel ve toplumsal öğeleri açıklamaktan daha zordur. Zira liderler toplum önünde oldukları için yazdıkları ve söyledikleri ile psikolojik analizlerini yapmak mümkündür.

Soğuk Savaş Sonrası Türk Başbakanlarının Operasyonel Kodları

Operasyonel kod analizi, bir liderin siyaset dünyasını, kendi ve diğerlerini nasıl algıladığını ve bu inandıkları sebebiyle hangi taktikleri tercih ettiğini açıklamaktadır. Bu araştırma yöntemi çeşitli aşamalardan geçerek günümüzdeki şeklini almıştır.
Operasyonel kod analizi geleneksel olarak liderlerin konuşma metinleri üzerinden yapılmaktadır.

Operasyonel kod analizi, karar alıcıların siyasi düşüncelerinin incelenmesine ve liderin düşüncelerinin, siyasi durumlara karşı eğilimlerinin, dış politika kararını nasıl tercih ettiklerinin anlaşılması için önemli bir araçtır. Operasyonel kod analizinde, liderin “insan ilişkilerinde güç kullanımına dair bildikleri, hissettikleri ve istekleri nedir?” sorusuna yanıt aranmaktadır.

Operasyonel kod analizinde, bir siyasi liderin inanç sistemi üzerine odaklanılmaktadır. Liderlerin kullandıkları kelimelerin kendilerini yansıttığı kabul edilmektedir.

Analiz, fiillerin amacı, zamanı, hedefi üzerine kurulu olan sistematik ve sayısal bir yöntem olan VICS (Verbs in Context System) ile yapılmaktadır. VICS sisteminde genel olarak iki veri kaynağı üzerinde durulmaktadır;

• Kişinin genel (kamuoyu önünde: konuşmaları, bildirileri, röportajları ve basın toplantıları
• Özel (günlükleri ve mektupları gibi) açıklamalarındaki kelimelere odaklanarak yapılmaktadır.

Operasyonel kod kavramı, Türk dış politikası çalışmalarına oldukça yabancı bir terimdir. Operasyonel kod kavramının ve yönteminin Türk dış politikasına yeni giriyor olması sebebiyle buradaki sunuş operasyonel kod yönteminde temel endeks olarak adlandırılan ilk felsefi (philosophical) inanç P-1 siyasi evrenin aslı ve yine ilk araçsal (instrumental) inanç I-1 strateji yönü ile sınırlı tutulacaktır. P-1 endeksi bir liderin politik evrendeki diğer aktörlerin hedeflerine nasıl yaklaştığı ve hedeflerini nasıl tanımladığı hakkındaki inançlarına karşılık gelir. İlk araçsal inanç endeksi, I-1 endeksi, bir liderin politik amaçlarına stratejik yaklaşımıdır.

Felsefi (philosophical) inançlarına göre, Türk başbakan(lar)ı, siyasi evrenin aslının (P-1) biraz dostça olduğuna inanır. Bir Türk başbakanının, araçsal

(instrumental) inançlarına göre, strateji yönü (I-1) kesinlikle iş birliği üzerinedir (S:113 Tablo 6.1’i inceleyiniz).

UYGULAMA 2: KAMUOYUNUN DIŞ POLİTİKA YAPIM SÜRECİNE ETKİSİ

Giriş

Kamuoyunun, hükümetlerin dış politika sürecindeki karar ve davranışlarında etkisi bulunmaktadır. Bu etkinin derecesi bir ülkede demokrasi olup olmamasına bağlıdır. Demokratik ülkelerdeki toplumlar siyasi konulardaki fikirlerini rahat bir şekilde ifade edip fikrine ters düşen konularda demokratik haklarını kullanabilirken (protesto, yürüyüş, grev), demokratik olmayan ülkelerde kamuoyunun etkisi yetersiz olabileceği gibi hiç dikkate de alınmayabilir.

Karar Alıcılar İle Kamuoyu Arasındaki Etkileşimin Dış Politikaya Yansımaları

Kamuoyunun, demokratik sistemde önemli bir rol oynadığı varsayılmaktadır. Bunu özetleyecek olursak;

• İlk olarak, demokratik ülke vatandaşları, ülkelerinin uluslararası savaşlara girmelerine karşı çıkarlar. Çünkü savaşın yükünü hem manevi değerler açısından hem de vergi olarak taşımak zorunda kalacaklardır.
• İkinci olarak, politikacılar siyasi güçlerini kaybetmemek adına, seçmenleri kendilerinden uzaklaştıracak herhangi bir kararı uygulamaktan kaçınırlar. Bu nedenle dış politika kararlarında “kırmızı çizgileri” geçmeyecek, ülke çıkarlarını ve iradesini bozmayacak girişimlerde bulunmaya özen gösterirler.
• Üçüncü olarak, politikacıların seçilme istekleri göz önünde bulundurulduğunda kamuoyunun demokratik liderlerin ülkelerini güçlü bir halk isteği olmadan savaşa sürüklemelerini engellediği görülmektedir.

