Home » Dünya Gündemi » HUKUKUN TEMEL KAVRAMLARI

HUKUKUN TEMEL KAVRAMLARI


HUKUK SISTEMLERI VE TÜRK HUKUK TARIHI
Karşılaştırmalı Hukuk ve Hukuk Sistemleri
Her hukuk düzeni, kendi hukuk kurallarını ifade etmeye yarayan kavramları içerir. Hukuk kültürü, belirli bir toplumda, o toplumu oluşturan bireylerce genellikle paylaşılan, hukuka ilişkin fikirler, tutumlar, değerler, kanıtlar ve beklentiler toplamı olarak tanımlanabilir.
Karşılaştırmalı Hukuk
Karşılaştırmalı hukuk, geliştirdiği çözümleme düzeyleri, özgül ayrımlar ve terim dağarcığıyla yeryüzünde farklı ulus, kültür ve toplumların hukuk düzenlerinin çeşitliliklerine karşın gene de hukuk gibi birleştirici bir kavram altında anlaşılır kılınmasına katkı sağlar.
Hukuk sistemleri arasında bir karşılaştırmadan söz edebilmek için, karşılaştırmada örtülü ya da açıkça şu üç unsurun bulunması yöntem bilimsel bir gerekliliktir:

• Tarihsel Temeller
• Toplumsal ve Kültürel Zemin
• Hukuk Teknikleri
Hukuk Sistemleri
Karşılaştırmalı hukukta hukuk sistemleri belirli kümelere ayrılarak sınıflandırılır. Sınıflandırma ölçütü olarak ırk, hukuk tekniği, dil, ortak tarihsel geçmiş, ideoloji ve benzeri unsurlar esas alındığından karşılaştırmalı hukuk alanında bir sınıflandırma ortaya koymak mümkün olmayabilir (S:54, Şekil 3.1).
Hukuk Sistemleri;

• Kıta Avrupası Hukuk Sistemi
• Angola Amerikan Hukuk Sistemi
• İslam Hukuku Sistemi
• Sosyalist Hukuk Sistemi

Hukuk sistemi, hukuk terminolojisinin çok anlamlı terimlerinden biridir. Çoğu zaman bir ülkedeki hukuk kurallarının bir dizge ya da birbiriyle içsel bağları bulunan bir düzenek olduğunu ifade etmek için kullanılır. Ancak, ulusal hukuk sisteminin alt düzeneklerini ifade etmek için de “sistem” terimine başvurulur: Ceza hukuku sistemi, İnfaz sistemi” gibi…

Kıta Avrupası Hukuk Sistemi denildiğinde ise Nordik ülkeler hariç Avrupa Kıtasındaki ulusların hukuk düzenlerini, Roma Hukuku’na dayalı olma özelliği temelinde kuşatan bir üst kavramdan söz edilmiş olur.
Batı Hukuk Kültürü
Batı hukuk kültürü içerisinde tarihsel evrimi oldukça farklı iki hukuk ailesini birbirinden ayırt etmek gerekir;
• Bir yanda Avrupa ve Latin Amerika’da mutlak egemen, diğer coğrafi bölgeler üzerinde ise etkili olan ve temeli Roma Hukuku’na dayalı bulunan soyut kavramlar ile genel ve yazılı kuralların meydana getirdiği Kıta Avrupası Hukuku;
• Diğer yanda İngiltere ve İngiliz Uluslar Topluluğu ülkelerinde, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’da hâkim olan örnek olaylar temelinde geliştirilmiş içtihatların temel alındığı Ortak Hukuk (Common Law).
Kıta Avrupası Hukuk Sistemi
Kıta Avrupası Hukuku’ndan, Avrupa’nın ada kısmında, yani İngiltere’de değil de kıta kısmında, yani şimdiki Almanya, İtalya, Fransa, İspanya, Hollanda, Avusturya ve İsviçre ülkelerinin bulunduğu bir coğrafyada ortaya çıkıp evrilen bir hukuk sistemini anlamaktayız.

Tedvin (codification, yasallaştırma), bir ülkede dağınık halde bulunan hukuk kurallarının ait oldukları hukuk dalına bağlı olarak derlenip sistemli bir bütünlüğe kavuşturulması etkinliğidir.

Roma Hukuku
Hukuk tarihi açısından Roma Hukuku, Roma şehrinin kuruluş tarihi olarak kabul edilen MÖ 753 yılından, Doğu Roma İmparatoru Iustinianus’un MS 565 yılında ölümüne kadar geçen zaman içinde Roma’da ve egemenliği altındaki Akdeniz’i çevreleyen topraklarda uygulanmış olan hukuktur. Bu anlamda, bir şehir devletinden krallık, cumhuriyet ve imparatorluğa evrilen; böylece çok farklı toplumsal ilişkileri yöneten ve yaklaşık 1300 yıllık bir tarih dönemine varlığını yayan bir hukuk kültüründen söz etmiş oluyoruz.

Corpus Iurus Civilis, MS 529-534 yılları arasında Doğu Roma İmparatoru Iustinianus tarafından hazırlatılan Roma Hukuku konusunda en kapsamlı külliyattır.
Roma Hukuku’nun İlkeleri: Roma Hukuku’nun kavramsal yapısını anlayabilmek için başvurulabilecek kaynak, Kurumlar anlamına gelen Institutiones’lerdir. Gaius’un Institutiones’i;
• Kişiler (personae)
• Şeyler (res) ve
• Davalar (actiones)
olmak üzere üç bölümdür (S:56, Şekil 3.2). Gaius, üç kategori insanı birbirinden ayırır:
• Özgür insanlar (Roma vatandaşları) ve köleler
• Aile reisi (pater familias) ve ona tabi olanlar
• Yabancı ve vatandaşlar
Doğal borç ilişkisinde, alacaklı alacağını elde etmek için dava hakkına sahip değildir, ne var ki bu durum kimi hukuki sonuçların doğumuna engel de değildir. Örneğin borçlu borcunu yerine getirirse, sonradan bunun doğal borç olduğu gerekçesiyle onu geri isteyemez. Pek çok modern hukukta kumar borcu, doğal borcun bir örneği olarak yer alır.
Köle: Roma’da köle halini almanın bir çok nedeni vardır. En önemlisi savaş esirliğiydi. Savaşta esir düşen yabancı ve onun alt soyu, onu esir eden veya satın alan Roma vatandaşının malıdır.
Vatandaş: Roma Hukuku’na göre özgür bir kimsenin hak sahibi olabilmesinin koşulu, onun aynı zamanda vatandaş da olmasıydı. Roma vatandaşlığı doğum yoluyla, azat etme ile ve tevcih yoluyla elde edilebilirdi.
Aile Reisi: Roma aile hukukunda aile kavramı, günümüzdekinden farklı olarak bir aile reisinin egemenliği altındaki kişilerin topluluğunu ifade ederdi. Bu kişilerin aralarında kan bağı olabileceği gibi; evlat edinme veya bir aile reisinin başka bir aile reisinin egemenliğine girmesi durumlarında olduğu gibi kan bağı olmayabilir de.
Pandekt Hukuku: Hukuk biliminin güncel ilgisinin konusunu oluşturan Roma Hukuku Orta Çağ ve Rönesans sonrasında Avrupa’daki merkezlerde işlenen; giderek yerel gelenek hukuklarının yerini almakla Kıta Avrupası’nda benimsenen bir özel hukuk kültürünü; Pandekt Hukuku’nu ifade eder.
Pandekt Hukuku, Ortaçağ sonlarına doğru Batı Avrupa ülkelerinde ortaya çıkan Roma Hukuku’nun benimsenmesi

  1. yüzyıldaki kanunlaştırma (codification) hareketlerine dek sürmüştür. Bu süreçte ortak hukuk (ius commune) olarak da kullanılan Roma Hukuku, Corpus Iuris Civilis’in en önemli bölümü Digesta’nın Yunan dilindeki karşılığıyla Pandekt Hukuku olarak da adlandırılmıştır.
    Orta Çağ’dan 19. yüzyıl başına dek sürmüş olan Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğunun sınırları tarih boyunca değişikliklere uğradı. En güçlü döneminde imparatorluk bugünkü Almanya, Avusturya, İsviçre, Lihtenştayn, Lüksemburg, Çek Cumhuriyeti, Slovenya, Belçika, Hollanda toprakları ile Polonya, Fransa ve İtalya topraklarının bir bölümünü kapsıyordu.
    1495 yılında Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğunun en yüksek yargı organı, kural olarak Roma Hukuku’na göre karar verileceğine; Cermen örf adet hukukuna, ancak böyle bir örf adet kuralının varlığının kanıtlanması halinde başvurulabileceğine hükmetti. Böylece Pandekt Hukuku;
    • Bir yandan Almanya’da Roma Hukuku’nun benimsenmesi,
    • Öte yandan Roma Hukuku’nun cermenleşmesi gibi iki işlevli bir süreci ifade eder oldu.

Bugün Kara Avrupası’nda uygulanan hukuk büyük ölçüde Roma-Cermen Hukuku’ndan etkilenmesi, birçok kurum Roma-Cermen Hukuku’ndaki esaslar çerçevesinde uygulanagelmiştir.
Anglo-Amerikan Hukuk Sistemi
İngiliz Hukuku: Kıta Avrupası hukuk sisteminden farklı olarak İngiliz Hukuku genel kavramlara ve bağlantılı oldukları yasalara değil, örnek olay gruplarına ve bunların konu edinildiği yargı kararlarına dayalıdır. Bir Avrupalı için hukuk deyince zihninde canlanan imge yasa ve yasama etkinliği iken bir İngiliz için bu yargılama etkinliğidir.
İngilizler için hukuk kuralı, yasama etkinliğinin sonucu olarak ortaya çıkmış genel ve soyut bir düzenlemeyi değil; kimi örnek yargı kararlarında işlenen çözümleri ifade eder: Yasama etkinliği sonucunda ortaya çıkan hukuk kuralı, ancak yargısal olarak yorumlandığında İngiliz Hukuk sistemi ile bütünleşmiş olur. Bu durum İngiliz Hukuku’nun tarihsel olarak üç kaynağa dayalı olarak gelişmesiyle ilgilidir:
• Common Law
• Equity
• Statute Law
Common Law: Geniş anlamda Common Law İngiltere, A.B.D., Avustralya, Yeni Zelenda ve Kanada gibi ülkelerin hukuklarının ortak adını, bir hukuk ailesini ifade eder. Dar anlamda Common Law ise 1066’da İngiltere’yi işgal eden Normanların adalet hizmetini gerçekleştirmek amacıyla atadıkları gezici yargıçların oluşturdukları aşırı biçimci hukuku ifade eder.
Equty: Common Law’ın aşırı biçimciliğinin karmaşık formüllerine göre değil de yargıcın vicdanı ve hakkaniyet ilkelerine göre yargılamasından doğan içtihat hukukudur.
Statute Law: İngiliz Hukuku’nun içtihattan sonraki ikincil kaynağıdır. Statute law (yasa hukuku), parlamentonun çıkardığı yasalar, onayladığı anlaşmalar ve bunların uygulanma usul ve esaslarını gösteren düzenlemeleri kapsar.
Magna Carta Libertatum; 1215 tarihinde Papa III. Innocent, Kral John ve baronları arasında imzalanmıştır. Kralın bazı yetkilerinin sınırlandırılmasını ve hukuk kurallarının kralın iradesinden daha üstün olduğunu ilan ediyordu. Magna Carta kısaca;
• Kralın keyfi vergi salamayacağını,
• Yargılamanın aleni olarak yapılacağını,
• Yasal dayanağı olmadan tutuklama ve sürgüne göndermeye başvurulamayacağını ve
• Soylulardan oluşan bir kurulun Kralın Magna Carta’ya uygun davranıp davranmadığını denetleyeceğini hüküm altına alıyordu.
Amerikan Hukuku: Amerikan Hukuku, hukuk tarihi ve kuramı açısından özel bir yere sahiptir. Çünkü doğudaki görece düzenli yaşamı saymazsak, Amerika’nın batısına göç hareketi, hukuksuz bir toplumsal yaşam biçiminden hukuki bir toplumsal yaşam biçimine geçişin modern dünyadaki belki de tek örneğidir. Sonradan bağımsızlıklarını ilan edip federal bir çatı altında birleşerek Amerika Birleşik Devletlerine dönüşecek olan İngiliz kolonileri ilkel sayılabilecek bir hukuki düzene sahiptiler. Hukuk bazı kolonilerde İncil’e dayandırılmış, bazılarında ise yargıçların insafına terkedilmişti. Üstelik 17.yüzyıl Amerika’sında yazılı hukuk birey özgürlüklerini sınırlandırmaya eğilimli bir tehdit kaynağı olarak algılanıyordu. Buna Fransız hukuk kültürüne bağlı eyaletlerden kaynaklanan, kültürel farklılık tehdidi de eklenince Common Law, Kuzey Amerikan hukuk kültürünün de temeli oldu.

Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’nin ilan yılı olan 1776’yı esas alırsak, Amerika’da kabul edilen İngiliz Common Law’ı, 1776 yılında İngiltere’de geçerli olan Common Law idi. Ancak bu tarihten sonraki gelişimi, Kuzey Amerika toplumunun isterlerince biçimlendirilip farklılaştı. Benzer bir niteleme Amerikan Hukuku için de bir kaynak niteliği taşıyan Equity için de geçerlidir.

