Home » Z_Ders Notları » Uluslar_arası_İlişkiler » 1.Dönem » Hukuki Iliskiler ve Haklar -3.Ünite

Hukuki Iliskiler ve Haklar -3.Ünite

Hukuki Iliskiler ve Haklar -3.Ünite

HAK KAVRAMI VE TANIMI

Hak kavramı, özel hukuk alanının temel kavramıdır. Hakkı çesitli sekillerde tanıma tâbi tutmak mümkündür. Hak esasen, hukuk düzeni tarafından kisilere tanınmıs olan yetkileri ifade eder. Bir baska tanımla da hak, “hukuk tarafından tanınan, yararlanılması hak sahibinin iradesine bırakılan ve korunmasını isteme hususunda bireyin yetkili sayıldığı menfaatlerdir.”

Sözlük anlamına bakıldıgında hakkın hukuk sözcügünün tekili olarak ifade edildigi görülmektedir. Ancak sıklıkla çesitli haklardan, örnegin alacak hakkından, ortaklık hakkından, mülkiyet hakkından, sınırlı ayni haklardan, marka, patent haklarından, telif hakkından, kisilik haklarından bahsedilir. Bu örneklerde hak kavramı tamamen baska bir anlam tasımaktadır. Hukukun, toplum yasamını düzenleyen ve Devlet gücü ile yerine getirilen, hukuki yaptırımla kuvvetlendirilmis olan kuralların bütününü ifade eden haline ögretide objektif hukuk denilmektedir. Objektif hukukun kisilere bahsettigi yetkileri ifade eden kısmı ise, subjektif hukuk olarak adlandırılmaktadır. Iste ögretide objektif hukuk sadece hukuk sözcügü ile ifade edilirken, subjektif hukuk için ise hak sözcügü kullanılmaktadır. Yukarıdaki örneklerde geçen hak kavramı da esasen subjektif hukukun kapsamına girmekte olup, kısaca hak kavramı ile ifade edilmektedir. Hakkı, “hukuk tarafından kisilere tanınmıs yetkiler ve yüklenen yükümlülükler” seklinde tanımlamak da mümkündür. Birbirinden farklı gibi duran “hukuk” ve “hak” kavramları, her olayda ayrı ve baska açılardan ele alınabilecekleri halde, aralarında nitelikleri bakımından bir fark bulunmamaktadır. Aralarındaki baglantı açısından, daima hukuk tarafından benimsenmis olan bir haktan bahsedilebilecegi unutulmamalıdır. Gerçekten her hak daima bir hukuk kuralına dayanır. Bu hukuk kuralının, kanun, kanun hükmünde kararname, tüzük, yönetmelik gibi bir yazılı kural yahut örf ve âdet hukuku gibi yazılı olmayan bir kural olması önem arz etmez. Bu nedenle hukuk kurallarının korumadığı bir hareket tarzının, bir menfaatin, bahsetmedigi bir yetkinin hak olarak nitelendirilmesi mümkün degildir.

Her hakkın varlıgı o hakkın sahibinin varlıgına da isaret eder. Hukukta hak sahibi olan varlıklara kisi (sahıs) denilmektedir.

Hak kavramı hukuki iliskinin özünü teskil etmektedir. Bazan yetki sözcügü ile de ifade edilen hakkın niteliginin ne oldugu hakkında hukukçular arasında ötedenberi tartışma mevcuttur. Bu hususta ileri sürülen birçok kuramdan önemli olanlarını, bu kitabın kapsamı nedeniyle sadece saymakla yetinecegiz: Bu kuramlar, Irade Kuramı, Menfaat Kuramı ve Karma Kuramdır.

HAKLARIN AYRIMI

Hukuk kurallarının düzenlemekte oldugu iliskiler çok çesitli ve birbirinden farklıdır. Bu nedenle hukuk kurallarının tanıdıgı yetkiler olarak nitelendirilen haklar da özleri itibarıyla birbirinden farklı ve çesitlidir. Bununla birlikte hakları çesitli ölçütlere göre sınıiandırmak mümkündür:

Kamu Hakları – Özel Haklar Ayrımı

Haklar dogdukları hukuk kuralının niteligine göre kamu hakları ve özel haklar olmak üzere iki alt gruba ayrılır:

Kamu hakları kamu hukukundan dogan, vatandasların Devlet’e karsı sahip olduğu hakları ifade eder. Diger ifadesiyle kamu hakları, kisiler ile Devlet arasındaki iliskileri düzenleyen hukuk kurallarından dogan haklardır. Bu haklara örnek olarak kisisel özgürlükler, seçme hakkı, seçilme hakkı, egitim ve ögretim hakkı, çalısma hakkı, dilekçe hakkı gibi haklar sayılabilir.

Kamu hakları kendi içinde genel nitelikli kamu hakları ve özel nitelikli kamu hakları olmak üzere üzere iki alt dala ayrılır.

Özel haklar ise, özel hukuk tarafından hak süjesine tanınan hukuki yetkilerdir. Diger ifadesiyle özel haklar, kisiler ile kisiler arasındaki iliskileri düzenleyen özel hukuk kurallarından dogan haklardır. Bunlar medeni haklar olarak da nitelendirilmektedir. Bu haklara örnek olarak mülkiyet hakkı, sınırlı ayni haklar, alacak hakkı, fikri mülkiyet hakları, kisilik hakları sayılabilir. Özel haklar mahiyetlerine (niteliklerine), konularına, kullanılmalarına, devredilebilmelerine ve amaçlarına göre çesitli ayırımlara tâbi tutulmaktadırlar.