Yukarıdaki durumun aksine otokratik liderler ülkelerini savaşa sürükleme konusunda daha isteklidirler. Seçim kaygıları olmadığı için kamuoyunun etkisi sınırlıdır ya da hiç yoktur. Karar alıcıların tutumu ülkedeki dış politikanın içeriğini belirler.

Kamuoyunun dış politikada nasıl dikkate alındığını farklı açılardan ele alarak örneklendirelim:

Bayrak Etrafında Bütünleşme ve Kıbrıs Harekâtı

Savaşlar, hükümetler için çok önemli kararlardır. 2003 yılında ABD ve müttefikleri gerekçesi güvenilmeyen bilgilere dayanan sebeplerle Irak’ı işgalinde kamuoyu, Bush hükümetine büyük destek vermiş ama savaş uzayıp, ölü sayısı, askeri ve finansal maliyet arttıkça desteğini düşmüştür. Kıbrıs Barış Harekâtına bakıldığında, 1974’te Ecevit hükümeti Kıbrıs’a iki aşamalı bir harekât düzenlemiştir. Birincisi uluslararası hukuka uygun bulunmuş fakat ikincisi ‘yasa dışı’ olarak nitelendirilmiştir. Böyle olmasına rağmen Türk kamuoyunun Ecevit’i desteklemesi ikinci harekâtın yapılmasında büyük etken olmuştur. Sonuçları yeterince

okunamayan 2. Harekâtın neticesinde Avrupa ülkelerinin ve ABD’nin Türkiye’ye siyasi ve ekonomik yaptırımları olmuş ve bu yaptırımlar sonucunda kamuoyu faturayı Ecevit hükümetine keserek iktidardan indirmiştir.

Kamuoyunun Lidere Olan Desteği: Türk-İsrail
İlişkilerine Uygulama

Kamuoyunun, İsrail üzerindeki değerlendirmesinin, hükûmetin insani yardım taşıyan gemilerin Türk sularından çıkmasına izin vermesinde ve Mavi Marmara krizinde, Filistin’e yapılan askeri saldırılarda nasıl bir rol oynadığı incelenmesi gereken bir konudur. 1990’lardan günümüze Türkiye’nin İsrail politikası düşünüldüğünde dönemin iktidarının ve sonraki Ecevit hükümetinin sınırlı yaklaşımları kamuoyundan tepki görmüştür. Fakat Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde İsrail’e karşı değişen tutumlar ve Davos krizi sonrası Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü lider imajını kuvvetlendirerek kamuoyunun takdirini kazanması dış politikada ki tutumların kamuoyu üzerinde ne derece etkili olabildiğini göstermektedir.

Liderlerin Kamuoyunu Yönlendirmesi: İran’ın Yakın Dönem ABD Dış Politikası

İran-ABD ilişkileri üzerinden gidilecek olursa,

• 1953 yılında Başbakan Musaddık’ın CIA ve MI5 aracılığıyla koltuğundan inmesi, İran halkının ABD’yi suçlamasına neden olmuştur.
• 1960-1978 arasında Şah Rıza ABD ile iyi ilişkiler kurmuş fakat İran İslam Cumhuriyeti’nin lideri Humeyni iki ülke arasındaki ilişkiyi çatışmaya döndürmüştür.(Tahrandaki ABD büyükelçiliğini öğrencilerin işgal etmesi ve 444 günlük diplomatik kriz olayı gibi)
• İran-Irak savaşında ABD Lübnan’da esir alınan vatandaşları için İran’a silah satmış, karşılığında alınan parayla Nikaragua’daki gerillaları desteklemiştir.(İran-Contra skandalı) bu da iki ülkenin hangi durumda iletişime geçtiğini göstermiştir.
• 11 Eylül saldırılarında ABD’nin İran’ı hedef alması ve İran’ın nükleer güç olma isteği iki ülkenin ilişkilerini çıkmaza sokmuştur.

İki ülke arasındaki ilişkileri düzeltmek adına net bir sonuç bulunamamıştır. Aralarındaki inişli çıkışlı gelişmelere göre her iki ülkede de farklı yöntemler kullanılmaktadır. Bu durumu anlamak için iki farklı teoriden bahsedeceğiz:

Dikkat dağıtma savaş teorisi: Lider iç politikadan aldığı olumsuz değerlendirmeleri yok etmek için ülke dışından bir sorun bularak dikkati dış politika üzerinde yoğunlaştırmaya çalışır.