Amerikan Hukuku’nun;
• Mahkeme içtihatları ve
• Yasama olmak üzere iki temel kaynağı vardır.
Federal devlet; birden fazla kendi içinde özerk devletin aynı merkezi iktidara tâbi olarak oluşturduğu devlet birliğidir. Federal devlet ve federe devlet (eyalet, kanton gibi isimler de verilir) olmak üzere iki devlet türü bir aradadır. Hukuk düzeni bakımından hem federe devletin hukuku hem de federal devletin hukuku söz konusudur.

Sosyalist Hukuk Sistemi
Sosyalist Hukuk, Marksist düşüncenin özel bir yorumuna dayalı olarak tasarlanmış bir hukuk düzenini ifade eder. Karl Marx’ın kuramsal hedefi, alternatif bir hukuk sistemi inşa etmekten çok var olanın perdelediklerini açığa çıkartmaktı.
Sovyetler Birliği’nde eskisinden farklı ve modern bir toplumun kurulması, bunun kapitalist değil de sosyalist bir modele göre gerçekleştirilmesi farklı hukuki düzenleme ve anlayışları ortaya çıkardı. İşte karşılaştırmalı hukukçuların “Sosyalist Hukuk Sistemi” adını verdikleri, model olarak bir dönemin Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (S.S.C.B.) Hukuku’nun alındığı sosyalist hukuk budur.
Sovyetler Birliğinde Hukuk: Sovyet deneyiminde cisimleşen ve Marksizm’in bir yorumunda temel bulan anlayışa göre belirli bir toplumda hukukun içeriğini, egemen sınıfların nesnel yaşam gereksinmeleri ve yararları belirler.
Gerek eski sosyalist, gerekse halen sosyalist olan ülkeler anayasalarında sosyalist hukuk başlıca üç temel ilkeye dayandırılmıştır:

• Sosyalist demokrasi,
• Sosyalist yasallık,
• Demokratik merkeziyetçilik.

Mülkiyet Biçimleri: Sosyalist hukuk sistemi, çoğu temel kavramıyla Roma Hukuku unsurları taşır. Onu ayrı bir hukuk sistemi yapan temel iki özellik araçsalcılığı ve mülkiyet biçimleri konusundaki farklılığıdır.
Araçsalcılık (enstrümantalizm): Hukuku, salt toplumsal değişmenin bir aracı olarak gören; onun kendine özgü bir doğası olduğunu yadsıyan hukuk ideolojisi. Araçsalcılığın bir diğer sonucu da, hukukun bağımsız bir değer taşımadığı; olsa olsa istenilen düzeni tesis etmek gibi bir araç-değere yönelik olabileceği, yoksa ortak hayır, adalet ve özgürlük gibi amaç-değerlere yönelik bir değer taşımadığı yolundaki ahlaki tutumdur.
Kolektifleştirme: Sovyet siyasi tarihinde Stalin dönemine ait kapsamlı girişimin adı olarak anılmakla birlikte, Sovyet hukuk tarihi bakımından genel mülkiyet sistemindeki dönüşümü ifade eder.
Devlet Mülkiyeti: Devlet mülkiyetinin konusu toprak ve toprağın altı, sular, ormanlar, fabrikalar, değirmenler, madenler, maden ocakları, her türlü ulaştırma, bankalar, iletişim araçları, devlet tarafından kurulmuş olan büyük tarımsal-zirai işletmeler, sovhozlar, şehirde ve sanayi merkezlerindeki konutlardır.
Kollektif Çiftlik Mülkiyeti: Bu kategoride kolhozlar yer almaktadır. Kolhozlar, devlet denetiminde tarımsal üretim yapılan kooperatif çiftliklerdir. Buralarda bulunan canlı ve cansız mallar ile tesisler ve üretilen ürünler kolhozların ve kooperatif örgütlerinin ortaklaşa mülkiyetindedir.
Kişisel Mülkiyet: Eski Sovyet Medeni Yasası’nın 105. maddesi: “Yurttaşlar, maddi ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamak üzere, kişisel mülkiyet sahibi olabilirler. Her vatandaş, çalışmaktan ve kendi tasarrufundan doğan gelire, bir eve veya bir evin bir kısmına, yardımcı ev araçlarına, evde yararlanılan eşyaya ve kişisel kullanma ve konfor eşyasına sahip olabilir. Kişisel mülkiyet konusu olan mallar, çalışmadan gelir elde etmek amacıyla kullanılamaz” hükmünü taşıyordu.
Özel Mülkiyet: Kişisel mülkiyet ile özel mülkiyet arasındaki fark, bir malın tahsis edilme amacıdır. Yani bir nesne, malikin ve ailesinin kişisel ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılıyorsa kişisel mülkiyet; aynı nesne gelir elde etmek için kullanılıyorsa özel mülkiyet kategorisindedir.
Türk Hukuku’nun Tarihsel Gelişimi
Hukuk kurumları doğarlar, çeşitlenirler, bir coğrafyadan diğerine göçerler, çökerler veya dönüşürler. Eğer bu süreç bir tür evrim, yani hukukun evrimi olarak anlaşılırsa hukuk tarih, hukukun evriminin tarihidir.
Türk toplumunda farklı dönemlerde nasıl bir hukuk yapısının egemen olduğu; hukuki değişmenin hangi etmenlerce belirlendiği sorunu, nihai anlamda Türk kültür tarihi sorunudur.
İslam Hukuku
Osmanlı Türkleri İslam dinine mensup olduklarından özel hukuk alanında uygulanan hukuk İslam Hukuku idi. Osmanlı Kamu Hukuku’nun da bütünüyle İslam Hukuku’na bağlı olduğunu iddia edenler olduğu gibi, İslam Hukuku’nun temel prensiplerinden bazılarına açıkça aykırı hüküm ve düzenlemeler içeren bir Örfi Hukukun, Osmanlı kamu yaşamını, özellikle de devlet geleneğini biçimlendirmesi yüzünden, bu yargıya karşı çıkanlar da vardır.
İslam Hukuku terimi, Şeriat olarak da bilinen ve İslam dinince vazedilmiş ilahi ilkeleri ifade etmekte de kullanılır. Ayrıca, modern döneme kadar fıkıh olarak bilinen “Hukuk Bilimi” kavramına karşılık olarak da kullanılmaktadır. İslam Hukuk Bilimi şeriatın belirli hiyerarşik kaynaklardan saptanacağı kabulüne dayanır. İslam dini açısından dar anlamda şeriat, İslam dinini belirleyen ilahi buyrukların toplamıdır. Klasik İslam Hukuk Bilimi, şeriatı üç ana bölümde incelemiştir:
• İbâdât (ibadetler): İbadet, İslam’da, genel olarak Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla gerçekleştirilen olumlu ve olumsuz eylemleri kapsar. Dar anlamda ise ayet ve hadislerde özel şekil ve şartları belirlenen ritüellerin uygulanması kastedilir.
• Muâmelât (işlemler): İnsanlar arasındaki doğumdan ölüme dek her tür ve düzeydeki toplumsal ilişkiyi ifade eder. Sözleşme, miras, evlenme, boşanma, tazminat ve benzeri işlemler bu bölüm altında incelenmiştir. Devletler arası ilişkiler de kişiler arası ilişkilere kıyasen hukuk konusu yapıldığından onlar da bu bölümde incelenir.
• Ukûbât (ceza hukuku): İslam Hukukunda işlenen ve suç sayılan fiiller ile bunlara uygulanacak yaptırımları gösteren kısma “ukûbât” denir. Bu bölüm bedeni, mali ve caydırıcı bazı cezai hükümleri kapsar. İslam ceza hukukunda suç sayılan bir fiil ya Allah’ın haklarına (Hakullah) karşı ya da kişilerin haklarına (Hakk-i Ademi) karşı işlenmiş kabul olunur. Kısas, had ve ta’zir olmak üzere üç yaptırım grubu vardır.

Osmanlı Hukuku
Şer’iat ve Örf
Tarihçiler Osmanlı Devleti’ni, kuruluştaki beylik dönemi, imparatorluk halini alışı ve çöküşünü içerecek tarzda 1299 ile 1918 tarihleri arasında incelerler. Hukuk tarihi açısındansa bu konu biraz daha farklıdır. Kamu hukuku anlamında beylik ve imparatorluk birbirinden tür ve nitelik olarak farklı iki devlet gibidir. Özel hukuk açısından da Osmanlı’nın bir dönemini diğerine eş görmek mümkün değildir. Osmanlı Hukuku’nu, özellikle kamu hukukunu belirleyen bir nitelik onun aynı zamanda bir örfi hukuk oluşudur.
Kazasker (Kadı asker): Osmanlı Devleti’nde askerî sınıfa ait şer’î ve hukuki davalara bakan hakimdir. Kazasker, kadı ve müderrislerin atama ve tayin işleriyle de yetkiliydi.
Kendisi hukuki bir düzenleme olan Tanzimat Fermanı, Osmanlı toplumunun kendisini zorunlu hissettiği dönüşüm ve yenilikleri ortaya koymaya çalıştığı yeni bir dönemin habercisi oldu.

Tanzimat Dönemi: Gelenek ve Batı Hukuku
1800’lerin başlarında gerek özel hukuk, gerekse kamu hukuku alanının yapısı eskiden yanıt verdiği sorunlara yanıt veremez duruma gelmiştir. Böylece Osmanlı toplumu çok geç kalarak da olsa Tanzimat’la beraber hukuksal kurumların modernleştirilmesine ilişkin düzenlemelere girişti. 1839 tarihli Gülhane Hattı Hümayunu’nda vatandaşların kanun önünde eşitliği ilkesi ilk defa beyan edilmiş ve ceza hukukunda keyfiliğin ortadan kaldırılacağı açıklanmıştır. 1856’da Islahat Fermanı ile eşit vatandaşlık hakları yönünde önemli adımlar atılmış, nihayet 1876’da modern anlamda bir anayasa, Kanun-u Esasî ile meclis ve meşruti ilkeler kabul edilmiştir.

Kanun-u Esasî: 1876’da ilan edilmiş, 1878’de II. Abdülhamit tarafından askıya alınmış, 24 Temmuz 1908 ihtilali sonucunda değişikliklerle yürürlüğe girmiş ve kısmen 1924 tarihine kadar yürürlükte kalmış Anayasa’dır.

Mecelle-i Ahkamı Adliyye (Mecelle): 1868-1878 yılları arasında Ahmet Cevdet Paşa başkanlığındaki bir komisyon tarafından derlenen ve Hanefi mezhebinin medeni hukuka ilişkin fıkıh kuralları kodeksidir.

Cumhuriyet ve Türk Hukuk Devrimi
İmparatorluğun I. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkması üzerine dayatılan Sevr Antlaşması ile hem fiilen Osmanlı Devleti sona eriyor hem de adli kapitülasyonlar ve konsolosluk mahkemelerinin yetkileri genişliyordu. Anadolu’da başlatılan Kurtuluş Savaşı’nın zaferinden sonra, batılı devletlerle imzalanan Lozan Antlaşması ile her tür kapitülasyon kaldırılmıştı. Bu arada Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliğini sınırlayan adli kapitülasyonlar da kaldırılmıştı.

Adli kapitülasyonların kaldırılması, gecikmiş modernleşmenin tamamlanması ereği ile birlikte yürümüş, hukuk alanında köklü değişimi konu edinen Türk Hukuk Devrimi, hem bağımsızlığın kazanılması hem de modernleşme amacını birlikte yüklenmiştir.

1926 yılında kabul edilen Türk Medeni Kanunu gerekçesinde kapitülasyon ve azınlıkların dini ayrıcalıklarının, ancak laik bir hukuk düzeninde anlamsızlaştırılabileceğini vurgulamaktaydı. Türk Medeni Kanununun 1926’da kabulünün bağımsızlığı güvencelendirme amacını da aşan sonuçları oldu:

• İlkin Türkiye böylelikle laik bir hukuk düzenine geçmiş oldu. Buna bağlı olarak, Türk hukuku Kıta Avrupası hukukunun bir parçası oldu.
• İkinci olarak, çok hukukluluktan çöküşle birlikte çok başlı hukuka evrilen yapı tasfiye edilerek hukukun birliği ve tekliği sağlanmış oldu.
• Üçüncüsü, Hukuku Aile Kararnamesi’yle başlayan çok eşli evliliğin yasaklanması ile tek eşli evliliğin kabulü başta olmak üzere aile düzeni ve evli kadının statüsünde kökten bir değişim gerçekleştirilmiş oldu.
• Dördüncüsü ve daha kapsayıcı olanı Medeni Kanun ve onu izleyen benimsemelerle, modern hukuki düşünce ve hukuk kültürü de benimsenmiş oldu.

YARGI ÖRGÜTÜ
Genel Bilgi
Yargı, genel olarak yargı teşkilatını ve yargı organları tarafından yerine getirilen tüm işleri kapsar. Yargı organlarınca daha etkin hukuki korunma sağlanabilmesi bakımından, uyuşmazlıkların niteliğine, düzenlendikleri hukuk dalına, uyuşmazlıkları çözmekle görevli mahkemelere ve bu mahkemelerde uygulanan yargılama usûllerine göre, “yargı örgütü” farklı “yargı kollarına” ayrılmıştır. Türk Hukukundaki yargı kolları şu şekilde özetlenebilir:

• Adlî yargı,
• İdarî yargı,
• Anayasa yargısı,
• Askerî idarî yargı,
• Askerî ceza yargısı,
• Mali yargı ve
• Uyuşmazlık yargısı.

Bu yargı kolları arasında astlık üstlük ilişkisi bulunmamaktadır. Her yargı kolu, kural olarak, ayrı bir mahkeme örgütlenmesine sahip olup; bir yargı kolundaki görevli mahkemeler, kendi yargı kollarına giren dava ve işler hakkında nihai ve kesin karar verme yetkisine sahiplerdir.