Kamu Hakları ile Özel Haklar Arasındaki Farklar

Kamu hakları ile özel haklar arasında çesitli farklar bulunmaktadır. Bunlar arasındaki en önemli fark bu haklardan yararlanmada ortaya çıkmaktadır. Özel haklardan herkesin yararlanması mümkün iken, kamu haklarından ancak vatandaş olanlar yaralanabilir. Diger bir ifade ile özel haklardan yararlanabilmek için Türk vatandası olma zorunlulugu bulunmadıgı halde kamu haklarından yararlanabilmek için bu sarttır.

Ayrıca, özel haklardan yararlanmada vatandaslar arasında yas, cinsiyet, egitim düzeyi vb. hususlarda esitlik ilkesi geçerlidir. Ancak kamu haklarından yararlanmada böyle bir esitlik mevcut degildir. Örnegin Anayasa’nın 67. maddesinin üçüncü fıkrasına göre ancak on sekiz yasını dolduran her Türk vatandası seçme ve halk oylamasına katılma haklarına sahiptir. Yine Anayasa’nın 76. maddesine göre her Türk ancak yirmi bes yasını doldurmak kaydıyla milletvekili seçilmek hakkından yararlanabilir.

Kamu Hakları ve Türleri

Kamu hakları kamu hukukundan dogan ve vatandasların Devlet’e karsı sahip oldukları haklardır. Kamu hakları, kisilerin toplumla olan iliskilerini düzenleyen kurallardan doğan haklardan olustukları için sınır ve kapsamları yönünden henüz olus halindedirler. Kamu haklarını genel nitelikli kamu hakları ve özel nitelikli kamu hakları olmak üzere iki alt dala ayırmak mümkündür.

Genel Nitelikli Kamu Haklar

Anayasa’nın ikinci kısmında 12. madde ve devamında “Temel Haklar ve Ödevler” baslıgı altında düzenlenmis bulunan kamu haklarına genel nitelikli kamu hakları denilmektedir. Kamu kurulusları ile hukuken bir iliskiye girilmeksizin, genel olarak kisilere verilen bu hukuki yetkiler üç kategoride toplanmaktadır: Bunlar, kisisel kamu hakları, sosyal ve ekonom ik kamu hakları ve siyasal kamu haklarıdır.

Kisisel Kamu Hakları

Kisisel kamu haklarına “koruyucu kamu hakları (negatif statü hakları)” da denilir. Bunlar, kisinin maddi ve manevi tüm varlıgı ile ilgili bulunan ve bu varlıgın serbestçe gelistirilmesi amacına yönelik olan; kisinin Devlet tarafından asılamayacak ve dokunulamayacak özel alanının sınırlarını çizen hak ve hürriyetlerdir. Bu haklar Devlet’e negatif bir tutum, kişiye karsı karısmama ödevi yüklerler. Söz konusu haklar, kisiyi topluma ve özellikle de Devlet’e karsı korumak için öngörülmüslerdir. Kisisel kamu hakları Anayasa’nın ikinci kısmının ikinci bölümünde, “Kisinin Hakları ve Ödevleri” baslıgını tasıyan 17-40. maddeleri arasında düzenlenmistir. Bu hak ve hürriyetlere örnek olarak, “kisinin dokunulmazlıgı, maddi ve manevi varlıgı” (m.17), “kisi hürriyeti ve güvenligi” (m.19), “özel hayatın gizliligi ve korunması” (m.20), “konut dokunulmazlıgı” (m.21), “haberlesme hürriyeti” (m.22), “yerlesme ve seyahat hürriyeti” (m.23), “din ve vicdan hürriyeti” (m.24), “düsünce ve kanaat hürriyeti” (m.25), “düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” (m.26), “bilim ve sanat hürriyeti” (m.27), “basın hürriyeti” (m.28), “süreli ve süresiz yayın hakkı” (m.29), “dernek kurma hürriyeti” (m.33), “toplantı ve gösteri yürüyüsü düzenleme hakkı” (m.34), “mülkiyet hakkı” (m.35), “hak arama hürriyeti” (m.36) gösterilebilir.

Sosyal ve Ekonomik Kamu Hakları

Kisinin toplum hayatı içindeki sosyal ve ekonomik faaliyetleri ile ilgili olan; bireylere Devlet’ten olumlu bir davranıs, bir hizmet, bir yardım isteme imkânını tanıyan haklardır. Bu haklara “isteme hakları (pozitif statü hakları)” da denir. Bu haklar Anayasa’nın ikinci kısmının üçüncü bölümünde 41-65. maddeler arasında düzenlenmistir. Bu haklara örnek olarak “ailenin korunması ve çocuk hakları” (m.41), “egitim ve ögretim hakkı” (m.42), “çalısma ve sözlesme hürriyeti” (m.48), “çalısma hakkı” (m.49), “çalısma sartları ve dinlenme hakkı” (m.50), “sendika kurma hakkı” (m.51), “toplu is sözlesmesi ve toplu sözleşme hakkı” (m.53), “grev hakkı ve lokavt” (m.54), “saglık hizmetleri ve çevrenin korunması” (m.56), “konut hakkı” (m.57), “sosyal güvenlik hakkı” (m.60) gösterilebilir. Bu tür haklar Devlet’in bazı hizmetleri yapmasını zorunlu kılar, Devlet’e sosyal alanda birtakım ödevler yükler. Ancak Anayasa’ya göre Devlet’in bu hizmetleri yerine getirebilmesi mali kaynaklarının yeterliligine baglıdır (m.65).