Çatışmadan stratejik kaçınma teorisi: Lider, karşı tarafın iç politika çıkarlarını göz önünde bulundurarak hareket eder. Bu teori bize daha çok güçsüz devletlerin güçlü devletlere karşı hangi durumlarda ne kadar ileri gidebileceklerini gösterir.

Birinci teoriye göre, İran iç politikasındaki karışıklıkları gündemden düşürmek amacıyla ABD’ye karşı saldırgan tutum izleyerek halkını yanında tutmaya çalışması düşünülebilir. Fakat yapılan çalışmalar bu teorinin İran’ın tutumunu açıklamakta yetersiz kaldığını göstermektedir.

İkinci teoriye göre, İran’ın Irak savaşındaki tutumunu düşünecek olursak, Irak savaşının uzamasıyla sıkıntıya düşen, iç politikada çalkantılı dönemde olan ABD’ye karşı İran agresif bir dış politika yerine stratejik davranmıştır. İran ABD kamuoyunu gözeterek ABD’yi karşısına almak yerine ılımlı davranarak çatışmadan uzaklaşmıştır.

Bu örneklerden de anlaşılacağı üzere, kamuoyu liderlere etkin şekilde yön verebileceği gibi bazı liderler de kamuoyunu kendi istekleri doğrultusunda değiştirebilir. Burada vurgulanması gereken kamuoyu, dış politika kararlarında hükümetler ve karar alıcılar üzerinde etkilidir.

Medya ve Türk Kamuoyu

Medya üzerine düşünüldüğünde iki unsur önemlidir:

• Medyanın özgür olması
• Medyanın ekonomik açıdan özgür olması

Bu unsurlara sahip medyanın üç temel özelliği bulunur:

• Medya karar alıcılar(elit) ile halk arasında ara bulucu rolü üstlenir.
• Farklı açılara sahip elitlerin, kurumların, vatandaşların sesini duyurur.
• Etkili bir denetçi vazifesi taşır.

Devletin her yaptığını her zaman kontrol etme şansı olmayan vatandaş adına medya karar alıcıların yaptıklarını denetler sonrasında halka aktarır. Bu durumlar göz önüne alındığında medyanın şirketleşmesi sıkıntılı durumlara neden olur.

Medya, Şirket ve Siyaset: Uzan Şirketler Grubu

Uzan Şirketler Grubu telekomünikasyon, enerji, finans gibi sektörlerde faaliyet gösterirken aynı zamanda ilk özel tv kanalı Star TV’nin kurucusuydu. Ekonomik anlamda bu faaliyetleri yürütürken 2002 yılında Cem UZAN siyasete atılmış ve Genç Partiyi kurmuştu. Uzan Grubu Star TV’nin sahibi olunca, medyanın tarafsızlık özelliğini yitiren kanal, Genç Parti adına propaganda yapmış, Uzan Grubunun yolsuzluklarının üzerini örtmüştür. Bu şirketler grubuna bağlı gerçekler çarpıtılmıştır. Kanalın yandaş davranması Genç Parti’nin girdiği ilk seçimlerde % 7,25’lik bir sonuç elde etmesine büyük katkı sağlamıştı. Star TV, güvenilmeyen bir medya izlenimi oluşturmuştu. Verilen bu örnekten de anlaşılacağı üzere burada önemli olan ‘Medya Patronları’ olan şahısların veya kurumların kamuoyunu tarafsız şekilde bilgilendirmeleri gerektiğidir.

Medya ve Olayın Sunumu

Kişiler medyada gördükleri olayları, gündemdeki konuların önemliliğini farklı şekillerde değerlendirebilirler:

-Haberlerde sunuluş öncelikleri yani gündemde daha fazla haberi yapılan daha fazla üzerinde durulan olaylar kişilerde o olayın önemli olduğu algısını yaratır ve bu konularda vatandaş daha çabuk kararlar alır. Örneğin: Haber programı ve gazete manşetleri PKK terörü üzerine haber yapar ve vatandaşa gündemdeki en önemli olayın ne olduğu sorulursa, terör cevabının alınması…

-Kişiler verdiği bilgilere güvendikleri gazeteci ve sunucuları dikkate alarak siyasi olarak hangi konunun önemli olduğunu belirleyebilirler. Güvenilir programlarda tartışılan olaylar, gündemin ne olduğunu kişilere aktarır.