Adli Yargı
Adli yargı, genel ve olağan yargı koludur, diğer yargı kollarının görev alanına girmeyen tüm davaları kapsar. Adlî yargı kolunda, ilk derece mahkemeleri ve Yargıtay olmak üzere iki dereceli bir yargılama sistemi kabul edilmiştir. 15 bölge adliye mahkemesi mevcuttur. Fiilen göreve başlamamışlardır. Bölge adliye mahkemelerinin de göreve başlamasıyla birlikte, adlî yargı kolundaki üç dereceli mahkeme sistemi aşağıdaki şekilde olacaktır (S: 81, Şekil 4.1):

• Kişiler arasında doğan uyuşmazlık hakkında yargılama yapma ve uyuşmazlığı çözmeye yönelik olarak davanın esası hakkında karar vermekle görevli ilk derece mahkemeleri,
• İlk derece mahkemesi kararlarının istinaf incelemesini yapmakla görevli ikinci derece bölge adliye mahkemeleri,
• Bölge adliye mahkemesi ve bazı hallerde ilk derece mahkemesi kararlarının temyiz incelemesini yapmakla görevli Yargıtay.

İstinaf; ilk derece mahkemelerince verilen kararların bölge adliye mahkemeleri tarafından olgu ve hukuk yönünden incelenmesi (denetlenmesi) suretiyle düzeltilmesi, iyileştirilmesi veya iptal edilmesi amacına yönelik bir kanun yoludur.

Yargı çevresi; bir mahkemenin yargı yetkisinin sınırlarını belirleyen idari coğrafi çevredir. Hukuk ve ceza mahkemelerinin yargı çevresi kural olarak, bulundukları il merkezi ve ilçeler ile bunlara adli yönden bağlanan ilçelerin idari sınırlarıdır.
İlk Derece Mahkemeleri, hukuk mahkemeleri ve ceza mahkemeleridir. Hukuk mahkemeleri, özel hukuk alanında ortaya çıkan uyuşmazlıkların (örn. boşanma, tazminat, alacak davası vb.) çözüldüğü ve karara bağlandığı adlî yargı ilk derece mahkemeleridir.
Hukuk mahkemeleri, genel ve özel mahkemeler olarak iki gruba ayrılabilir. Sulh hukuk ve asliye hukuk mahkemeleri genel mahkemelerdir.

Asliye hukuk mahkemesi, kanunlarda aksine bir düzenleme bulunmadıkça;

• Dava konusunun değer veya miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalara,
• Sulh hukuk mahkemesi ve diğer özel mahkemelerin görev alanları dışında kalan tüm dava ve işlere (HMK m.2) bakar.

Sulh hukuk mahkemesi, dava konusunun değer veya tutarına bakılmaksızın;

• Kira ilişkisinden doğan tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davalara,
• Taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin davalara,
• Taşınır ve taşınmaz mallarda, sadece zilyetliğin korunmasına yönelik olan davalara,
• Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile diğer kanunların, sulh hukuk mahkemesi veya sulh hukuk hâkimini görevlendirdiği diğer davalara (örn. Taşınmazın aynına ilişkin olmayan, kat mülkiyeti kanundan doğan davalara veya çekişmesiz yargı işlerine) bakmakla görevlidir.

Ceza Mahkemeleri; Kanunların suç saydığı fiillerin gerçekleşmesi halinde başvurulan davalara bakmakla mükelleftir. Ceza mahkemeleri de genel ve özel ceza mahkemeleri diye ikiye ayrılır. Adlî Yargı Teşkilat Kanununa göre, ceza yargısındaki genel mahkemeler asliye ceza ve ağır ceza mahkemeleridir. Asliye ceza mahkemeleri tek hâkimlidir. Ağır ceza mahkemesinde ise bir başkan ile yeteri kadar üye bulunur.

Ceza yargısındaki genel mahkemelerin görevleri şöyle özetlenebilir:
• Asliye ceza mahkemesi kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller dışında, sulh ceza hâkimliği ve ağır ceza mahkemelerinin görevleri dışında kalan dava ve işlere bakmakla görevlidir.
• Ağır ceza mahkemeleriyse, kanunların ayrıca görevli kıldığı haller dışında, Türk Ceza Kanununda yer alan yağma, irtikâp, resmî belgede sahtecilik, nitelikli dolandırıcılık, hileli iflas suçları, Türk Ceza Kanununun ikinci kitap dördüncü kısmının dört, beş, altı ve yedinci bölümünde tanımlanan suçlar (devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, 318, 319, 324, 325 ve 332. maddeler hariç) ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar ile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis veya 10 yıldan fazla hapis cezası gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla görevlidir.

Bölge Adliye Mahkemeleri, ikinci derece adli yargı mahkemeleri olup, Türkiye’de 15 adet bulunmaktadır.

Hüküm; bir davada ileri sürülen taleplerin maddi hukuk kurallarına göre incelenmesi sonucunda, davanın esas bakımından kabulü veya reddi şeklinde mahkemece verilen nihai karardır.

Bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinin görevleri:
• İlk derece hukuk mahkemelerinden verilen ve kesin olmayan hüküm ve kararlara karşı yapılan istinaf başvurularını karara bağlamak,
• Yargı çevresindeki ilk derece hukuk mahkemeleri arasındaki yetki ve görev uyuşmazlıklarını çözmek,
• Bir davanın yargı sınırları kapsamının belirlenmesinde tereddüt edildiği taktirde, davanın başka bir hukuk mahkemesine nakline veya yetkili mahkemenin tayinine karar vermek,
• Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak. Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin görevleri:
• İlk derece ceza mahkemelerine verilen ve kesin olmayan hüküm ve kararlara karşı yapılacak istinaf başvurularını karara bağlamak,
• Yargı çevresindeki ilk derece ceza mahkemeleri arasındaki yetki ve görev uyuşmazlıklarını çözmek,
• Bir davanın yargı sınırları kapsamının belirlenmesinde tereddüt edildiği taktirde, davanın başka bir adli yargı ilk derece ceza mahkemesine nakli hakkında karar vermek,
• Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.
Yargıtay, karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Asıl işlevi, adli yargı alanında çözüme bağlanan dava ve işler bakımından, ülkede hukukun aynı şekilde uygulanmasını ve hukuk birliğini sağlamaktır. İçtihatların birleştirilmesine karar vermesi önemli görevlerindendir.

Yargıtay’ın karar organları daireler şunlardır:

• Hukuk Genel Kurulu,
• Ceza Genel Kurulu,
• Büyük Genel Kurul,
• Başkanlar Kurulları,
• Birinci Başkanlık Kurulu,
• Yüksek Disiplin Kurulu,
• Yönetim Kurulu.

Yargıtay daireleri bir başkan ve dört üyenin katılmasıyla toplanır ve toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar verilir.

İdari Yargı
İdari yargı, hukuka aykırı idari işlemlere karşı açılan iptal davaları veya idari işlemlerden dolayı kişisel haklara doğrudan zarar görenler tarafından açılan tam yargı davalarının görüldüğü yargı koludur. İdari yargı kolundaki mahkemeler;

• İlk derece idare mahkemeleri ve vergi mahkemeleri,
• İkinci derece bölge idare mahkemeleri,
• İdari yargının en üst yargı merci olan Danıştay
olmak üzere üçe ayrılır (S: 94, Şekil 4.2):

İlk Derece Mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemeleridir. İdare mahkemeleri, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin uyuşmazlıkları çözmekle görevli mahkemelerdir. Vergi mahkemeleri ise, genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davaları çözmekle görevli ilk dereceli mahkemelerdir.

Bölge İdare Mahkemeleri, ikinci derece mahkemeler olup, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına karşı yapılan istinaf başvurularını inceleyip karara bağlamak, yargı çevresindeki idare ve vergi mahkemeleri arasında çıkan görev ve yetki uyuşmazlıklarını kesin karara bağlamak ve diğer kanunlarla verilen görevleri yerine getirmektir. Bölge idare mahkemelerinde biri idare diğeri vergi olmak üzere en az iki daire bulunur.

Danıştay, kanunun başka bir idarî yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme (temyiz) merci olup, kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar. Danıştay, Başkanlık veya Bakanlar Kurulunca gönderilen kanun tasarıları ve teklifleri, kamu hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin imtiyaz sözleşmeleri hakkında görüş bildirmek, tüzük tasarılarını incelemek, idarî uyuşmazlıkları çözmek ve kanunla gösterilen diğer işleri yapmakla da görevlidir.

Danıştay’ın karar organları daireler şunlardır:

• Danıştay Genel Kurulu,
• İdarî İşler Kurulu,
• İdarî Dava Daireleri Kurulu,
• Vergi Dava Daireleri Kurulu,
• İçtihatları Birleştirme Kurulu,
• Başkanlar Kurulu,
• Başkanlık Kurulu,
• Yüksek Disiplin Kurulu,
• Disiplin Kurulu.

Danıştay, 14’ü dava, biri idari daire olmak üzere 15 daireden oluşur. Nihai kararların temyiz incelemesi Danıştay Dava Daireleri tarafından yapılır.

Anayasa Yargısı
Anayasa yargısında görevli olan mahkeme Anayasa Mahkemesidir. 17 üyeden oluşur. Üyelerin 3’ü TBMM, 14’ü ise Cumhurbaşkanı tarafından Anayasa’da öngörülen belirli yargı organları ile kurumların üyeleri veya belirli kişiler arasından seçilir. Anayasa Mahkemesi üyeleri 12 yıl için seçilirler. Anayasa Mahkemesi’nin görev ve yetkileri;

• Kanunların ve diğer bazı yasama işlemlerinin anayasaya uygunluğunun denetimi ve
• Diğer görevleri olmak üzere, iki başlık altında incelenebilir.

Anayasaya uygunluk denetimi;

• Soyut norm denetimi,
• Somut norm denetimi ve
• Bireysel başvuru olmak üzere üç şekilde gerçekleşebilir.

Anayasa Mahkemesinin diğer görevleri:

• Cumhurbaşkanını, TBMM Başkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi başkan ve üyelerini, başsavcılarını, Cumhuriyet başsavcı vekilini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay başkan ve üyelerini, Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanını görevleri ile ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılamak.
• Siyasi partilerin kapatılmasına ve devlet yardımından yoksun bırakılmasına ilişkin davaları karara bağlamak.
• Siyasi partilerin mal edinmeleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunun denetlemek.
• TBMM tarafından, milletvekillerinin yasama dokunulmazlıklarının kaldırılmasına, milletvekilliklerinin düşmesine ya da milletvekili olmayan bakanların dokunulmazlıklarının kaldırılmasına karar verilmesi hâllerinde, Anayasa, kanun ve TBMM İçtüzüğü hükümlerine aykırılık iddiasına dayanan iptal istemlerini karara bağlamak.
• Mahkeme üyeleri arasından Anayasa Mahkemesi Başkanı ve başkanvekilleri ile Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı ve Başkanvekilini seçmek.

Anayasa Mahkemesi’nin Çalışma Usulü: Anayasa Mahkemesi, iki Bölüm ve Genel Kurul halinde çalışır. Bölümler, başkanvekili başkanlığında dört üyenin katılımıyla toplanır. Genel Kurul, Mahkeme Başkanının veya Başkanın belirleyeceği başkanvekilinin başkanlığında en az 12 üye ile toplanır. Bölümler ve Genel Kurul, kararlarını salt çoğunlukla alır.

Anayasa değişikliğinde iptale, siyasî partilerin kapatılmasına ya da Devlet yardımından yoksun bırakılmasına karar verilebilmesi için toplantıya katılan üyelerin üçte iki oy çokluğu şarttır. Anayasa Mahkemesi, Yüce Divan sıfatıyla baktığı davalar dışında kalan işleri dosya üzerinde inceler. Ancak, bireysel başvurularda duruşma yapılmasına karar verilebilir. Mahkeme ayrıca, gerekli gördüğü hallerde sözlü açıklamalarını dinlemek üzere ilgilileri ve konu üzerinde bilgisi olanları çağırabilir.

Diğer Yargı Kolları
Yargı yetkisi adli ve idari yargı kollarına göre daha sınırlı olan diğer yargı kolları şunlardır:

• Askerî idari yargı
• Askerî ceza yargısı
• Mali yargı
• Uyuşmazlık yargısı

Askerî İdari Yargı: Askerî olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askerî hizmete ilişkin idarî işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan yargı koludur. Askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ise ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz.

Asker kişiden maksat; TSK’da görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askerî memur, astsubay, askerî öğrenci, uzman jandarma, uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve er, erbaş ve erler ile sivil memurlardır.

Askerî idari yargı tek derecelidir ve bu yargı kolunda görevli mahkeme Askerî Yüksek İdare Mahkemesidir. Askerî Yüksek İdare Mahkemesi’nin organları;

• Daireler,
• Daireler Kurulu,
• Başkanlar Kurulu,
• Yüksek Disiplin Kurulu ve
• Genel Kuruldur.

Askerî Yüksek İdare Mahkemesi, en az iki daireden oluşur. Her daire bir başkan ile altı üyeden oluşur. Kararlar oy çokluğu ile verilir.

Askerî Ceza Yargısı: Askerî ceza yargısında, asker kişilerce işlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakılır. Askerî ceza yargısındaki ilk derece mahkemeleri, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleridir.

Askerî mahkemeler, asker kişilerin askerî olan suçlarıyla askerî mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidir. Askerî mahkemeler, 3 askerî hâkimden oluşur.