Siyasal Kamu Hakları

Siyasal kamu hakları, kisinin genelde seçim yolu ile yahut diger herhangi bir biçimde Devlet yönetimine ve siyasal kuruluslara katılmasını saglayan haklardır. Bu nedenle bu haklara “katılma hakları (aktif statü hakları)” da denilmektedir. Siyasal kamu hakları, Anayasa’nın ikinci kısmının dördüncü bölümünde 66-74. maddeler arasında düzenlenmistir. Bu haklara “seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları ile halkoylamasına katılma hakkı” (m.67), “siyasal parti kurma hakkı” (m.68), “kamu hizmetlerine girme hakkı” (m.70), “dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine basvurma hakkı” (m.74) örnek gösterilebilir.

Özel Nitelikli Kamu Hakları

Belli kisilerin kamu kurulusları ile olan iliskilerini düzenleyen kamu hakları özel nitelikli kamu hakları olarak nitelendirilmektedir. Devlet memurunun aylık hakkı yahut ücretli izin hakkı gibi haklar kanunlarda öngörülmekte ve taraf iradelerinden bağımsız olarak düzenlenmektedirler.

Kamu Haklarının Sınırlandırılması

Anayasa’da düzenlemeye kavusturulmus olan “temel hak ve hürriyetler” Anayasa’nın öngördügü çerçevede sınırlanabilmektedir. Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlemeye göre, “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddeler inde belirtilen sebeplere baglı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” Anayasa, temel hak ve hürriyetlerin özlerine dokunulmadan, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna uygun olarak ancak kanunla sınırlandırılabilecegini hükme baglamaktadır. Anayasa’nın m.14/1 hükmüne göre, “Anayasa’da yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devlet’in ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlügünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.”

Anayasa’daki genel sınırlamaların haricinde temel hak ve hürriyetler yine Anayasa’da gösterilen hallerde ayrıca özel sınırlamaya da tâbi tutulabilmektedir (örn. m.23/3, m.26/2, m.28/3, m.33/3, m.34/2, m.35/2, m.51/2, m.63/2).

Özel Haklar ve Türleri

Özel hukukun kapsamında esit durumda olan kisiler arasındaki iliskileri düzenleyen hukuk kurallarının bahsettigi haklar özel haklardır. Diger bir ifadeyle özel haklar, özel hukuk tarafından hak süjesine, yani kisiye tanınan hukuki yetkilerdir.

Özel haklar, özel hukuktan dogarlar ve kisilerin birbirlerine karsı sahip oldukları hakları ifade ederler. Genellik ilkesi çerçevesinde, kamu haklarının aksine, özel haklardan herkes yararlanır. Bu haklardan yararlanmada kamu haklarına iliskin Anayasa’daki düzenlemeden farklı olarak yabancılarla vatandaslar arasında herhangi bir fark bulunmamaktadır. Ayrıca Türk Medeni Kanunu (TMK) 8. maddesinde “insan” kavramına vurgu yaparak her insanın hak ehliyeti oldugunu ve buna göre bütün insanların, hukuk düzeninin sınırları içinde haklara ve borçlara ehil olmada esit olduklarını hükme baglamaktadır. Görüldügü üzere özel haklardan yararlanmada esitlik ilkesi söz konusudur.

Her özel hakkın karsısında kural olarak bir hukuki yükümlülük de yer almaktadır. Bu hukuki yükümlülük genel nitelikte bir yükümlülük olabilecegi gibi, bir kisinin bir seyi yapması, yapmaması ya da vermesi seklinde de cereyan edebilir. Genel nitelikte hukuki yükümlülük açısından bir gerçek ya da tüzel kisinin mülkiyet hakkına müdahale etmeme yükümü örnek gösterilebilir. Bir talep hakkı söz konusu oldugunda da genellikle bir tarafın diger tarafa karsı bir edimi yerine getirmek, bir seyi vermek ya da bir seyi yapmaktan kaçınmak yükümlülügü dogabilecektir. Bir satıs sözlesmesi söz konusu oldugunda, benzer sekilde, bir taraf satmıs oldugu malı teslim etme yükümü altına girerken diger taraf da kendi edimi olan para borcunu ödemekle yükümlü olacaktır. Bir apartmanın sakinleri arasında haia sonunda belirli saatler dısında gürültü yönünden tamirat yapılmaması konusunda bir sözlesme yapılmıssa, bu durumda da bir yapmama yükümlülügü ortaya çıkar. Özel haklar da kamu hakları gibi çeşitli ayırımlara tâbidir. Özel haklar mahiyetlerine (niteliklerine), konularına, kullanılmalarına, devredilebilmelerine ve amaçlarına göre çeşitli ayırımlara tâbi tutulmaktadırlar.