Yukarıdaki durumlar da anlaşılacağı üzere medyanın, halkın üzerinde ülkedeki önemli olayların belirlenmesinde rolü önemlidir. Bir olay üzerinde ne kadar fazla haber yapılırsa o konu kamuoyunun önceliğini belirler.

Bir alt seviyede incelendiğinde bazı haberler bazı grupları daha fazla etkiler. Örneğin: Memurlar için yasada yapılacak değişiklikler ve olumsuz düzenlemeler, bu kesimdeki insanların dikkatini çekecek ve onların gündeminde bu olay ülkenin büyük problemleri arasında yer alacaktır. Fakat bu kesim dışındaki insanlar için kamuoyu genelinde bu olay aynı ilgiyi çekmeyecektir.

Görüldüğü gibi ülkede bazı kesimler haberin nasıl sunulduğundan daha fazla etkilenirken bu durum grupların niteliğine bağlı olarak da değişebilir. Genel anlamda medyanın kamuoyunu etkilemesi iki farklı kategoride incelenebilir.

Priming Üzerine Örnekler

Priming, kişilerin ajanda belirlenmesinde önemli bir unsurdur. Yapılan araştırmalara göre, medyada hangi konulara ağırlık verilirse, oy veren vatandaş siyasi düşüncesini bu konulara göre belirler. Örneğin, medyada terör konusuna ağırlık verilirse, kamuoyu siyasileri ve siyasi adayları bu konudaki yaklaşımlarına göre değerlendirecektir ya da Suriye’deki çatışmalar ve Türkiye’nin Suriye dış politikası medyada fazlaca yer alırsa halkın dikkati de bu konuya yönelecek siyasi değerlendirmesini buna göre yapacaktır.

Uluslararası alanda Başkan Bush’un kamuoyu desteğine
11 Eylül öncesi ve sonrası olarak bakacak olursak, 11 Eylül öncesinde kamuoyunun Bush’u ekonomi gibi temel konular üzerinden değerlendirdiği, 11 Eylül sonrasında terör ve ulusal güvenlik konularında değerlendirdiği, bu konularda halkın büyük destek verdiği yapılan araştırmalarla ortaya çıkmaktadır. 2004 yılı seçimlerinde Başkan Bush’a rakip olan John Kerry’nin terör ve ulusal güvenlik konularında deneyimsiz olduğu, bu konuların o dönemde önemli olması nedeniyle kamuoyunda güç kazanamadığı, seçimi kaybettiği düşünülmektedir.

Sonuç itibariyle, medyanın öncelik verdiği konuların kamuoyu üzerinde ve devlet için öncelik taşıyan konuların belirlenmesinde etkisi büyüktür.

Çerçeveleme Üzerine Örnekler

Çerçeveleme çalışmaları Amos Tversky ve Daniel Kahneman tarafından yapılmıştır. Çerçeveleme, bir konunun nasıl sunulduğunun önemli olduğunu vurgular. Çerçevelemede, konunun hangi kısmının üzerinde durulacağının ve nasıl sunulacağının izleyici ya da okuyucuların konu üzerindeki değerlendirmelerini etkilediği gösterilir.

Bir epidemik sonucunda ortaya çıkabilecek iki durum arasında bireylerin seçim yapması istense bireyler, 600 kişiden 200 kişinin kesinlikle kurtarılabileceği durumu, 1/3 olasılıkla 600 kişinin kurtarılabileceği duruma tercih etmiştir. Aynı durum kayıp olarak sunulduğundaysa; 600 kişiden 400 kişinin öleceği ve 2/3 olasılıkla 600 kişinin öleceği belirtildiğindeyse, bireylerin riskli olan birinci opsiyonu seçtiği görülmüştür. Örnekten de anlaşılacağı gibi bir karar sonucunda ortaya çıkacak durumların kar/kazanç ya da zarar/kayıp olarak sunulması kişilerin kararlarını etkiler.

Çerçeveleme süreci farklı şekillerde meydana gelebilir. Bunun başında medya gelir. Dış politika söz konusu olduğunda bireyler medyayı takip ederler. Çünkü bu konuyla ilgili kaynakları medyadır.

Siyasi elitler de çerçeveleme yaratabilir. Dış politika ile ilgili siyasilerin medyada açıklamalar yapması ve bireylerin bu bilgileri alıp bunları doğru kabul etmeleri, bu sürecin başında gelir. Mesela Libya konusunda Dış İşleri Bakanlığı’nın yapacağı açıklamalar, medyadan farklı olabilir. Çünkü devletin çıkarlarını korumak adına belirli bir doğrultuda bilgi verecektir. Yani devlet kurumundan çıkan bilgilerin nasıl sunulduğu medyadan farklı olacaktır. Çerçevelemeye göre değerlendirecek olursak kişilerin siyasi ajandalarını yönlendirmeleri iki açıklama arasında gidip gelecektir.