Disiplin mahkemeleri ise asker kişilerin 477 sayılı Disiplin Mahkemelerin Kuruluşu, Yargılama Usulü ve Disiplin Suç ve Cezaları Hakkında Kanunda düzenlenen disiplin suçlarına ait davalara bakmakla görevlidir. Disiplin mahkemeleri, bir başkan, 2 üye olmak üzere 3 subaydan oluşur.
Mali Yargı: Mali yargının amacı, kamu idarelerinin etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygun olarak çalışması ve kamu kaynaklarının öngörülen amaçlara ve kanunlara uygun olarak elde edilmesi, muhafazası ve kullanılması için gerekli denetimin gerçekleştirilmesi ve sorumluların hesap ve işlemlerinin kesin hükme bağlanmasıdır. Mali yargı kolunda görevli organ Sayıştay’dır. Sayıştay’ın hem idari hem de yargısal görevleri bulunmaktadır.

Uyuşmazlık Yargısı: Anayasaya göre, adlî, idarî ve askerî yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmekle görevli ve yetkili yüksek yargı merci Uyuşmazlık Mahkemesidir. Uyuşmazlık Mahkemesi bir başkan ile 12 asıl, 12 yedek üyeden kurulur. Uyuşmazlık Mahkemesi; hukuk ve ceza bölümlerine ayrılır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Yargısı
İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleşme 3 Eylül 1953’de yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, Türkiye tarafından 18 Mayıs 1954 tarihinde onaylanmıştır. Temel amacı insan haklarını ve temel özgürlükleri korumak ve geliştirmektir. Avrupa İnsan hakları mahkemesi;

• Genel Kurul,
• Komite,
• Daire ve
• Büyük Daireden oluşur (S:102, Şekil 4.3).

Avrupa İnsan hakları mahkemesi, sözleşmenin tarafı olan devletlerin sözleşmeye uymalarını sağlamak amacıyla görev yapan bir mahkemedir. Avrupa İnsan hakları mahkemesi, sözleşmeci devletlerin sayısına eşit sayıda hâkimden oluşur. Mahkemede görev alan hâkimler, Mahkemeye geldikleri devlet adına değil, kendi adlarına katılırlar. Altı yıl görev yapmak üzere seçilen hâkimler, daha sonra tekrar mahkeme üyeliğine seçilebilirler. Hâkimlerin görev süresi yetmiş yaşında sona erer.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru yapabilmeleri için kişilerin, iç hukuk yollarını tüketmiş olmaları gerekmektedir. Buna göre, iç hukuk yollarının tüketilmesi ve kesin bir karara ulaşılmasından itibaren altı ay içinde başvuru yapılmalıdır. Mahkeme kendisine yapılan başvuruyu kabul edilebilir bulursa, öncelikle başvuruda bulunan taraf ile şikâyet olunan devlet arasında, insan haklarına saygı esasından hareketle, dostane çözüm sürecinin başlatılmasına ve yürütülmesine yardımcı olur. Dostane çözüm süreci başarıyla sonuçlanırsa, Mahkeme varılan çözümle sınırlı, kısa açıklama içeren bir karar vererek başvuruyu kayıttan düşürür. Dostane çözüme varılamazsa, başvurunun esası hakkında inceleme yapılır. Sözleşme veya Eki Protokollerinin ihlal edildiği sonucuna varılırsa ve sözleşmeci devletin iç hukukunda bu ihlal tam olarak telafi edilemiyorsa, Mahkeme gerektiğinde hakkaniyete uygun bir tazminata hükmederek, başvuruda bulunan tarafın zararlarının giderilmesine hükmedebilir.

HUKUKI İLIŞKILER VE HAKLAR
Hak Kavramı ve Tanımı
Hak, “hukuk tarafından tanınan, yararlanılması hak sahibinin iradesine bırakılan ve korunmasını isteme hususunda bireyin yetkili sayıldığı menfaatler” olarak tanımlanmaktadır. Hukukun, toplum yaşamını düzenleyen ve devlet gücü ile yerine getirilen, hukuki yaptırımla kuvvetlendirilmiş olan kuralların bütününü ifade eden haline öğretide “objektif hukuk” denilmektedir. Objektif hukukun kişilere bahşettiği yetkileri ifade eden kısmı ise, “subjektif hukuk” olarak adlandırılmaktadır. Her hak daima bir hukuk kuralına dayanmaktadır. Bu hukuk kuralının, kanun, kanun hükmünde kararname, tüzük, yönetmelik gibi bir yazılı kural yahut örf ve âdet hukuku gibi yazılı olmayan bir kural olması önem arz etmez.

Her hakkın varlığı o hakkın sahibinin varlığına da işaret eder. Hukukta hak sahibi olan varlıklara kişi (şahıs) denilmektedir. Bir hukuki ilişkinin özünü teşkil eden hak kavramı, bazan yetki sözcüğü ile ifade edilir.

Hakların Ayrımı
Hukuk kurallarının düzenlemekte olduğu ilişkiler çok çeşitli ve birbirinden farklıdır. Bu nedenle hukuk kurallarının tanıdığı yetkiler olarak nitelendirilen haklar da özleri itibarıyla birbirinden farklı ve çeşitlidir. Haklar da çeşitli ölçütlere göre sınıflanmaktadır (S:105, Şekil 5.1).

Kamu Hakları–Özel Haklar Ayrımı
Kamu hakları kamu hukukundan doğan, kişiler ile devlet arasındaki ilişkileri düzenleyen haklardır. Özel haklar ise özel hukuk kurallarından doğan, kişiler ile diğer kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen haklardır.

Kamu Hakları ile Özel Haklar Arasındaki Farklar
Özel haklardan yararlanabilmek için Türk vatandaşı olma zorunluluğu bulunmadığı halde kamu haklarından yararlanabilmek için bu şarttır.

Kamu Hakları ve Türleri
Kamu hakları kamu hukukundan doğan ve vatandaşların devlete karşı sahip oldukları haklardır. Kamu hakları, kişilerin toplumla olan ilişkilerini düzenleyen kurallardan doğan haklardan oluştukları için sınır ve kapsamları yönünden henüz oluş halindedirler. Kamu hakları;

• Genel nitelikli kamu hakları ve
• Özel nitelikli kamu hakları olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

Genel Nitelikli Kamu Hakları
Genel nitelikli kamu hakları;

• Kişisel kamu hakları,
• Sosyal ve ekonomik kamu hakları ile
• Siyasal kamu hakları olmak üzere üçe ayrılmaktadır.

Kişisel kamu hakları, kişinin devlet tarafından dokunulamayacak özel alanının sınırlarını çizen hak ve hürriyetlerdir, hukuk düzenince kişiyi topluma ve özellikle de devlete karşı korumak için öngörülmüşlerdir.
Sosyal ve ekonomik kamu hakları, devletin bazı hizmetleri yapmasını zorunlu kılarak devlete sosyal alanda bazı ödevler yüklemektedir.
Siyasal kamu hakları, kişinin genelde seçim yolu ile yahut diğer herhangi bir biçimde devlet yönetimine ve siyasal kuruluşlara katılmasını sağlayan haklardır.
Özel Nitelikli Kamu Hakları
Özel nitelikli kamu hakları ise belli kişilerin kamu kuruluşları ile olan ilişkilerini düzenleyen kamu hakları olarak nitelendirilmektedir.

Kamu Haklarının Sınırlandırılması
Anayasa’da, temel hak ve hürriyetlerin özlerine dokunulmadan, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna uygun olarak, ancak kanunla sınırlandırılabileceği düzenlenmiştir.

Özel Haklar ve Türleri
Özel hukukun kapsamında eşit durumda olan kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarının bahşettiği haklar özel haklardır. Her özel hakkın karşısında kural olarak bir hukuki yükümlülük (bir kişinin bir şeyi yapması, yapmaması ya da vermesi şeklindeki yükümlülük) de yer almaktadır. Genellik ilkesi çerçevesinde, kamu haklarının aksine, özel haklardan herkes yararlanır. Özel haklardan yararlanmada eşitlik ilkesi söz konusudur. Özel haklar;

• Mahiyetlerine (niteliklerine),
• Konularına,
• Kullanılmalarına,
• Devredilebilmelerine ve
• Amaçlarına göre çeşitli ayırımlara tâbi tutulmaktadırlar.

Mahiyetlerine (Niteliklerine) Göre Özel Haklar
Özel haklar ileri sürülebileceği çevre açısından mahiyetlerine (niteliklerine) göre;

• Mutlak haklar ve
• Nisbi haklar olarak ikiye ayrılır.

Bu esas ayrımın yanı sıra mahiyetlerine göre hakları;

• Yararlanma hakları ve
• Düzenleme hakları şeklinde ikiye ayırmak da
mümkündür.

Yararlanma hakları, mallar ve kişiler üzerinde iktidar temin eden haklardır. Diğer bir ifade ile kişinin belli bir konu, bir şey, bir kişi, bir fikir ürünü üzerinde etkide bulunabilmesini ifade eder.

Düzenleme hakları, sadece yararlanma haklarını etkileyen haklardır. Bu haklar kişiye özel birtakım yetkiler vererek bu haklara dayanarak kişinin, kendisi ya da başkası için yararlanma hakkı kurma, değiştirme, sona erdirme imkânını elde etmesini sağlarlar.

Mutlak Haklar: Mutlak haklar, sahibine şahıslar (kişiler) ile maddi ve gayrimaddi (maddi olmayan) bütün mallar üzerinde en geniş yetkileri veren ve hak sahibi tarafından herkese karşı ileri sürülebilen haklardır. Mutlak haklar konularına göre iki grupta incelenebilir:

• Mallar üzerindeki mutlak haklar (hâkimiyet hakları) ve
• Şahıslar üzerindeki mutlak haklar (kişilik hakları).

Mallar Üzerindeki Mutlak Haklar: Mal hukuki anlamda, para ile ölçülebilen ve başkalarına devredilebilen şeyleri ifade eder. Mallar;

• Maddi mallar ve
• Maddi olmayan mallar (gayrimaddi mallar) olmak üzere ikiye ayrılır.

Maddi Mallar Üzerindeki Mutlak Haklar (Ayni Haklar): Ayni haklar, sahibine tanıdığı yetkinin tam ve sınırsız sınırsız olup olmamasına göre;

• Mülkiyet hakkı ve
• Sınırlı ayni haklar olarak ikiye ayrılır.

Mülkiyet Hak: Sahibine tam ve sınırsız yetki veren ayni hak mülkiyet hakkıdır.

Sınırlı Ayni Haklar: Mülkiyet hakkının tersine bir kısım ayni haklar sahibine tam ve sınırsız yetkiler vermez. Bu tür ayni haklara sınırlı ayni haklar denir. Sınırlı ayni haklar, hak sahibine tanıdıkları yetkinin niteliğine gore;

• İrtifak hakları,
• Taşınmaz yükü ve
• Rehin hakları olmak üzere üç gruba ayrılır.

İrtifak hakları, başkasına ait bir eşyayı kullanma veya ondan yararlanma yetkisini veren ayni haklardır. İrtifak hakları kendi aralarında;

• Ayni irtifak hakları,
• Şahsi irtifak hakları ve
• Karma irtifak hakları olmak üzere üçe ayrılır.

Taşınmaz yükü, bir taşınmazın malikinin yalnız o taşınmazla sorumlu olmak üzere diğer bir kimseye bir şey vermek veya bir iş yapmakla yükümlü kılınmasıdır.

Rehin hakları, güvence teşkil eden haklardır. Rehin hakkı sahibine, alacağını borçlusundan alamaması halinde rehin verilmiş olan şeyi sattırıp paraya çevirmek yoluyla alacağını tahsil etmek yetkisini veren bir sınırlı ayni haktır. Hakkın konusunu teşkil eden eşyanın taşınır veya taşınmaz olmasına göre rehin “taşınır rehni” ve “taşınmaz rehni” olmak üzere ikiye ayrılır. Taşınmaz rehninin türleri; “ipotek”, “ipotekli borç senedi” ve “irat senedi”dir.

Maddi Olmayan Mallar Üzerindeki Mutlak Haklar: Maddi olmayan mallar insan zeka, düşünce ve iradesinin ürünü olan eserlerdir. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na göre eser, sahibinin hususiyetlerini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsullerini ifade etmektedir.

Şahıslar Üzerindeki Mutlak Haklar: Şahıslar üzerindeki mutlak haklar;

• Hak sahibinin kendi şahsiyeti üzerindeki mutlak haklar ve
• Başkalarının şahsiyeti üzerindeki mutlak haklar olmak üzere ikiye ayrılır.

Hak Sahibinin Kendi Şahsiyeti (Kişiliği) Üzerindeki Mutlak Haklar: Bir insanın maddi, manevi ve iktisadi bütünlüğü ve varlıkları üzerinde sahip olduğu mutlak haklara şahsiyet (kişilik) hakları denilmektedir.

Başkalarının Şahsiyeti Üzerindeki Mutlak Haklar: Modern hukuk anlayışında kişiler hakkın konusu değil ancak sahibi olabilecekleri için başkalarının kişiliği üzerindeki haklar istisnai nitelik taşırlar. Özellikle küçük olanları, akıl yönünden zayıf durumda bulunanları sadece koruma amacıyla bu kişiler üzerinde bir başka kimsenin hak sahibi olmasına hukuk düzenince müsaade edilmektedir.

Nispi Haklar: Nispi haklar, yalnız hukuki işleme veya ilişkiye taraf olan kişilere karşı ileri sürülebilen haklardır. Nisbi haklar, mutlak hakların aksine herkese karşı değil, ancak belli bir kişiye veya belirli kişilere karşı ileri sürülebilen haklardır. Nispi haklar;

• Alacak hakları ve
• Grup haklarından meydana gelir.