Mahiyetlerine (Niteliklerine) Göre Özel Haklar

Özel haklar ileri sürülebilecegi çevre açısından mahiyetlerine (niteliklerine) göre mutlak haklar ve nisbi haklar olarak ikiye ayrılır. Mahiyetlerine göre hakların asıl ayırımı budur. Bu esas ayrımın yanı sıra mahiyetlerine göre hakları yararlanma hakları (iktidar hakları; birinci derecede haklar) ve düzenleme hakları (tali haklar; ikinci derece hakları) seklinde ikiye ayırmak da mümkündür. Ancak bu ayırım da esas itibarıyla mutlak haklar ve nisbi haklar ayırımının içerisinde ifade edilebilir niteliktedir. Yararlanma hakları, mallar ve kisiler üzerinde iktidar temin eden haklardır. Diger bir ifade ile kisinin belli bir konu, bir sey, bir kisi, bir fikir ürünü üzerinde etkide bulunabilmesini ifade eder. Bu haklar sahibine belirli bir davranıstan veya hukuki degerden yararlanma imkânı verirler. Yararlanma haklarından alacak hakları ve grup hakları sadece belli kisilere karsı ileri sürülebilirler. Bu yapıları itibariyle nisbi haklar kategorisindedir. Yararlanma hakları arasında sayılan hakimiyet hakları ile kisilik hakları ise herkese karsı ileri sürülebildikleri için mutlak haklar kategorisinde sayılmaktadır. Düzenleme hakları sadece yararlanma haklarını etkileyen haklardır. Bu haklar kişiye özel birtakım yetkiler vererek bu haklara dayanarak kisinin, kendisi ya da baskası için yararlanma hakkı kurma, degistirme, sona erdirme imkânını elde etmesini saglarlar. Bu haklar da yenilik doguran haklar ve kudret yetkileri olarak iki gruba ayrılırlar. Yenilik doğuran haklar, tek taraiı bir irade açıklaması (beyanı) ile hukuki bir durumu yaratmakta, degistirmekte ya da ortadan kaldırmaktadır. Kudret yetkileri ise bir kisiye, başkasının malvarlıgını etkileyecek sekilde hukuki islem yapmak yetkisini veren haklardır (örneğin temsil).

Mutlak Haklar

Mutlak haklar, sahibine sahıslar (kisiler) ile maddi ve gayrimaddi (maddi olmayan) bütün mallar üzerinde en genis yetkileri veren ve hak sahibi tarafından herkese karsı ileri sürülebilen haklardır. Herkes mutlak haklara uymak ve saygı göstermekle yükümlüdür. Mutlak haklar, hukuk düzeninin belirledigi sınırlar içinde kalmak suretiyle hakkın sahibi tarafından istenilen sekilde kullanılır. Esasen mutlak haklar, hak sahibinin kisi ve mal üzerinde tekel olarak sahip oldugu iktidar ve yetkileri ifade eder. Hak sahibi bu haklardan diledigi gibi yararlanır. Mutlak haklar yalnızca kamu yararı düsüncesiyle ve ancak kanunla sınırlanabilir. Mutlak haklar konularına göre iki grupta incelenebilir: Mallar üzerindeki mutlak haklar (hâkimiyet hakları) ve sahıslar üzerindeki mutlak haklar (kisilik hakları).

Mallar Üzerindeki Mutlak Haklar

Mal hukuki anlamda, para ile ölçülebilen ve baskalarına devredilebilen seyleri ifade eder. Mallar, maddi mallar ve maddi olmayan mallar (gayrimaddi mallar) olmak üzere ikiye ayrılır. Fiziki varlıgı olan maddi mallara göre fiziki varlıgı olmayan, genellikle fikir ve zeka ürünü olan eserler (heykel, resim, roman, siir kitabı, roman, beste vb.) maddi olmayan mallardır. Bu ayırıma uygun olarak mutlak hakları da maddi mallar üzerindeki mutlak haklar ve maddi olmayan mallar üzerindeki mutlak haklar seklinde ayırıma tâbi tutmak mümkündür.

Maddi Mallar Üzerindeki Mutlak Haklar (Ayni Haklar)

Maddi mallar, fiziki (cismani) varlıgı olan, elle tutulup gözle görülebilen seyleri ifade eder (arsa, konut, kitap, otomobil, uçak, çamasır makinesi, bilgisayar, elbise vb.). Hukuk dilinde maddi mallara esya denilmektedir. Maddi mallar üzerindeki mutlak haklara “ayni haklar” (esya üzerindeki haklar) da denir. Ayni haklar, sahibine tanıdıgı yetkinin tam ve sınırsız olup olmamasına göre, “mülkiyet hakkı” ve “sınırlı ayni haklar” olmak üzere iki ana gruba ayrılır.

Mülkiyet Hakkı: Sahibine tam ve sınırsız yetki veren ayni hak mülkiyet hakkıdır. Diger bir ifade ile sahibine en genis yetki veren ayni hak olarak mülkiyet hakkı ortaya çıkmaktadır. Mülkiyet hakkına sahip olan malik, bu hakkın konusunu olusturan esyayı, hukuk düzeninin belirledigi sınırlar içinde kalmak kaydıyla diledigi gibi kullanabilir, ondan diledigi gibi yararlanabilir ve o esya üzerinde diledigi gibi tasarruia bulunabilir. Gerçekten TMK m. 683 hükmüne göre, “Bir seye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o sey üzerinde diledigi gibi kullanma, yararlanma ve tasarruia bulunma yetkisine sahiptir.” Bu yönde malik esyasını, örnegin bir baskasına satabilir, bagıslayabilir yahut onu terk ya da tahrip edebilir.

Sonuç olarak mülkiyet hakkı, malike sahip oldugu esyayı kullanma, ondan yararlanma ve onunla ilgili her türlü maddi ve hukuki tasarruia bulunma yetkilerini veren tam bir ayni hak niteligi tasımaktadır.