Yukarıdan da anlaşıldığı gibi, medyanın kamuoyunu yönlendirme etkisi farklı şekillerde ortaya çıkmaktadır, Buradaki mesaj, medya kamuoyu üzerinde önemli bir etkiye sahip ve dış politika konularında bu etki daha da fazladır.

UYGULAMA 3: DEVLET
Giriş

Devlete ait özelliklerden (askeri güç, ekonomik güç, doğal kaynaklar, demografik özellikler, coğrafi konum, siyasal sistem, kültür ve tarih) yola çıkılarak farklı ülkeler incelenmekte ve devletlerin güç seviyeleri örneklendirilerek tanımlanmıştır.

Ulusal Özellikler, Ekonomi ve Dış politika
Coğrafi konum, fiziksel askeri yapı, askeri ve ekonomik imkânlar, ekilebilir tarım alanları ve siyasal sistem gibi güç unsurları, devletlerin ulusal özelliklerini belirler. Bu özelliklerin devletlerin dış politikası üzerinde etkili olduğu kabul edilmektedir. Sayılabilir (coğrafi konum, askeri yapı, madenler, doğal kaynaklar, nüfus vb.)ve sayılamayan (toplumun moral değerlerinin yüksekliği, toplumsal birlik) gibi özellikler ulusal güç kavramını oluşturmakta ve karar vericiler dış politikadaki nihai kararlarını diğer devletlerin ulusal özelliklerine (gücüne) bakarak vermektedir.

Coğrafi konumu incelerken ülkelerin çeşitli özelliklerini belirten sorulara cevap aranmaktadır. Bu özellikler, komşularının sayısı, sınırlarının fiziki yapısı (deniz, çöl veya ova vb.) toplumun etnik yapısı, büyük veya küçük olması, ada devleti olması gibi özelliklerdir.

Devletlerin büyük devletlerle komşu olması dış politikayı etkilemekte ve devletler dış politikasını komşusu olduğu büyük devlete göre ayarlamak durumunda kalmaktadır.

Maddi imkânları geniş olan devletler ise dış politikada daha aktif olup, güçlerinin sayesinde dünya çapında etkili hale gelmeye çalışmaktadır. Devletler güçlerine göre etki sahasını yaratırlar. Küresel güçler küresel düzeyde etkili olmaktadır. Orta büyüklükteki devletler ise yumuşak güç unsurlarını kullanmaktadır.

Askeri imkânı güçlü olan devletler zayıf devletler üzerinde baskı oluşturmaktadır. Ekonomisi zayıf devletler güçlü olanlarla bağımlılık ilişkisi yaşamakta ve dış politikasını bu bağımlılığa göre düzenlemektedir. Bazı güçsüz devletler ise jeopolitik konumlarından dolayı büyük devletler üzerinde etkili olabilmektedir. Ekonomik açıdan güçlü devletler ise ekonomi üzerinde etkili olabilmek için yayılmacı politikalar izlemektedir.

Devletlerin Dış Politika Uygulamaları
Amerika Birleşik Devletlerinin Küresel güç olmasını sağlayabilecek çok uygun koşulları vardır. Geniş tarım alanları, okyanuslarla çevrili olması, siyasi mücadelelerden bölgesel olarak uzak olması çevre ülkelerden etkilenmemesini sağlamaktadır.

Nüfusunun fazla olmasına rağmen gelişmiş yaşam düzeyi ve demokratik yapısı nedeniyle farklı milletlerden oluşan ulusunu bir arada tutabilmektedir.

ABD dünyadaki lider ekonomiye sahip olmasına rağmen, küreselleşmenin de etkisiyle uluslararası ekonomik

baskılara karşı hassastır. Özellikle petrol fiyatlarındaki değişimlere karşı hassasiyet gösterir.

Güçlü ekonomik yapısından dolayı ABD, soğuk savaş ve sonrası dönemde küresel politikayı şekillendirmiştir.

Sanayileşmesinin de etkisiyle önce bölgesinde sonra da dünyada hâkimiyet kurmuştur. Bir nevi dünya jandarmalığı rolünü üstlenmiştir.

Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliğine karşı Batılı müttefiklerine ekonomik açıdan çeşitli yardımlarda bulunmuştur. Orta Doğu petrollerini kontrol etmek adına bölge ülkeleri ile müttefiklik ilişkileri kurmuştur. Komünizmle mücadele amacıyla çeşitli ülkelerle işbirliği yapmıştır.