Nisbi haklar, özellikle borç ilişkilerinden meydana gelir ve alacaklıya (hak sahibine), karşısındaki kişiden (borçludan) belirli bir davranışta bulunmasını; bir şey vermesini, bir şey yapmasını veya birşey yapmamasını (birşey yapmaktan kaçınmasını) istemek yetkisini verirler.

Alacak hakları kendi içinde;

• Alelade alacak hakları ve
• Güçlendirilmiş (etkisi kuvvetlendirilmiş) alacak hakları olarak ikiye ayrılır.

Alelade Alacak Hakları: Bu haklar, borçlar hukukundan, tüzel kişilere ilişkin hukuktan, aile, miras ve eşya hukukundan ortaya çıkabilir. Borçlar hukukunda düzenlenmiş olan alacak haklarının kaynağını genellikle bir borç ilişkisi teşkil eder. Borç ilişkisinin kaynağı; hukuki işlemler, haksız fiiller (hukuka aykırı fiiller), sebepsiz zenginleşmedir.

Güçlendirilmiş Alacak Hakları: Tapu kütüğüne şerh verilmesi şartı aranarak, sadece işlemin tarafına değil, üçüncü kişilere de ileri sürülebilmesi imkanı getirilmiş, sınırlı olarak kanunda açıkça düzenlenmiş olan haklardır.

Konularına Göre Özel Haklar
Özel haklar korudukları menfaatin maddi ya da manevi oluşuna göre;

• Malvarlığı (mamelek) hakları ve
• Kişilik hakları şeklinde ayrılırlar.

Malvarlığı, kişilerin para ile ölçülebilir nitelikte olan, paraya çevrilebilen, kural olarak başkalarına devredilebilen ve miras yoluyla intikal eden hak ve borçlarının bütünüdür.

Kişilerin, değerleri para ile ölçülemeyen, paraya çevrilemeyen, başkalarına devredilemeyen ve miras yoluyla da intikali mümkün olmayan, sahibi için sadece manevi bir değer ifade eden haklarına “kişilik (kişi varlığı/şahsiyet) hakları” denilmektedir.

Kullanımlarına Göre Özel Haklar
Kullanma yetkisi bakımından, hak sahibine bağlılıklarına göre özel haklar;

• Devredilebilen haklar ve
• Devredilemeyen haklar şeklinde ikiye ayrılır.

Devredilebilen haklar, sağlararası bir hukuki işlemle başkalarına devredilebilen, miras yolu ile de intikal eden haklardır.

Devredilemeyen haklar, sağlararası bir hukuki işlemle başkalarına devredilemeyen, miras yolu ile de intikal etmeyen haklardır.

Kişiye bağlı haklar, kişi ile hak arasındaki sıkı ilişki nedeniyle sadece hak sahibi kişi tarafından kullanılabilen haklardır. Bu haklar başkalarına devredilemedikleri gibi miras yoluyla da intikal etmezler.

Amaçlarına Göre Özel Haklar
Bir kısım haklar kullanılmalarıyla birlikte yeni bir hukuki durum ortaya çıkarırken bir kısım haklar kullanıldıklarında yeni bir hukuki durum yaratmazlar. İşte özel haklar kullanılmalarının yarattığı hukuki etki bakımından amaçlarına göre de bir ayrıma tâbi tutularak;

• Yenilik doğuran (inşai) haklar ve
• Alelade haklar (yenilik doğurmayan yalın haklar) olarak ikiye ayrılmaktadırlar.

Yenilik doğuran (inşai) hak, özel bir hukuki duruma dayanarak hak sahibinin tek taraflı irade açıklaması (beyanı) ile yeni bir hukuki ilişki kurabilme, mevcut hukuki ilişkiyi de değiştirebilme veya ortadan kaldırabilme yetkisini ifade eder.

Yenilik doğuran haklar üç grupta toplanmaktadır:

a. Kurucu yenilik (yaratıcı) doğuran hakların kullanılması ile yeni bir hukuki ilişki yaratılır, başka bir ifade ile bir hak kazanılır. Hak sahibi iradesini açıklamak suretiyle yeni bir hukuki ilişkinin doğmasını sağlar.

b. Değiştirici yenilik doğuran haklar, tek taraflı irade açıklaması ile mevcut bir hukuki durumun değiştirilmesi sonucunu doğururlar.
c. Bozucu yenilik doğuran haklar, hak sahibi tarafından kullanılmaları ile mevcut bir hukuki durumu ortadan kaldıran haklardır.

Alelade Haklar: Hak sahibinin hakkını kullanmasıyla herhangi bir yeni hukuki ilişki doğurmayan haklara alelade haklar (yenilik doğurmayan/yalın haklar) denir. Kapsamına ergin olmayan çocuğa (küçüğe) öğüt vermek, ihtarda bulunmak, çocuğun mallarını yönetmek, onu temsil etmek haklarının da girdiği sadece anne ve babalara tanınmış olan velâyet hakkı, bu tür hakların örneğini oluşturur.

Bağımsız Olup Olmamalarına Göre Özel Haklar
Özel haklar, elde edilmeleri yönünden başka bir hakka bağlı olup olmamalarına göre;

• Bağımsız haklar (asıl haklar) ve
• Bağımlı haklar olmak üzere ikiye ayrılırlar:

Bağımsız haklar (asıl haklar), herhangi bir hakka bağlı olmayan hakları ifade eder. Bu haklar, hak sahibinin doğrudan doğruya sahip olduğu haklar olup, (istisna teşkil eden oturma hakkı, intifa hakkı gibi devredilemeyen bağımsız haklar hariç olmak üzere) başkalarına devredilebilir, miras yolu ile de mirasçılarına intikal eder (örneğin; mülkiyet hakkı, alacak hakkı, fikri haklar).

Bağımlı haklar (fer’i haklar/yan haklar) ise bağımsız bir hakka belirli bir bağlılığı olan, asıl hak bulunmaksızın mevcut olmayan hakları ifade etmektedir. Bağımlı haklar, asıl (bağımsız) hakların amacına ulaşmasına yardımcı olmayı (alacaklının kefile karşı sahip olduğu hak), bu hakları güçlendirmeyi, bu haklara güvence vermeyi (ipotek hakkı) ya da o hakların kapsamını genişletmeyi (bir sözleşmede yer alan faiz talepleri) amaçlamaktadır.

HAKKIN KAZANILMASI, KAYBEDILMESI, KULLANILMASI VE KORUNMASI
Hakkın Kazanılması

Hakkın Kazanılmasına Yol Açan Sebepler
Herhangi bir hakkın bir kişiye bağlanmasına hakkın kazanılması adı verilir. Bir hakkın kazanılmasına yol açan olgular;

• Hukuki olay,
• Hukuki fiil ve
• Hukuki işlem
olmak üzere üç tanedir (S:127, Şekil 6.1).

Hukuki düzen içinde yasalarla kişiye hak bağlayan olaylar hukuki olay olarak adlandırılır. Hukuki olaylar iki grupta toplanabilir:

• Geniş anlamda hukuki olay,
• Dar anlamda hukuki olay.

Geniş anlamda hukuki olay, kanun koruyucunun kişi iradesi sonucu olup olmadığına bakmaksızın hüküm ve sonuç bağladığı olaylardır.

Dar anlamda hukuki olay ise kişi iradesi sonucu olan ve hukuk düzeni tarafından kendisine hukuki sonuç bağlanan olaylardır. Bunlara hukuki fiil denir. Yani hukuki fiil, hukukun kendisine hukuki sonuç bağladığı insan iradesini (insan davranışlarını) ifade eder. Hukuki fiiller;

• Hukuka uygun fiiller (hukuk düzeninin onayladığı fiiller)
• Hukuka aykırı fiiller (hukuk düzeninin uygun bulmadığı fiiller) olmak üzere ikiye ayrılır (S:129, Şekil 6.2).

Hukuka uygun fiiller, üç gruptur:

• İrade veya iş ve emek açıklamaları,
• Bilgi veya haber verme (tasavvur) açıklamaları,
• Duygu açıklamaları.

İrade veya iş ve emek açıklamaları;

• Hukuki işlem,
• Hukuki işlem benzeri fiiller ve
• Maddi fiiller olmak üzere üçe ayrılır

Hukukun, kişinin davranışına, iradesine uygun sonucu bağlaması durumunda hukuki işlem ortaya çıkar. Örneğin, sözleşmeler hukuki işlemler arasındadır. Hukuki işlemlerde, irade açıklaması ve hukuki sonuç olmak üzere iki unsur bulunur.

Hukuki işlem benzeri fillerde, irade açıklaması sadece sonuca yöneliktir, hukuki sonuç bu irade açıklamasından bağımsız olarak meydana gelir.

Maddi filler, bir irade açıklamasına yönelik olmayan fiillerdir. Maddi fiil söz konusu olduğunda, kanundan dolayı hukuki sonuç ortaya çıkmaktadır.

Bilgi veya haber verme (tasavvur) açıklamaları ile meydana gelmiş bir olay ilgili kişi ya da kişilere bildirilir.

Duygu açıklamaları: Kanun koyucu istisnaen bir duygu açıklamasına da hukuki sonuç bağlayabilmektedir.

Kişinin hukuk düzenince onaylanmayan davranışı, objektif bir hukuk kuralını ihlâl ediyorsa kanuna aykırılık, borcun yerine getirilmesini engelliyorsa akde aykırılık, ortaya çıkar. Hukuka aykırı fiiller, haksız fiiller ve borca aykırı fiiller (borca aykırılık) olmak üzere ikiye ayrılır.

Hakların doğumu ve kaybı hukuki olaylar, hukuki fiiller ve hukuki işlemler vasıtasıyla olmaktadır. Haklar, özellikle de malvarlığı hakları;

• Aslen kazanma ve
• Devren kazanma
olmak üzere iki şekilde kazanılır.

Hakkın Aslen Kazanılması
Hukuki olay, hukuki fiil ya da kanundan kaynaklanan aslen kazanmada kişi, o zamana kadar hiç kimseye ait olmayan ve aslında daha önceden mevcut olmayan bir hakkı, kendi fiiliyle elde ederek o hakkın ilk sahibi olmaktadır. Başka bir ifadeyle kişinin daha önce birine ait olmayan veya daha önceden mevcut olmayan bir hakkı ilk defa kazanması aslen kazanma olarak tanımlanır.

Maddi mallar (eşya), maddi olmayan mallar veya kişiler üzerindeki haklar aslen kazanılabilir. Sahipsiz bir taşınmaz üzerinde aslen mülkiyet hakkının kazanılmasını sağlayan “işgal”; sahipsiz taşınırlar üzerinde bu yolla mülkiyet hakkının kazanılmasına imkan veren “ihraz”; başkasına ait bir şeyi işleme, malların karışması ya da birleşmesi, başkasına ait bir eşyayı zamanaşımı ile kazanma, hakların aslen kazanılmasının yollarıdır.

Hakkın Devren Kazanılması
Kişinin bir hakkı o zamana kadar sahip olan başka bir şahıstan alması hakkın devir yoluyla / devren kazanılmasıdır. Başka bir ifadeyle devren kazanma, bir kişinin bir hakkı o zamana kadar sahibi olan kişiden elde etmesidir.

Devren kazanmada bir hak eski sahibinden yeni bir hak sahibinin malvarlığına geçmekte, bir kişi hakkı kaybederken diğeri devren kazanmaktadır. Hakların devren kazanılması, genellikle bir hukuki işlemle bir başka kişiye geçirilmesi veya miras yoluyla olur.

Devren kazanmada, hakkı kazanana “halef (ardıl/ artgelen)” denilmektedir. Hak, bütün alacak (aktifi) ve borçları (pasifi) ile devrediliyorsa, “külli halefiyet” söz konusu olur (örneğin, mirasın intikalinde, mirasçının miras bırakanın haklarına sahip ve borçlarından sorumlu olması). Sadece bir kısım haklar bir kimseden başka bir kimseye devir yoluyla geçiriliyorsa “cüz’i halefiyet” söz konusudur (örneğin, taşınırlarda “teslim”, taşınmazlarda “tescil” ve alacaklarda “temlik” işlemiyle hakların başkasına geçmesi).

Hakların Kazanılmasında İyiniyet

İyiniyet Kavramı
İyiniyet kavramı, bir şekilde göreceli olup hak kazanılırken hakkın kazanılmasına ilişkin durumlar için bilgi eksikliğinden ya da yanlış bilgi durumunu makul görmeyi ifade eder.

Karine, mevcut ve bilinen olgulardan bilinmeyen bir olgunun varlığı sonucunu çıkarmak olduğundan, iddiasını bir karineye dayandıran kişiye önemli bir imkân sağlamaktadır. İddiasını karineye dayandıran kişi, bu karine dolayısıyla iddiasını ispat yükünden kurtulmakta, İspat yükünü karşı tarafa geçirmektedir.

İyiniyetin Unsurları
İyiniyetin unsurları üçe ayrılarak incelenebilir:

• Kişi yanlış bir bilgiye sahip veya hiçbir bilgisi olmamalı.
• Bu yanlış bilgi veya bilgisizlik kendisinden kaynaklanmamalı. Mazur görülebilir bir yanlış bilgi veya bilgisizlik bulunmalı; gereken özenin gösterilmesi ihmal edilmiş olmamalı.
• Bu yanlış bilgi veya bilgisizlik hakkın ortaya çıkması durumunda mevcut olmalı ya da devamlı
mevcut olmalıdır.