Sınırlı Ayni Haklar: Mülkiyet hakkının aksine bir kısım ayni haklar sahibine tam ve sınırsız yetkiler vermez. Bu tür ayni haklara sınırlı ayni haklar denilmektedir. Mülkiyet hakkının bünyesinde barındırdıgı kullanma, yararlanma ve tasarruia bulunma yetkiler inden sadece bir kısmını hak sahibine tanır.

Sınırlı ayni haklar (TMK m.779 vd.’da), hak sahibine tanıdıkları yetkinin niteliğine göre irtifak hakları, tasınmaz yükü ve rehin hakları olmak üzere üç gruba ayrılır.

Irtifak hakları, baskasına ait (baskasının mülkiyetinde olan) bir esyayı kullanma veya ondan yararlanma yetkisini veren ayni haklardır. Irtifak hakları bir baska kisinin para ile ölçülebilen hak ve borçlarının bütününü ifade eden malvarlıgı (mamelek) üzerindeki bir yükümü ifade eder. Bir esyanın maliki, bu esyası üzerinde bir irtifak hakkının tesis edilmiş olması halinde, sahip oldugu mülkiyet hakkının kendisine bahsetmis oldugu yetkilerden bazılarının irtifak hakkı sahibi tarafından kullanılmasına katlanmak yahut bu hakları kullanmaktan sakınmak mecburiyetinde kalır. Böyle bir durumda malikin üzerinde genellikle tasarruia bulunabilme yetkisini içeren çıplak mülkiyet kalır.

Irtifak hakları kendi aralarında ayni irtifak hakları, sahsi irtifak hakları ve karma irtifak hakları olmak üzere üçe ayrılır.

Ayni irtifak hakları, genellikle iki tasınmazdan birinin digeri üzerinde haiz oldugu hak seklinde ortaya çıkar. Hak sahibi olan tasınmaza hakim tasınmaz, üzerine külfet yüklenmis tasınmaza da yükümlü tasınmaz denir. TMK 779. maddede tasınmaz lehine irtifak hakkı, “Tasınmaz lehine irtifak hakkı, bir tasınmaz üzerinde diger bir tasınmaz lehine konulmuş bir yük olup, yüklü tasınmazın malikini mülkiyet hakkının sagladıgı bazı yetkileri kullanmaktan kaçınmaya veya yararlanan tasınmaz malikinin yüklü tasınmazı belirli sekilde kullanmasına katlanmaya mecbur kılar.” seklinde tanımlanmıstır. Tasınmazın el degistirmesi, geçerli bir sekilde kurulmus olan irtifak hakkı üzerinde bir tesir icra etmez. Bir tasınmaz üzerinde diger tasınmaz lehine kurulmus olan “geçit hakkı”, ayni bir irtifak hakkı niteligi tasır (TMK m.747, m.838).

Sahsi irtifak hakları, bir mal üzerinde kisiler lehine kurulur. Tasınırlar, tasınmazlar, haklar veya bir malvarlıgı üzerinde kurulabilen ve hak sahibine konusu üzerinde tam yararlanma yetkisi veren “intifa hakkı” (TMK m.794) ya da bir binadan veya onun bir bölümünden konut olarak yararlanma yetkisini veren “oturma hakkı” (TMK m.823) sahsi irtifak haklarına örnek olarak verilebilir.

Karma irtifak hakları ise bir tasınmaz lehine veya belli bir kisi lehine kurulabilen irtifak haklarıdır. Baskasına ait bir arazinin altında (örnegin mahzen) veya üstünde (örneğin bina) insaat yapma yetkisi veren “üst hakkı” (TMK m.726, m.826); baska birisinin taşınmazında çıkan sulardan yararlanma hakkı veren “kaynak hakkı” (TMK m.756, m.837) da karma irtifak hakları arasında yer alırlar.

Tasınmaz yükü, bir tasınmazın malikinin yalnız o tasınmazla sorumlu olmak üzere diger bir kimseye bir sey vermek veya bir is yapmakla yükümlü kılınmasıdır (TMK m.839).

Rehin hakları, güvence teskil eden haklardır. Rehin hakkı sahibine, alacagını borçlusundan alamaması halinde rehin verilmis olan seyi sattırıp paraya çevirmek yoluyla alacağını tahsil etmek yetkisini veren bir sınırlı ayni haktır. Hakkın konusunu teskil eden esyanın tasınır veya tasınmaz olmasına göre rehin “tasınır rehni” (TMK m. 939 vd.) ve “tasınmaz rehni” (TMK m.850 vd.) olmak üzere ikiye ayrılır. Tasınır rehninin türleri yoksa da tasınmaz rehninin üç türü vardır. Bunlar, “ipotek”, “ipotekli borç senedi” ve “irat senedi”dir.

Irtifak haklarıyla tasınmaz yükü ve tasınmaz rehni ancak tasınmazlar üzerinde kurulabilir ve tapu siciline tescil ile geçerlilik kazanabilir.