Ekonomik alanda Uluslararası Para Fonunu kurmuştur ve bu sayede uluslararası ekonomik sistemin kurallarını kendi ekonomik sistemine uydurmuştur.

Soğuk savaştan sonraki yumuşama döneminde nükleer silahlarla ilgili Sovyetler Birliği ile görüşmeler yapmış ve Çin ile diplomatik ilişkiler kurmuştur.

1991 yılında Sovyetler Birliği yıkılmış olmasına rağmen küresel rol oynamaya ve çıkarlar gütmeye devam etmiştir. 1992 senesinde Yeni Dünya Düzeni politikasını oluşturmuştur. Buna göre: ABD ve müttefiklerine karşı saldırıları caydırmak, uluslararası enerji ve maden kaynaklarına ulaşımı güvence altına almak, Dünya üzerinde demokratikleşmeyi teşvik etmek öncelikli dış politikaları arasında olmuştur.

Bu dönemde ABD, NATO’nun Doğu’ya doğru genişlemesini desteklemiştir. Asya ülkeleriyle ticari ilişkilerini geliştirerek Dünya Ticaret Örgütü’nün kurulmasını desteklemiştir. 2003 senesinde Irak’ı işgal etmiş ve Rusya ile nükleer silahlarla ilgili antlaşmalar imzalamıştır. Ayrıca, Avrupa Birliği ile ilişkilerini sağlamlaştırmış ve uluslararası terörizmle mücadele adına Afganistan’a operasyonlar gerçekleştirmiştir.

Rusya’nın ekonomik imkânlarının yetersiz olması, ABD gibi küresel politikalar izlemesine engel olmaktadır. Buna rağmen topraklarının geniş olması, doğal kaynaklarının fazlalığı ve Avrasya jeopolitiğinin merkezinde olması nedeniyle bölgesel hâkimiyet kurma peşindedir.
Rusya coğrafi açıdan en büyük devletlerden birisidir. Dünyanın diğer bölgelerine açılabilmek amacıyla
güneyindeki su yollarını işgal politikası izlemiştir. Bu
nedenle Türk Boğazlarını kontrol altına almak istemiş,
İran ve Afganistan’ı işgal etmiştir.

Rusya’nın ABD karşısında güçsüz olması nükleer silahlar edinmesine neden olmuş ve bu durum Rusya’ya ciddi mali külfet getirmiştir.

Rusya büyük devlet olma politikasını halen gütmektedir. ABD’nin tek kutupluluk politikasına karşı, çok kutuplu sistemi savunmuştur. Rusya’nın çok kutuplu sistemi inşa etmek için gereken gücü bulunmamaktadır. Bu nedenle bölgesel hâkimiyet kurma çabası vardır. Rusya’nın çok etnikli bir yapıya sahip olması da önündeki engellerden birisidir.

Günümüzde Rusya ekonomik sıkıntı çekmektedir. Batılı ülkeler ile ilişkilerini geliştirmekte ve eski müttefikleriyle olan ilişkilerini azaltmaktadır. Soğuk Savaş dönemindeki gücüne ulaşabilmek için Avrasya enerji kaynaklarının hâkimiyeti konusunda Batılı ülkeler ile rekabet etmektedir. ABD’nin tek kutuplu dünya düzenine karşı Orta doğu, Çin ve Asya ülkeleri ile ilişkilerini düzenlemektedir.

Çin, kalabalık nüfusu, gelişmiş ekonomisi, geniş ordusu, askeri teknolojisi nedeniyle bölge politikalarını etkileyebilecek konumdadır ve büyük devletler kategorisindedir. Fakat Çin, ABD gibi küresel politikalar gütmek için yeterli güce sahip değildir. Çin, Rusya ile beraber hareket edip çok kutuplu uluslararası sistemi inşa etmeye çalışmaktadır.

Çin günümüzde sınırlarındaki güçlü devletler ile toprak ve sınır sorunları yaşamaktadır. Çok etnikli toplumsal yapısı nedeniyle sorun yaşamaktadır. Bu da iç istikrarsızlık yaşamasına neden olmaktadır.

Bu nedenlerden ötürü Çin ulusal güvenlik kavramına dış politikasında öncelikli olarak yer vermiştir. Savunmacı dış politika anlayışına sahiptir. Bu anlayış nükleer sanayisini geliştirmesine ve dolayısıyla nükleerde 3. güç haline gelmesine yol açmıştır.

Çin, 1970’lerden itibaren ekonomik anlamda sıkıntılar yaşamaktadır. Bu ekonomik sıkıntılar, Çin’i Batılı ülkeler ve uluslararası mali kuruluşlar ile iş birliği yapmaya zorlamaktadır. Dünya ekonomik sistemine dâhil olmaya çalışan Çin, 1980’lerde, Açık Kapılar Siyaseti izleyerek, ekonomisini modernleştirmeye gayret etmiştir.