İyiniyetin Sonuçları
İyiniyetin en önemli sonucu (hükmü), hakların kazanılmasını sağlamasıdır. Ancak bazı istisnai hallerde kişi iyiniyetli de olsa, hakkı kazanması söz konusu olmayacaktır. Bu istisnai haller; iyiniyetin, daha öncelikli korunması öngörülmüş olan yararlarla çatışması nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Bu istisnai haller şunlardır:

• Ayırt etme gücü bulunmayan kişinin korunması,
• Malı çalınanın korunması,
• Malı elinden rızası olmadan çıkmış olan kişinin korunması.
o Malı kaybolmuş kişinin korunması,
o Malı çalınmış kişinin korunması,
o Malı gaspedilen kişinin korunması.

Eşya Hukukunda: İyiniyetli olma sonuçlarını en çok eşya hukukunda ayni hakların, özellikle de mülkiyet hakkının kazanılmasında gösterir. Mülkiyet hakkı açısında iyiniyetin sonuçları taşınır ve taşınmazlar için ayrı ayrı incelenebilir.

Taşınır mülkiyetinin konusu, nitelikleri itibarıyla taşınabilen maddi şeyler ile edinmeye elverişli olan ve taşınmaz mülkiyetinin kapsamına girmeyen doğal güçlerden oluşur.

Sahibinin elinden isteğiyle çıkan taşınırlarda, bir eşyanın sahibi o eşyayı bir hukuki işlem (kullanım ödüncü TBK m.379; saklama sözleşmesi TBK m.561) ile belli bir süreliğine bir başkasına vermiş olmaktadır. Bırakılmış eşya, sahibi tarafından kullanım ödüncü, saklama sözleşmesi vb. hukuki işlemle belli bir süreliğine bir başkasına verilmiş olan eşyadır.

Sahibinin elinden isteği olmadan çıkan taşınırlarda ise durum daha farklıdır. Bir eşyayı beş yıl süre ile davasız ve aralıksız iyiniyetle ve malik sıfatıyla (malik olduğu inancıyla) zilyetliğinde bulunduran kişi, zamanaşımı yoluyla o eşyanın maliki olur.

Taşınmazlar TMK 704. maddede sayılmıştır. Bunlar; arazi, tapu kütüğünde ayrı sayfada kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar, kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümlerdir. Taşınmaz üzerinde ayni haklar (mülkiyet ve sınırlı ayni haklar) kural olarak tapu siciline tescil ile kazanılır.

Aile Hukukunda: Abc

Aile hukukunda da iyiniyetin sonuçlarına rastlanmaktadır. Evlilik sorunlarındaki mutlak ve nispi butlan kararları örnek verilebilir.

Borçlar Hukukunda: Abc

Borçlar hukukunda iyiniyetin sonuçları açısından “alacağın devri (alacağın temliki)” örnek verilebilir. Alacağın devri, bir alacağın alacaklı tarafından yazılı şekilde bir başkasına devredilmesidir.

Hakkın Kaybedilmesi
Hakkın kaybedilmesi, bir hakkın sahibinden ayrılması durumudur. Hakkın kaybedilmesi, nisbi kaybı veya mutlak kaybı olarak iki şekilde gerçekleşebilir.

Hak sahibinin, hakkın hukuki işlem, hukuki fiil ya da hukuki olay sonucunda bir başka kişiye hakkı devretmesiyle hakkın nisbi kaybı gerçekleşir. Hakkın mutlak kaybı, hakkın, hukuki olay, hukuki fiil ya da hukuki işlem sonucunda tamamen ortadan kalkmasıyla gerçekleşir.

Hakkın Kullanılması

Hakkın Kullanılması ve Sınırları
Hakkın kullanılması, kişinin hukuksal yollarla elde ettiği hakları ve menfaatleri kullanmak üzere harekete geçmesidir. Davranış kuralları, hakkın kullanılmasının çerçevesini çizer, yani kapsam ve içeriğini düzenler.

Hak Kullanılmasında Dürüst Davranma (Dürüstlük Kuralları)
Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesindeki dürüstlük ilkesi hukuki ilişkilerin içeriğini düzenler. Madde, “Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.” şeklinde ifade edilmiştir.

Dürüstlük ilkesi, ister kanundan, ister sözleşmeden yahut sözleşme öncesi ilişkiden doğmuş olsun, ortaya çıkan hakların kullanılmasına, bir borç doğmuşsa da borcun ifasına ilişkin olacaktır.
Bir hakkın kullanılması, sözleşmeye dayalı olabilir. Ahde vefa ilkesi tarafların verdikleri söz ve taahhütlere bağlı kalmalarını esas kılar. Ancak bu durumun istisnaları vardır.

Dürüstlük kurallarına aykırılık teşkil eden kanuna karşı hile, bir emredici hukuk kuralının, hukuka aykırı bir fiil için öngördüğü yaptırımdan korunmak amacıyla, kanunda yer alan bir başka kuraldan yararlanarak yasaklanmış sonucu elde etmektir.

Hakkın Kötüye Kullanılması
Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” şeklindeki düzenleme, hakkın kötüye kullanılmasına işaret eder. Bir hak, sahibi tarafından iyi kullanıldığı takdirde hukuk düzenince korunmaya layıktır, aksi takdirde hukuk düzeninin korumasından yararlanamaz.

Hakkın kötüye kullanılmasından bahsedebilmek için, bazı koşullar gerekir. Bu koşullar şunlardır:

  1. Hukuk düzeni (kanun) tarafından tanınmış bir hakkın varlığı,
  2. Bu hakkın (haklı bir menfaatin yokluğu, hakkın sosyal veya ekonomik amacından saptırılması gibi) açıkça dürüstlük kuralına aykırı olarak kullanılması,
  3. Hakkın dürüstlük kuralına aykırı kullanılmasından başkalarının zarar görmüş veya
    zarar görme tehlikesiyle karşılaşmış olmaları.

Hakkın Korunması
Hak sahibinin hakkını kullanabilmesini hukuk düzeni sağlar. Kişinin hakkını kanun korur.

Talep Hakkı ve Hakkın Devlet Eliyle Korunması
Asıl hakka bağlı bir yetki olan talep hakkı, hukuki ilişkinin içeriğini oluşturan edimin yerine getirilmesini, yükümlü olan kişiden istemek yetkisidir.

Bir kişinin hakkının korunması ya da elde edilmesi, bir uyuşmazlığın halli veya önlenmesi yahut bir kişiye karşı hukuki bir etkinin sağlanması için mahkeme yoluyla Devletin harekete geçmesinin istenmesine dava denir.

Dava hakkı, talep hakkını Devletin tarafsız ve bağımsız yargı organları (mahkemeler) önünde ileri sürme ve onlar aracılığıyla yerine getirilmesini isteme yetkisini ifade eder.

Çekişmeli yargı (nizalı kaza), karşılıklı bir uyuşmazlığın söz konusu olduğu, davacı ve davalı arasında gelişen yargı türüdür (boşanma davası, tahliye davası, babalık davası, tazminat davası vb). Çekişmesiz yargı (nizasız kaza) ise karşılıklı bir uyuşmazlığın bulunmadığı dolayısıyla davalının yer almadığı, usulen görülen yargı türüdür (isim değiştirmek için açılan dava, yaş düzeltilmesi için açılan dava vb).

Dava çeşitleri, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (HMK) 105 ila 113. maddeler arasında düzenlenmiştir.

Yeni HMK; Eda davaları, Tespit davaları ve İnşai davaların (yenilik doğuran davalar) yanı sıra Belirsiz alacak davası ve Topluluk davası şeklinde yeni dava çeşitlerini de öngörmektedir (S:141, Şekil 6.3).

Eda davası ile mahkemeden, davalının, bir şeyi vermeye veya yapmaya ya da yapmamaya mahkûm edilmesi talep edilmektedir.

Tespit davası ile mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilmektedir.

İnşai dava ile mahkemeden, yeni bir hukuki durum yaratılması veya var olan bir hukuki durumun içeriğinin değiştirilmesi yahut onun ortadan kaldırılması talep edilir.

Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını veya değerini, tam ve kesin olarak belirlenmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya imkânsız olduğu hallerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilecektir

Topluluk davasında, dernekler ve diğer tüzel kişiler üyelerinin veya temsil ettikleri kişilerin haklarını korumak için dava açabilirler.

Bir davada davalı davayı kabul ederse kural olarak dava sona erer. Dava görülürken ikrarda bulunan taraf, diğer tarafça ileri sürülen veya aleyhine hukuki sonuç doğuracak nitelikteki bir maddi olgunun doğruluğunu beyan etmektedir.

Savunma ile davalı, iddia edilen olgulara karşılık vermektedir. Savunma, kural olarak üç şekilde yapılır:

• İnkâr ederek savunma,
• İtiraz ederek savunma,
• Def’i ileri sürerek savunma (S:142, Şekil 6.4).

İnkâr, davalı tarafından, davacının dayandığı olguların, olayların mevcut olmadığının iddia edilmesidir.

İtirazda davalı, davacının ileri sürdüğü olgulara karşı başka olaylar, olgular belirterek, davacının iddia ettiği hakka sahip olmadığını iddia etmektedir.

Def’i, davalının, davacının ileri sürdüğü olay ve dava konusunu kabul etmekle birlikte, kendi edimini yerine getirmekten çekinmesini haklı gösterecek karşı sebepleri ileri sürmesidir.

Cebri icra ise borçlarını ödemeyen borçluların, devlet gücü ile borçlarını ödemeye zorlanmalarıdır.

Hakkın Bizzat Sahibi Eliyle (Kişinin Kendisi Tarafından) Korunması
Kanun çok istisnai durumlarda, kişinin hakkını bizzat kendisin korumasına izin vermektedir. Bu istisnai haller arasında;

• Haklı savunma (meşru savunma/meşru müdafaa),
• Zaruret (ıztırar) hali ve
• Kuvvet kullanma (ihkakı hak) sayılabilir.
Meşru müdafaa (haklı savunma), bir kişinin kendisine veya malına yönelik bir saldırı söz konusu olduğunda belirli şartlar altında kuvvet kullanarak bu saldırıyı uzaklaştırma hakkına sahip olmasıdır.

Zaruret (ıztırar) halinde, bir kişi kendisini veya başkasını açık ya da yakın bir zarar tehlikesinden korumak için diğer bir kişinin mallarına zarar vermektedir.

İhkakı hak ise bir kişinin hakkını bizzat kuvvet kullanarak korumasıdır.

Hakkın Korunmasında İspat Yükü
İspat yükü ilkesine göre; kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, bir davanın taraflarından her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.

İspat yükünün kanun hükmü ile yer değiştirmesi: Bazı hallerde ispat yükü, bir kanun hükmü ile değiştirilmiş olabilir.

İspat yükünde; kanun tarafından mevcut ve belli olarak kabul edilen bir olaydan, bilinen bir olgudan, bilinmeyen bir olayın, bir olgunun varlığı hakkında sonuç çıkarılmasını ifade eden karinelerde kullanılabilir.

Devlet memurları veya noterler, resmî makamlar tarafından tutulan sicillere (nüfus kütüğü, tapu sicili, evlenme sicili vb.) resmî siciller denir.

Noterler veya yetkili makamlar tarafından düzenlenen, mahkeme ilamları, vakıf senedi, miras sözleşmesi vb. yazılı belgelere resmî senetler denir.

Taraflardan birinin iddiasının gerçek olduğunun karşı tarafça kabul edilmesi demek olan ikrar halinde de diğer tarafın ispat yükümlülüğü ortadan kalkar.

ÖZEL HUKUKUN DALLARI
Giriş

Kamu hukuku-özel hukuk ayrımı hukukun temel ayrımlarından biri olmasına rağmen artık eski önemini yitirmiş; yalnızca eğitim amacıyla kullanılmaktadır. Özel hukukun dalları arasında Medeni Hukuk, İş Hukuku, Ticaret Hukuku ve Devlet Özel Hukukunu ele almak mümkündür.

Medeni Hukuk

Medeni hukuk, gerçek ya da tüzel kişilerin toplumsal ilişkilerinde ön plana çıkan haklarını konu alır. İnsanın doğumla kazandığı haklar dışında sonradan elde ettiği haklar da medeni hukukta düzenlenir. Medeni Kanun’un başlangıç kısmını oluşturan ilk yedi maddesinde, temel ilkelere yer verilmiştir. Buna göre kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır. Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa hâkim, örf ve âdet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir.

1926 tarihli eski Medeni Kanun, 22.11.2001’de yerini 4721 sayılı yeni Türk Medeni Kanunu’na bırakmıştır. Yasa toplam dört kitaptan oluşturulmuştur. Bunlar, kişiler hukuku, aile hukuku, eşya hukuku ve miras hukuku kitaplarıdır. Borçlar Hukuku ise Türk Borçlar Kanunu olarak düzenlenmiştir.

Kişiler hukuku: Medeni Kanun kişileri, gerçek ve tüzel kişiler olmak üzere ikiye ayırmıştır. Gerçek kişiler hukukunda, önce her insanın hak ehliyeti olduğu belirtilir. Fiil ehliyeti ise ayrıca irdelenir ve fiil ehliyetine sahip olan kimsenin kendi fiilleriyle hak edinebileceği ve borç altına girebileceğinden hareket edilir. Kişiler hukuku, kişiler arasındaki hısımlık ilişkilerini ele alır. Kişileri ilgilendiren bir diğer konu da ikametgâhtır; kişinin yerleşim yerini, nasıl değiştirilebileceğini, yasal olarak ne şekilde belirlendiğini ele alır. Kişiliğin korunması da kişiler hukukunun konusuna girer.