Maddi Olmayan Mallar Üzerindeki Mutlak Haklar

Maddi olmayan mallar insan zeka, düsünce ve iradesinin ürünü olan eserlerdir. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na göre eser, sahibinin hususiyetlerini tasıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsullerini ifade etmektedir (m.1/B, a bendi). Bir yazarın romanı, hikâyesi ya da tiyatro eseri, bir bilim adamının yazdıgı bilimsel kitap, bir sairin siir kitabı, bir heykeltrasın heykeli, bir bestecinin bestesi, bir ressamın yaptıgı resim ya da bir sinema filmi bu eserlere örnek verilebilir. Kanuna göre, fikir ve saat eserleri üzerinde, onların yaratıcısı olan eser sahiplerinin mali ve manevi olmak üzere iki tür menfaati korunur. Mali haklar, o eseri çogaltmak, yaymak ve satmak gibi yetkileri bünyesinde barındırırken, manevi haklar, eserin kamuya sunulması, esere yapımcısının adının yazılması, eserde degisiklikler yapılabilmesi gibi yetkileri içerir. Eser sahibinin ortaya çıkardıgı eser üzerindeki mali (parasal) ve manevi nitelikteki hakları mutlak nitelik tasıdıklar için herkese karsı ileri sürülebilirler. Fikri ve edebi eserler üzerindeki haklar 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile düzenlenmiş ve korunmustur. 7.6.1995 tarih ve 4410 sayılı Kanun’la kapsamı genisletilmis olan Kanun, 21.2.2001 tarih ve 4630 sayılı ve 3.3.2004 tarih ve 5101 sayılı Kanunlarla önemli degisikliklere ugramıs ve eser sahiplerinin yanı sıra bu eserleri icra eden veya yorumlayan icracı sanatçıların, seslerin ilk tespitini yapan fonogram yapımcıları ile filmlerin ilk tespitini gerçeklestiren film yapımcılarının ve ayrıca radyo ve televizyon kuruluslarının ürünleri üzerindeki mali ve manevi hakları da belirlenerek korunmustur.

Eseri meydana getiren kisinin ortaya çıkardıgı fikri eserlerin yanı sıra sınai eserler de bulunmaktadır. Sınai (endüstriyel) eserler üzerindeki haklar halen 1995 yılında çıkarılmış olan 551 sayılı “Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” ile korunmaktadır. Yeni, teknigin bilinen durumunu asan ve sanayiye uygulanabilir olan buluslar, patent veya faydalı model belgesi verilerek korunmaktadır. Patent, bulusu meydana getirmis kisiye belirli bir süre için ondan kendisinin veya haleierinin yararlanması hakkını saglar. Bulus yapan kisinin sahip oldugu bu hakka “bulus hakkı” denilmektedir. Maddi varlıgı olmayan mallar arasında markalar da bulunmaktadır. 1995 yılında çıkarılmış olan 556 sayılı “Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” ile düzenlenmis olan marka, bir tesebbüsün mal veya hizmetlerini bir baska teşebbüsün mal veya hizmetlerinden ayırt etmeyi saglaması kosuluyla kisi adları dahil, özellikle sözcükler, sekiller, harier, sayılar, malların biçimi veya ambalajları gibi çizimle görüntülenebilen veya benzer biçimde ifade edilebilen, baskı yoluyla yayınlanabilen ve çoğaltılabilen her türlü isaretleri içermektedir. Markalar da patentler gibi Türk Patent Enstitüsünce tutulan ilgili sicile tescil edilir.

Bu sınai eserler dısında, endüstriyel tasarımlar 1995 yılında çıkarılmıs olan 554 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, cografi isaretler de yine aynı yıl çıkarılan 555 sayılı Kanun Hükmünde Kararname geregince Türk Patent Enstitüsünce tutulan ilgili sicillere tescil edilirler.

Sahıslar (Kisiler) Üzerindeki Mutlak Haklar

Sahıslar üzerindeki mutlak haklar, hak sahibinin kendi sahsiyeti üzerindeki mutlak haklar ve baskalarının sahsiyeti üzerindeki mutlak haklar olmak üzere ikiye ayrılır:

Hak Sahibinin Kendi Sahsiyeti (Kisiligi) Üzerindeki Mutlak Haklar

Bir insanın maddi, manevi ve iktisadi bütünlügü ve varlıkları üzerinde sahip oldugu mutlak haklara sahsiyet (kisilik) hakları denilmektedir. Anayasa ile de kamusal haklar arasında güvenceye alınmıs olan kisilik hakları, hakkın süjesi olan insanın maddi varlıgını ve bu varlıgı olusturan tüm unsurları korumaya yarar. Kisiligi olusturan unsurlar; vücut tamlıgı, seref ve haysiyet, aile ve itibarı, isim vb. seylerdir. TMK m. 23 hükmü geregince, “Kimse hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemez. Kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlaka aykırı olarak sınırlayamaz. …”

Baskalarının Kisiligi Üzerindeki Mutlak Haklar

Modern hukuk anlayısında kisiler hakkın konusu degil ancak sahibi olabilecekleri için baskalarının kisiligi üzerindeki haklar istisnai nitelik tasırlar. Özellikle küçük olanları, akıl yönünden zayıf durumda bulunanları sadece koruma amacıyla bu kisiler üzerinde bir baska kimsenin hak sahibi olmasına hukuk düzenince müsaade edilmektedir. Bunlar, anne ve babanın henüz ergin olmayan çocuları üzerindeki yetkilerini ifade eden velayet hakkı, velayet altında bulunmayan küçüge veya kendisinde kısıtlama sebeplerinden birisi mevcut olan kisiye, mahkeme kararı ile vasi tayin edilen vesayet kurumu ve aynı çatı altında oturan kisilerin çıkarlarını koruma ve iyiliklerini gerçeklestirme ve ev düzenini sağlama konusunda bazı yetkileri bulunan ev baskanıdır.