Orta Büyüklükteki devletler kategorisindeki Brezilya Güney Amerika’daki en büyük ülkedir ve dünyanın 9. Büyük ekonomisine sahiptir. Doğal kaynaklarının genişliği, kalabalık nüfusu ve kıtadaki tüm ülkelerle komşu olması uluslararası politikada daha bağımsız olmasını sağlamıştır. Ancak ABD’nin bölgedeki çıkarları nedeniyle, ABD ile uyumlu politikalar üretmek mecburiyetinde kalmıştır.

Brezilya statükocu politikalar izlemekte olup askeri harcamalardan kaçınmıştır.

Brezilya enerji kaynaklarına olan talebi, dış politikasını belirleyen etkendir.

1973 petrol kriziyle farklı ülkelerden petrol ithal etmiştir. Özelleştirme ve serbest pazar ekonomisine ağırlık vermiştir.

1990 sonrası neo-liberal ekonomik politikalar izleyen Brezilya, bölge politikalarında da etkin hale gelmeye çalışmıştır.

İran jeostratejik açıdan önemli konumu, güçlü askeri yapısı, petrol rezervleri nedeniyle Körfez coğrafyasında

lider konumdadır. Etnik açıdan heterojen yapısı nedeniyle parçalanma korkusu taşımaktadır. Hızla büyüyen nüfusa ve geri kalmış teknolojiye sahip İran, petrol ve doğal gaz kaynaklarına sahip olmasına rağmen ekonomik sıkıntılar çekmektedir.

Petrol İran için en önemli parasal kaynak olmakla beraber, petrol gelirlerini silahlanmak için kullanmışlardır. Silahlanma ağır ekonomik sorunlar doğurmuş ve İran güçlü devletler ile ittifak yapmak zorunda kalmıştır.

İkinci Dünya Savaşı’nda Sovyetler Birliği’nin işgali nedeniyle ABD ile müttefik olmuştur. Daha sonra ABD’den beklediği mali yardımı alamadığı için Sovyetler Birliği ile ilişkilerini geliştirmiştir. Ancak ekonomik sıkıntılar İran İslam Devrimi’ne yol açmıştır.

1990 yılında Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla bölgesel tehditten kurtulan İran, ekonomik sıkıntılardan kurtulabilmek adına yabancı yatırımcıyı ülkelerine çekmeye çalışmıştır. Bölgesel ülkeler ve Orta Asya ülkeleri ile ilişkilerini düzenleyen İran, Avrupa Birliği ülkeleri ile ilişkilerini yeniden normalleştirmeye çalışmaktadır.

İsrail coğrafi büyüklüğü, nüfusu, doğal kaynakları ve ekonomisi ile zayıf devlet özelliklerini göstermekle beraber bu zayıflıklarını dengelemek için askeri imkânlarını geliştirmiştir. İsrail’in halkı eğitimlidir ve ABD’den her türlü desteği alabilmektedir. İsrail’in dış politikasında öncelik ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü ve siyasi bağımsızlıktır. Askeri makamlar İsrail’in dış politikasında etkilidirler.

İsrail’in dış politikasında birinci öncelik İsrail topraklarını ulaşabileceği yere kadar genişletip, olası düşman saldırılarını ileri saldırı ile durdurabilmek ve işgal ettiği topraklarda askeri derinlik elde edip güvenlik bölgesi inşa etmektir.

Bu durum işgal ettiği topraklar üzerinde askeri kontrol sorunu yaşamasına neden olmaktadır. Bu konuda ABD’den askeri destek almıştır. Ayrıca ABD İsrail’in silah sanayisinin gelişimine destek olmuştur.

İkinci önceliği ise bölgedeki yalnızlığına son vermektir. Bölge ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmek için her türlü diplomatik imkânı kullanmaktadır. Bölge dışı devletlerle de yakın ilişki içerisine girmiştir.

İsrail bu çalışmalarına ek olarak komşu ülkelerle elektrik, su ve petrol gibi kaynakların paylaşımında bölge terminali haline gelmeyi ve bölgesel bütünleşmeye katkıda bulunmayı hedeflemektedir.

Türk Dış Politikasının Genel Seyri
Türkiye maddi imkânları doğrultusunda orta büyüklükte bir devlet olup bölgesel lider konumunda değildir. Bununla beraber bölgede dikkate alınması gereken bir devlettir. Doğu ve Batı arasında köprü görevi görmektedir. Dış politikada askeri ve ekonomik zayıflıkları nedeniyle büyük devletlerle uyumlu ve paralel politikalar izlemek durumundadır.