Tüzel kişilerin hak ve fiil ehliyetlerini de kişiler hukuku inceler. Tüzel kişiler, kanuna ve kuruluş belgelerine göre gerekli organlara sahip olmakla, fiil ehliyetini kazanırlar. Dernekler ve vakıflar olmak üzere iki temel tüzel kişi türü vardır.

Aile hukuku: Medeni Kanun’un ikinci kitabı olan Aile hukuku; evlenme ve nişanlanma, batıl olan evlilikler, boşanma, nafaka, mal rejimleri, hısımlık, soybağının kurulması, tanıma ve babalık kararı, evlat edinme, velayet, çocuğun malları, ev yönetimi, vesayet, kayyımlık, bu kurumların oluşması, koşulları, sona ermesi ve sonuçları konularını düzenlemektedir. Vesayet organları, vesayet daireleri ile vasi ve kayyımlardır.

Miras hukuku: Bu alan, kişinin ölümü sonrasında geride kalan malvarlığı üzerindeki hakları ele alır. Yasal mirasçılar, miras bırakanın birinci derece mirasçıları olan altsoyu, altsoyu bulunmayan mirasbırakanın mirasçıları, ana ve babasıdır. Mirasbırakandan önce ölmüş olan büyük ana ve büyük babaların yerlerini, her derecede halefiyet
yoluyla kendi altsoyları alır. Evlatlık ve altsoyunun, evlat edinene mirasçılığı da kan hısmı gibidir.

Miras hukuku, mirasçıların yasayla belirlenen paylarının dağıtımı ve vasiyet konusuyla da ilgilenir. Ölüme bağlı tasarruflar, bu alanın önemli konularından bir diğeridir. Buna göre mirasbırakan malvarlığının tamamında veya bir kısmında, vasiyetname ya da miras sözleşmesiyle tasarrufta bulunabilir. Mirasın açılması, paylaşılması, istihkak davaları, mirasın reddi ve tasfiyesi, mirasçıların sorumluluğu, paylaşımın ne şekilde yapılacağı da miras hukukunda ele alınan konulardır.

Eşya hukuku: Medeni hukukun dördüncü bölümü olan eşya hukuku, taşınır ve taşınmaz malların üzerindeki hakları konu alır. Eşya hukukunun temel kavramı olan mülkiyet hakkı; bir kimseye, bir eşya üzerinde kullanma, yararlanma, tasarrufta bulunma yetkilerini tanıyan en geniş kapsamlı haktır. Mülkiyet, temelde ferdi mülkiyet ve birlikte mülkiyet olarak ikiye ayrılır. Birlikte mülkiyet ise paylı mülkiyet (müşterek mülkiyet) ve elbirliği mülkiyeti (iştirak halinde mülkiyet) olmak üzere ikiye ayrılmıştır.

Arazi, tapu kütüğünde ayrı sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar ve kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler, taşınmaz mülkiyetinin konusunu oluşturur. Eşya hukuku ayrıca, kaynak ve yer altı suları üzerindeki mülkiyet ve irtifak hakkını da konu alır. Taşınır mülkiyetinin konusu ise nitelikleri itibarıyla taşınabilen maddî şeyler ile edinmeye elverişli olan ve taşınmaz mülkiyetinin kapsamına girmeyen doğal güçlerdir.

İrtifak hakkı, intifa hakkı, oturma hakkı, üst hakkı, kaynak hakkı gibi haklar, eşya hukukunun en temel bölümlerinden olan sınırlı ayni haklar kategorisinde yer alır. Taşınır rehni, taşınmaz rehni (ipotek, ipotekli borç senedi veya irat senedi), taşınmaz rehniyle güvence altına alınan ödünç senetleri, alacaklar ve diğer haklar üzerinde rehin, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar, zilyetlik ve tapu sicili, eşya hukuku içinde incelenen diğer konulardır.

Borçlar Hukuku

Borçlar hukuku, kişiler arasındaki borç ilişkilerini düzenler. Borcun kaynağı; kanun, sözleşme ya da hukuka aykırı bir fiil olabilir. Borçlar hukuku bu borç kaynaklarını, yarattıkları sorumluluk türünü ve sonuçlarını düzenler. Borçlar Kanunu, iki temel bölümden oluşur; ilk bölüm genel hükümlerdir ve hemen her borç ilişkisine uygulanabilen hükümlerden oluşur. İkinci bölüm ise özel hükümler olarak adlandırılmıştır ve çeşitli sözleşme tiplerini ve onlara özgü hükümleri düzenlenmektedir. Borçlar Kanunu’nda yer verilen sözleşmeler dışında, atipik, karma nitelikli sözleşmeler de borçlar hukukunun düzenleme alanına girmektedir.

Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla, rızaların uyuşmasıyla kurulur. Borçlar Kanunu’nda düzenlenen genel işlem koşulları, bir sözleşmenin yapılması sırasında sözleşmeyi düzenleyenin, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla, önceden, tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleri olarak ifade edilebilir.

Temsil, haksız fiilin icra şekli ve sonuçları, sorumluluğun kaynağı olarak kusurlu eylemler ve istisnai nitelik taşıyan kusursuz sorumluluk halleri, sebepsiz zenginleşmeden doğan borç ilişkileri, borçların ifası, borç türleri, faiz, temerrüt borçlar hukukunda incelenen temel konulardır. Birden çok borçludan her birinin, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirmesi ile oluşan müteselsil borçluluk; bağlanma ve cayma parası, ceza koşulu, alacak devri, borcun üstlenilmesi, borca katılma, borçlar hukukunun ayrıntılı olarak ele aldığı diğer yapılardır.

İş Hukuku

İş Hukuku, çalışma yaşamına ilişkin kuralları ele alır. İş hukuku; Bireysel İş hukuku, Toplu İş hukuku, Sosyal Güvenlik hukuku şeklinde alt dallara ayrılır.

Bireysel iş hukuku, 4857 sayılı İş Kanununu temel alan bir alandır. İş hukukunun en temel özelliği, bir özel hukuk sözleşmesi olan ve Borçlar Kanunu’nda düzenlenen hizmet sözleşmesiyle taraflardan birinin korunmasını amaçlamasıdır. Serbest koşullarda yapıldığında pazarlık şansı olmayan işçinin aleyhine hükümler içermesi muhtemel bir hizmet sözleşmesine müdahale ederek işçiyi korumaya çalışır. Sözleşmenin niteliği, ücret, yıllık izin, fazla çalışma, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, hafta tatili ve sözleşmenin feshi, İş Kanunu tarafından ayrıntılı bir biçimde düzenlenmiştir. İş Kanunu, hizmet (iş) sözleşmesi ile çalışan her işçiyi kapsamına almaz, sadece İş Kanunu’nun kapsamına giren işçilerle ilgilenir. İş Kanunu’nun kapsamına girmeyen işçiler, Borçlar Kanunu hükümlerine tâbi olurlar.

İş sözleşmesi, işçi-işveren-alt işveren ilişkisi, iş güvencesi, sözleşmenin feshi, kıdem, ihbar ve iş güvencesi tazminatları, çıkarılan işçinin işe iade hakkı ve sonuçları, yeni iş arama izni, toplu işçi çıkarma, özürlü ve eski hükümlü çalıştırma zorunluluğu; iş hukukunun kapsamındaki konuların başlıcalarıdır. İş Kanunu’nun bir bölümü ise iş sağlığı ve güvenliğine ayrılmıştır.

Toplu iş hukuku; Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu ile düzenlenmektedir. Söz konusu yasa, işçilerin Anayasa’dan kaynaklanan örgütlenme hakkını güvence altına almaktadır Bu sürecin arzu edilmeyen ancak Anayasal koruma altındaki sonucu grev ve lokavt da toplu iş hukukunun hayati konuları arasında yer alır. Sendikaların kuruluşu, işleyişi ve tasfiyesi, üyelerine sağladıkları haklar, sendikaların kendi iç işleyişindeki sendikal demokrasi, bu sendikaların imzaladıkları toplu iş sözleşmelerinin hukuki yapısı ve getirdiği haklar, toplu iş hukukunun ilgi alanına girer.

Sosyal güvenlik hukuku: Türkiye’nin en geniş kapsamlı hukuk dalıdır denebilir. Sosyal güvenlik sisteminin temel yasası, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’dur. Sosyal güvenlik hukukunda, işçi ve memurlar dışında bağımsız çalışanlar (esnaf, sanatkâr, şirket sahibi, vs.) da kapsama dâhildir. Sigortalı, kısa ve/veya uzun vadeli sigorta kolları bakımından adına prim ödenmesi gereken veya kendi adına prim ödemesi gereken kişidir. Sosyal güvenlik hukuku kapsamında incelenen önemli konular arasında; isteğe bağlı sigortalılık, borçlanmalar, kurumun sigortalılara yapmış olduğu yardımları, bu yardımların yapılmasına neden olanlara rücu hakkı, prim hesabı ve sorumluluğu, sosyal güvenliğin finansmanı, sosyal yardım ve sosyal hizmetler yer almaktadır.

Ticaret Hukuku

Ticaret hukuku bir ticari işletmeyi ilgilendiren işlemleri, fiilleri konu alır ve ticari işletme, şirketler hukuku, deniz ticareti, kıymetli evrak, taşıma işleri ve sigorta olmak üzere altı bölümden oluşur.

Ticari işletme hukuku: Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticaret hukuku; ticari iş, ticari işletme, tacir kavramları yanında, ticari örf âdet konularını ele alır. Ticaret Kanunu’nda yer alan hükümlerle, bir ticari işletmeyi ilgilendiren işlem ve fiillere ilişkin diğer kanunlarda yazılı özel hükümler; ticari hükümlerdir. Tacir, bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişidir. Esnaf, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan, geliri çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan, sanat veya ticaretle uğraşan kişidir. Ticaret sicili, ticaret unvanı ve işletme adı, haksız rekabet, ticari değerler, cari hesap sözleşmesi, acente, ticari mümessil, ticari vekil, ticari işletme hukukunun önemli kavramlarındandır.

Ticaret şirketleri hukuku: Şirket, iki veya daha fazla kişinin ortak bir ekonomik amaca erişmek için emek ve sermayelerini bir araya getirmelerini ifade eder. Ticaret Kanunu’nda, kolektif ile komandit şirket şahıs; anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket ise sermaye şirketi olarak belirtilmiştir. Şirketler hukukunda her şirket, kuruluşlarından işleyişlerine, ortaklık yapılarından tasfiyelerine kadar çok ayrıntılı hükümlerle ayrı ayrı ele alınır. Anonim şirketler genellikle büyük sermaye oluşturma ya da büyük taahhütlerde bulunma amacıyla kurulur.

Kıymetli evrak hukuku: Kıymetli evrak, ticaret hayatının güven ve çabukluk gereksiniminden doğmuştur. Bunların içerdikleri hak, senetten ayrı olarak ileri sürülemediği gibi başkalarına da devredilemez. Kıymetleri evrakın devir yöntemlerinin en bilineni olan ciro; senette var olan bir hakkın, devir veya rehin edilmesi gibi hukuki sonuçlar doğuran bir irade beyanıdır. Kıymetli evrak hukukunun konusunu oluşturan çeşitli senetler arasında nama yazılı senedi, hamiline yazılı senedi ve emre yazılı senedi saymak mümkündür. Kıymetli evrakın en yaygın modelini oluşturan kambiyo senetleri ise çek, bono ve poliçe olmak üzere üç türlüdür.

Taşıma işleri hukuku: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’yla ilk kez düzenlenmiştir. Eşya taşıma, taşınma eşyası taşıma, değişik tür araçlarla taşıma ve yolcu taşıma ile taşıma işleri komisyoncusuna ilişkin hükümleri barındırır.

Deniz ticareti hukuku: Bu alanın temel unsurlarından birisi olan gemi, kendiliğinden hareket etmesi imkânı bulunsun bulunmasın, tahsis edildiği amaç, suda hareket etmesini gerektiren, yüzme özelliği bulunan ve pek küçük olmayan araçtır. Gemi, bağlama limanının tâbi olduğu sicil müdürlüğünce tescil olunur. Deniz ticaret hukukunda; gemi, kaptan, gemi alacakları, çatma, kurtarma, donatanın, gemi adamlarının kusurundan doğan sorumluluk, geminin kimliği, bayrağı, bağlama limanı gibi konular ele alınır. Deniz ticaret hukukunun bir diğer düzenleme alanı donatma iştirakidir. Gemisini menfaat sağlamak amacıyla suda kullanan gemi malikine donatan denir.

Sigorta hukuku: Bu alanda sigorta sözleşmesi ve çeşitli sigorta tipleri incelenir. Sigorta sözleşmesi sigortacının bir prim karşılığında, kişinin para ile ölçülebilir bir menfaatini zarara uğratan tehlikenin, rizikonun, meydana gelmesi hâlinde bunu tazmin etmeyi ya da bir veya birkaç kişinin hayat süreleri sebebiyle ya da hayatlarında gerçekleşen bazı olaylar dolayısıyla bir para ödemeyi veya diğer edimlerde bulunmayı yükümlendiği sözleşmedir.

Devletler Özel Hukuku

Devletler özel hukuku, yabancılık unsuru taşıyan özel hukuka ilişkin işlemlerde uygulanacak hukuktur, farklı vatandaşlığa sahip kişiler arasındaki özel hukuk ilişkilerini konu alır. Devletler özel hukukunun konuları; Vatandaşlık Hukuku, Yabancılar Hukuku ve Kanunlar ihtilafı Hukuku şeklinde üç temel bölüme ayrılabilir. Devletler Özel hukukunun içeriğine, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi, yabancı mahkeme ve hakem kararlarının tenfizi ve tanınması da dâhildir.