Nisbi Haklar

Yalnız hukuki isleme veya iliskiye taraf olan kisilere karsı ileri sürülebilen haklardır. Nisbi haklar, mutlak hakların aksine herkese karsı degil, ancak belli bir kisiye veya belirli kişilere karsı ileri sürülebilen haklardır. Diger bir ifade ile nisbi haklar birbiri ile belli bir ilişki içinde olan iki kisi arasında mevcut olur. Bu haklar belirli kisilerden belirli davranışlarda bulunmalarını isteyebilen iktidar haklarıdır. Nisbi haklar alacak hakları ve grup haklarından meydana gelmektedir. Nisbi haklar, özellikle borç iliskilerinden meydana gelir ve alacaklıya (hak sahibine), karsısındaki kisiden (borçludan) belirli bir davranısta bulunmasını; bir sey vermesini, bir sey yapmasını veya birsey yapmamasını (birsey yapmaktan kaçınmasını) istemek yetkisini verirler.

Alacak hakları kendi içinde alelade alacak hakları ve güçlendirilmis (etkisi kuvvetlendirilmis) alacak hakları olarak ikiye ayrılır:

Alelade Alacak Hakları: Bu haklar, borçlar hukukundan, tüzel kisilere iliskin hukuktan, aile, miras ve esya hukukundan ortaya çıkabilir.

Borçlar hukukunda düzenlenmis olan alacak haklarının kaynagını genellikle bir borç iliskisi teskil eder. Bu borç iliskisinde alacaklı, borçludan belli bir davranıs ya da edimde bulunmasını talep etmek hakkını haizdir. Bu iki kisi arasındaki borç iliskisi ya hukuki islemlerden veya haksız fiillerden (hukuka aykırı fiillerden) yahut sebepsiz zenginleşmeden dogabilir.

Hukuki islem, hukuki bir sonuç yaratmak üzere irade açıklamasında bulunmayı ifade eder. Hukuki islemler tarafları bakımından tek taraiı hukuki islemler ve çok taraiı hukuki islemler olmak üzere ikiye ayrılır. Tek taraiı hukuki islemlerde bir kisinin sadece kendi iradesini açıklaması ile hukuki islem meydana gelmektedir (kanunun aradıgı sekle uygun olarak vasiyet yapılması; bir kisinin hayır amaçlı malını vakfederek vakıf kurması gibi). Çok taraflı hukuki islemler ise tek kisinin degil birden fazla kisinin iradelerini açıklamalarıyla meydana gelebilen hukuki islemleri ifade eder. Bu tür hukuki islemlerin uygulamadaki en tipik örnegini karsılıklı ve birbirine uygun irade açıklamalarıyla kurulan sözlesmeler (akit, mukavele) teskil etmektedir (örnegin; kira sözlesmesi. Kiracı kirasını ödemedigi takdirde kiralayan bu kira borcunu ödemesini sadece kiracıdan isteyebilecektir). Nisbi haklar, hukuk düzeninin izin vermedigi, hukuka aykırı zarar verici fiiller (haksız fiiller)den de dogabilirler (örnegin, bir kisinin dükkanına zarar vermek, bir arabaya çarpmak, bir insanı yaralamak ya da öldürmek gibi).

Nisbi haklar, bir kisinin malvarlıgının baska bir kisinin malvarlıgı aleyhine çoğaldığı sebepsiz zenginlesmeden de dogabilir.

Tüzel kisiler bakımından da örnegin dernek üyeligi söz konusu oldugunda, üye ile tüzel kisi arasındaki hukuki iliskiden üye lehine dogan üyelik hakları (grup hakları) da nisbi niteliktedir. Zira bu tür dernek faaliyetine, yönetimine katılma, tesislerden yararlanma gibi haklar sadece dernege karsı ileri sürülebilecektir.

Aile hukukunda da özellikle eslerin birbirlerine karsı sahip oldukları aile hukukundan dogan alacak hakları da nisbi niteliktedir (örnegin; “Evlenmeyle esler arasında evlilik birligi kurulmus olur. Esler, bu birligin mutlulugunu saglamak ve çocukların bakımına, egitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler. Esler birlikte yasamak, birbirlerine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar” diyerek evlilikte eslere yükümlülük getiren TMK m.185 hükmü).

Miras hukukunda da nisbi haklardan bahsedilir. Bu tür haklar miras hukukunda sadece mirasçılara karsı ileri sürülebilir (örnegin kendi lehine muayyen mal vasiyeti yapılmış bir kisi, bu hakkını bunu yapan kisinin sadece mirası reddetmemis mirasçılarına karsı ileri sürebilir).

Esya hukukunda da iki kisi arasında yapılmıs bir tasınmaz satıs vaadi sözleşmesinde de kendisine tasınmazın devredilecegi vaadinde bulunan kisi tarafından ancak vaadde bulunan diger tarafa karsı ileri sürülebilir.

Güçlendirilmis Alacak Hakları (Etkisi Kuvvetlendirilmis Alacak Hakları): Bu tür alacak haklarında kanun koyucuya alacak hakkının etkisini daha fazla kuvvetlendirme imkânı tanınmaktadır. Bir kısım alacak hakları için tapu kütügüne serh verilmesi sartı aranarak bu tür hakların sadece islemin tarafına degil üçüncü kisilere de ileri sürülebilmesi imkânı getirilmistir (örnegin; ön alım hakkı TMK m.732, geri alım hakkı TMK m.736). Serh verilebilecek haklar, tapu kütügünün güvenligini ve aleniyetini korumak amacıyla sınırlı olarak kanunda açıkça düzenlenmistir. Ögretideki hakim görüs, bu tür tapuya serh verilmesiyle kuvvetlendirilmis alacak haklarının ayni hak niteligi kazanmadıgı yönündedir. Zira tapuya serh sadece serh edilen alacak hakkının (kisisel hakkın) tasınmazın sonraki maliklerine ve o tasınmazda serhten sonra hak kazanan kisilere karsı ileri sürülmesi imkânı dısında bir imkân saglamaz.