1925-1945 tek parti döneminde Türk dış politikası batılılaşma ve Yurtta Sulh Cihanda Sulh ilkeleri üzerine kurmuştur.

Bu dönemde kalkınmak için yabancı sermayeden çok kendi öz imkânlarına dayanmıştır. Devletçilik ve halkçılık ilkeleriyle korumacı ekonomi hâkim kılınmıştır.

1945-1990 döneminde komünizm tehlikesiyle karşı karşıya kalan Türkiye Batı dünyası ile ilişkilerini geliştirmiştir.

Zamanla komşularından ve Sovyetler Birliği’nden tehdit hissetmesi Türkiye dış politikasını güvenliğin ön planda olmasına yol açmış, NATO’dan ve ABD’den askeri malzeme ve yardım almıştır.

Ancak artan ekonomik sıkıntılar nedeniyle korumacı politikadan vazgeçti ve serbest pazar ekonomisine dönmüştür. Bu durum Türkiye’nin Batı dünyasına bağımlılığını arttırmıştır.

Türkiye uzun yıllar Batı yanlısı dış politika izlemiştir ve bu bağlamda çeşitli üyeliklere sahip olmuştur. Ancak 1974 yılında Kıbrıs’a müdahale sonucunda Türkiye-ABD ilişkileri bozulunca Türkiye, Üçüncü Dünya Ülkeleri ve Sovyetler Birliği ile ilişkilerini geliştirdi. Ancak umduğunu bulamayan Türkiye 1979 yılından itibaren Batı dünyası ile ittifakını yeniden pekiştirdi.

Turgut Özal, Soğuk Savaş sonrası dönemde Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla Türkiye’nin bölgesel güç olma fırsatını yakaladığını savunmuştur. Özal, ekonomi ile dış politika arasındaki yakın ilişkiden bahsederek Türkiye’nin ekonomik dönüşüm geçirmesini önermiştir. Siyasal reformlar ve aktif dış siyaset içeren bu dönüşümle devletlerarası ekonomik bölgesel bütünleşme amaçlanmıştır. Özal’a göre bu oluşumlar devletlerarası siyasal sorunların çözümünü kolaylaştıracaktı.

Bu düşünceler ışığında Türkiye komşu ülke Yunanistan ile ekonomik ilişkilerini geliştirmeye çalışmış, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü’nün aktif üyesi olmuş ve Avrupa Birliği ile ilişkilerini geliştirmiştir. Ayrıca ABD, Orta Doğu ve Balkan ülkelerine serbest ticaret antlaşmaları önermiştir.

Fakat Özal’ın bu çok boyutlu dış politikası istenen neticeyi vermemiştir. Başlıca nedenleri Özal’ın zamansız ölümü ve Türkiye’nin siyasi, ekonomik, askeri imkânlarının yetersiz olmasıdır.

Özal’ın dış politika anlayışını Ak Parti özünde benimsemiştir. Ahmet Davutoğlu Türkiye’yi Afro- Avrasya jeopolitiğinin merkezinde konumlandırmakta ve bu coğrafyadaki doğal lider olarak tanımlamaktadır. Ayrıca Ak Parti, Türkiye’yi yeni dünya düzeninde düzen kurucu ülkeler arasında görmektedir.

Özal’ın düşüncesinden hareketle komşularla sorunsuz ilişkiler kurmaya çalışan hükümet ekonomik gelişmelerin ekonomik bütünleşmelere ve siyasal birlikteliklere neden olacağını düşünmüştür.

Aktif dış politika izleyen Türkiye, ekonomik sıkıntılarını aşabilmek için Türk firmalarının ihracata yönelmesini istemekte ve bir yandan da yabancı yatırımcıyı davet etmektedir. Karşılıklı ekonomik bağımlılığın Türkiye’nin refah düzeyini arttıracağını ve bölgede barış ortamı oluşturacağını düşünmektedir.

Dünyada lider konumda olmak için Türkiye, bölgesinde enerji terminali haline gelmeye çalışmaktadır. Bu bağlamda uluslararası petrol ve doğal gaz boru hatları projelerine destek vermektedir.

Türkiye bir yandan çok boyutlu ve çok taraflı dış politika izlerken diğer yandan da bölgesel sorunlara arabuluculuk yapmaktadır.

Türkiye bölgesel ve uluslararası örgütlerde aktif rol oynayıp, barış gücü operasyonlarına ve insani müdahalelere katkıda bulunmaktadır. Ayrıca çeşitli uluslararası ve çok taraflı toplantılarda ev sahipliği yapmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.