Vatandaşlık Kanunu, Türk vatandaşlığının kazanılması ve kaybına dair işlemlerin yürütülmesine ilişkin usul ve esasları belirler. Türkiye içinde veya dışında Türk vatandaşı ana veya babadan evlilik birliği içinde doğan çocuk Türk vatandaşıdır. Bir yabancı, Türk vatandaşlığını kazanmak istiyorsa, kanunda belirtilen şartları taşıması halinde yetkili makam kararı ile Türk vatandaşlığını kazanabilir. Devletler özel hukuku kapsamında ayrıca vatandaşlıktan çıkma, çıkarılma ve vatandaşlığın kaybı, çok vatandaşlık konuları incelenir.

Yabancılar hukukuna ilişkin temel bir yasa yoktur; ancak Pasaport Kanunu, İskân Kanunu, Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu, Yabancıların İkamet ve Seyahatleri Hakkında Kanun ve bu kişilerin çalışma izinlerine ilişkin mevzuatta yabancıları ilgilendiren hükümlere yer verilmiştir. Kanunlar ihtilafı konusunda en sık sorun yaşanan belli konulara ilişkin ihtilafları çözecek hükümler getirmiştir.

KAMU HUKUKUNUN DALLARI
Kamu Hukuku
Hukuk, toplum halinde yaşayan insanlar arasındaki ilişkileri düzenleyen kurallar bütünüdür. Hukuk kuralları devlet tarafından belirlendiği için diğer toplumsal kurallardan farklıdır. Devlet, hukuk aracılığıyla kendi uyacağı kuralları da düzenler.

Kamu hukuku, devletin bireylerle, uluslararası örgütlerle ve diğer devletlerle ilişkilerini konu alan hukuk dalıdır. Kamu hukukunda, devlet ve devletin organları ile yerel yönetimler ve kamu tüzel kişileri hukuki eylemlerin muhatabıdır. Kamu hukukunda, hukuki eylemler kamu gücü ile gerçekleştirilir; hukuki eylemlerin konusu kamu hizmetidir ve genel amacı kamu yararını gerçekleştirmektir.

Kamu Hukuku-Özel Hukuk Ayrımı
Roma Hukukundan günümüze kadar hukukun, kamu hukuku ve özel hukuk olarak ayrımı mevcuttur. Bu ayrımı kabul edenler ve destekleyenler, kamu hukukunun devletle ilgili, özel hukukun ise kişilerle ilgili olduğunu savunurlar. Fakat hukukun bağlayıcılığının devlete ve kişiye göre değişmeyeceğini savunan görüşler ise bu ayrımı kabul etmezler.

Hukuk kuralları devlet tarafından düzenlenir ve bütün kuralların anayasaya uygun olması gerekmektedir. Buna bağlı olarak bütün kuralların kamusal bir yönü vardır. Diğer bir yandan, kamu hukuku-özel hukuk ayrımını kabul eden ve uygulayan Türkiye’de de, hukuk kuralları uygulanacakları hukuki ilişkilere ve bu ilişkilerin niteliğine göre sınıflandırılmaktadır.

Kamu Hukuku-Özel Hukuk Ayrımının Belirlenmesinde Başvurulan Ölçütler
Kamu hukuku ve özel hukuk dalları arasındaki farklılıklara bakılarak kamu hukuku-özel hukuk ayrımını yapmak için çeşitli ölçütler geliştirilmiştir. Ancak bu ölçütlerin tartışmaya açık olduğu belirtilmelidir. Çeşitli hukukçular tarafından geliştirilen bu ölçütler aşağıda sıralanmıştır:

• Egemenlik ölçütü
• Menfaat ölçütü
• İrade hürriyeti ölçütü
• Eşitlik ölçütü
• Pragmatik ölçüt
• Uygulama yöntemi ölçütü

Egemenlik ölçütü: Hukuki bir ilişkinin tarafları ya da taraflarından birisi devletin egemenlik yetkisine dayanıyorsa o ilişki bir kamu ilişkisi olarak adlandırılmalıdır düşüncesine dayanır.

Menfaat ölçütü: Kamu hukuku kurallarının kamusal menfaatleri koruduğu, özel hukuk kurallarının ise gerçek ve tüzel kişilerin menfaatlerini koruduğu düşüncesine dayanır.

İrade hürriyeti ölçütü: Hukuki bir ilişkide tarafların o ilişkiyi kurmak veya sona erdirmek konusunda ne kadar serbest oldukları esasına dayanır. Taraflar bağımsız ise o ilişki özel hukuk ilişkisi olarak kabul edilmelidir.

Eşitlik ölçütü: Hukuki bir ilişkinin tarafları eşit statüde ise o ilişki özel hukuk ilişkisi; taraflardan birisi kamu gücüne dayanarak daha üst bir statüde ise o ilişki kamu ilişkisidir düşüncesine dayanır.

Pragmatik ölçüt: Hukuk geniş bir alan olduğundan pratik nedenlerle kamu hukuku ve özel hukuk ilişkileri ayrılmalıdır düşüncesine dayanır. Bu ölçüt uygulama ve öğretme yöntemleri açısından geliştirilmiştir.

Uygulama yöntemi ölçütü: Kendiliğinden uygulanan hukuk kuralları kamu hukuku alanına ilişkindir. Diğer yandan tarafların iradelerine bağlı olarak oluşturulan ve uygulanan kurallar özel hukuk alanına ilişkindir esasına dayanır.

Pedagojik ve pratik nedenlere dayanan kamu hukuku-özel hukuk ayrımının bazı hukuki sonuçları vardır. Bunlar:

  1. Kamu hukuku gücünü devletten alır ve kamu hukuku kurallarının hukuka uygun olduğu kabul edilir. Bu nitelik devletin hukuka aykırı işlem yapmayacağı varsayımına dayanır.
  2. Özel hukuk kişileri ile kamu tüzel kişileri eşit sözleşme ilişkisine girmelerine rağmen bazı hukuki düzenlemelerde kişilerle devlet arasında bir altlık-üstlük ilişkisi bulunur.
  3. Cezalandırma yetkisi devlete tanınmış bir yetkidir. Özel hukuk kişileri cebir kullanma ve cezalandırma yetkisine sahip değildir.
  4. Çıkan anlaşmazlıklarda hangi yargı merciine hangi usullerle başvurulabileceği ilişkinin ayrımına göre değişir.

Kamu Hukukunun Dalları
Kamu hukukunun başlıca dalları aşağıda sıralanmıştır:

• Genel kamu hukuku
• Anayasa hukuku
• Devletler hukuku
• İdare hukuku
• Vergi hukuku
• Ceza hukuku

Genel kamu hukuku: Hukuki ve siyasi bir örgüt olan devleti tarihi kaynakları, gelişimi ve nitelikleri çerçevesinde inceleyen hukuk dalıdır. Bu hukuk dalı devletin üç unsuru (ülke, halk, siyasi iktidar) arasındaki ilişkiyi incelediği için sadece kamu hukukunun diğer dallarının değil sosyoloji, iktisat, tarih, siyaset bilimi gibi diğer sosyal bilimlerin verilerinden de faydalanır. Bu yönüyle disiplinler arası bir hukuk dalıdır.

Siyasi iktidar ile bireyler arasındaki ilişkinin genel kamu hukukunun inceleme alanının bir parçası olması sebebiyle insan hakları hukuku da genel kamu hukukunun konusunu oluşturur. İnsan hakları hukukunun inceleme alanları ise şöyle sıralanabilir:

• İnsan haklarının tarihsel gelişimi
• İnsan hakları kuşakları
• İnsan hakları belgeleri
• İnsan haklarının korunması ve güvence altına alınması

Devletler genel hukuku: Devletler arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk dalıdır. İç hukuktan bağımsızdır ve ilke olarak devletlerle devletler, devletlerle uluslararası kuruluşlar ve uluslararası kuruluşların birbirleri ile olan ilişkilerini düzenlemektedir.

Devletler genel hukukunun başlıca kaynakları hukukun genel ilkeleri, milletlerarası anlaşmalar, milletlerarası örf ve adet hukuku kuralları, mahkeme kararları ve doktrindir.

İnsancıl hukuk: Uluslararası hukukun bir parçası olarak bireylerin silahlı çatışmalar esnasında korunmasına ilişkin hükümler ile devletlerin silahlı çatışmalar esnasında uyması gereken kuralları düzenler.

Anayasa hukuku: Siyasi iktidarın oluşumuyla doğrudan ilişki olduğu için siyaset bilimine en çok yaklaşan hukuk alanı olarak görülebilir.

Anayasalar bir devletin temel yapısını, kuruluşunu, iktidarın devrini ve devlet iktidarı karşısında bireylerin hak ve özgürlüklerini düzenleyen belgelerdir. Anayasa, Anayasa hukukunun ilk biçimsel kaynağıdır ve normlar hiyerarşisinde en üst basamakta yer alır, diğer normların anayasaya aykırı olmaması gerekir.

Anayasalar üç şekilde sınıflandırılırlar:

  1. Yazılı ve yazılı olmayan anayasalar
  2. Çerçeve ve düzenleyici anayasalar
  3. Sert ve yumuşak anayasalar Anayasaya göre devlet organları:
    • Yasama (TBMM)
    • Yürütme (Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu)
    • Yargı (Bağımsız mahkemeler) şeklindedir.

Anayasa yargısı: Yasama organının anayasaya aykırı düzenleme yapmasını önlemek ve anayasanın üstünlüğü ilkesini hayata geçirmek amacıyla ortaya çıkmıştır. Buna dayanarak anayasa yargısı üç aşamadan oluşur.

Birinci aşama, hangi kuralın neden anayasaya uygunluk denetimine tutulacağının belirlenmesi; ikinci aşama denetlemede kullanılacak ölçü normların saptanması ve son aşamada iki normun karşılaştırılarak anayasaya aykırılık olup olmadığının saptanmasıdır.

İdare hukuku: Kamu kuruluşlarının teşkilatı, yetkileri, görevleri, kamu görevlileri, kamu malları, kamu kuruluşlarının idari denetimi ve idari yargıyı düzenleyen hukuk dalıdır. İdare hukukunun konusu, bütün kamu kuruluşları ile bu kuruluşların işleyişi ve fertlerle olan ilişkilerinden oluşur. İdare hukukunun ilk kaynağı

anayasadır. Anayasadan sonra, kanun, kanun hükmünde kararname, tüzük, yönetmelik gibi yazılı kurallar gelir. İdare hukukunun içtihadi bir hukuk dalı olması nedeniyle mahkeme kararları idare hukukunun kaynakları arasındadır. Son olarak idari teamüller ve öğreti de idare hukukunun kaynakları arasında sayılır.

İdari yargılama hukuku: İdarenin işlem ve eylemlerinin yargısal denetiminin ayrı kurallara ve yargısal denetime bağlı olması sebebiyle ortaya çıkmıştır.

Türkiye’nin idari yargı sistemine göre idari davalar ikiye ayrılır:

  1. İptal davası
  2. Tam yargı davası

İptal davası: İptal davaları idarenin işlemleri dolayısıyla menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalardır.

Tam yargı davası: Tam yargı davaları, idarenin bir işlemi nedeniyle zarar görmüş olanlar tarafından açılan tazminat davalarıdır.

Ceza hukuku: Kamu hukukunun bir dalı olarak haksızlık teşkil eden insan davranışlarından hangilerinin suç olarak tanımlanması gerektiğini ve bu davranışların hangi koşullar altında islenmesi halinde suç oluşturacağını, fail hakkında ne tür yaptırımlar uygulanacağını belirleyen kurallar bütünüdür. Ceza hukuku kendi içerisinde üçe ayrılır:

  1. Ceza genel hukuku
  2. Ceza özel hukuku
  3. Ceza muhakemesi hukuku

Ceza yargılaması (muhakemesi) hukuku: Ceza kanunları ile düzenlenen suçların kovuşturulması ve yargılanmasına ilişkin usulü belirler ve amacı maddi hukuk bakımından doğru ve adil bir kararın verilmesini sağlamaktır. Ceza yargılaması hukukunun asıl kaynakları anayasa, uluslararası sözleşmeler, kanunlar, kanun hükmünde kararnameler, tüzük ve yönetmelikler; yardımcı kaynakları ise mahkeme kararlarıdır.

Vergi hukuku: Devletler, kamu ihtiyaçlarını karşılamak için maddi kaynağa ihtiyaç duyarlar. Bu maddi kaynağı gerçek ve tüzel kişilerden vergi toplayarak elde ederler. Devletler kamu gücüne dayanarak zor yoluyla vergi toplarlar. Bu sebeple vergi hukukunun devletin uyması gereken bazı ilkeleri vardır. Bunlar şu şekilde sıralanabilir.

• Vergide kanunilik
• Vergide genellik
• Vergide adalettir

Vergi kanunları devletle kişiler arasındaki mali ilişkileri düzenleyen kurallardan oluşur; bu kurallar ise verginin tarhını, tahakkukunu, tahsilini ve vergi yargısını düzenler.

Vergi ile sosyal devlet olma niteliği arasında yakın bir ilişki vardır. Kamu gücüne dayanarak elde edilen vergi gelirlerinin nasıl ve kimler için harcanacağı devletin ekonomik tercihlerini ortaya çıkarır. Vergide adalet ilkesi bu noktada çok önemlidir.

Vergi yargısı: Vergi uyuşmazlıklarının çözüm yollarını ifade etmektedir. Vergi hukukunun amacı, vergi uyuşmazlıklarını çözmek, vergi mükellefleri ile devlet arasında çıkar dengesini kurmak, vergi sistemini denetleyerek kamu yararını gerçekleştirmek ve içtihat yaratmak olarak sıralanabilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.