Mutlak Haklarla Nisbi Haklar Arasındaki Farklar

Mutlak haklarla nisbi haklar arasındaki farklar su sekilde sıralanabilir:

  1. Mutlak haklar herkese karsı ileri sürülebilirken (mülkiyet hakkı gibi), nisbi haklar belirli bir kisiye yahut kisilere karsı yöneltilebilmektedir (alacak hakkı gibi).
  2. Mutlak haklarda, hak sahibinin bu hakkına diger bütün kisiler saygı göstermek zorundadır. Mutlak haklar karsısında üçüncü kisiler pasif bir görev üstlenirler. Zira mutlak hakları herkesin ihlâl edebilmesi ihtimal dâhilindedir. Nisbi haklarda ise hak sahibinin karsısındaki kisi, bazen pasif olsa da genellikle aktif bir görevi yerine getirmekle yükümlü bulumaktadır (bir seyi yapmak, vermek ya da yapmamak gibi). Nisbi haklardaki görevin üçüncü kisilerce ihlal edilmesi mümkün degildir. Bir satım sözlesmesinde satıcı alıcıya malı teslim etmek, alıcı da malın bedelini (semen
  3. i) ödemek yükümü altına girer. Bu iliskide her iki tarafın da bir nisbi hakkı bulunmaktadır. Bir taraf malın teslimini, diger taraf da malın bedelini karsı taraian isteme hakkını bu sekilde haiz olur. Mal teslim edilmeden bir üçüncü sahıs mala, satanın elinde iken zarar verecek olursa, üçüncü kisiden zararın tazminini ancak malı henüz teslim etmemis olan satıcı isteyebilir. Çünkü malın mülkiyeti (mutlak hak) hâlâ kendisine aittir. Oysa nisbi hak olarak malın teslimini isteyebilecek alıcının, mala satıcının elinde iken zarar veren üçüncü sahsa karsı böyle bir tazminat talep hakkı bulunmamaktadır.
  4. Mutlak haklarla nisbi haklar arasındaki bir baska fark sayılarında ortaya çıkar. Mutlak haklar belli sayıdadır. Kanunda öngörülen mutlak haklar dısında yeni mutlak haklar yaratılması mümkün degildir. Mutlak haklar, maddi mallar üzerindeki mutlak haklar (ayni haklar), maddi olmayan mallar üzerindeki haklar ve kişilik haklarıdır. Nisbi haklarda ise aile hukukunda öngörülmüs bulunan sınırlı sayıdaki nisbi haklar haricinde nisbi haklar çok çesitlilik göstermektedir. Sözlesme özgürlüğü ilkesi çerçevesinde borç iliskilerinden dogan nisbi haklar bu sekildedir.
  5. Mutlak haklar bir mal ya da kisi üzerinde dogrudan dogruya sahip olunan iktidar hakları iken, nisbi hakların konusunu bir edimin yerine getirilmesi (bir seyin verilmesi, yapılması ya da yapılmaması) yönündeki talepler teskil eder.

Konularına Göre Özel Haklar

Özel haklar korudukları menfaatin maddi ya da manevi olusuna göre malvarlıgı (mamelek) hakları ve kisilik hakları seklinde ayrılırlar.

Malvarlıgı (Mamelek) Hakları

Malvarlıgı (mamelek), bir kisinin sahip oldugu seylerin bütünüdür. Malvarlıgı hakları, kisilerin maddi menfaatlarini koruyan haklardır. Hukuki açıdan da “malvarlıgı hakları”, kisilerin para ile ölçülebilir nitelikte olan, paraya çevrilebilen, kural olarak başkalarına devredilebilen ve miras yoluyla intikal eden hak ve borçlarının bütününü ifade eder. Görüldügü üzere malvarlıgı hakları aktif ve pasif kısımdan olusur. Aktif kısma kisinin para ile ifade edilebilen tüm hakları girerken, pasif kısım kisinin borçlarından olusur. Tasınır ve tasınmaz esyalar üzerindeki haklar (örnegin mülkiyet hakkı, sınırlı ayni haklar), fikir ve sanat eserleri üzerindeki haklar (örnegin telif hakkı), nisbi haklar (örnegin maddi alacak hakkı), maddi degeri olan yenilik doguran haklar malvarlıgı hakları arasındadır. Malvarlıgı haklarından, ölçülebilen, tartılabilen ve sayılabilen, baska bir ifade ile biri digerinin yerine ikame edilebilen haklara “maddi malvarlıgı hakları”, buna karsı fikir ve sanat eserleri üzerindeki haklara da “manevi malvarlıgı hakları” denilmektedir.

Kisilik (Kisi Varlıgı) Hakları

Kisilerin, degerleri para ile ölçülemeyen, paraya çevrilemeyen, baskalarına devredilemeyen ve miras yoluyla da intikali mümkün olmayan, sahibi için sadece manevi bir değer ifade eden haklarına “kisilik (kisi varlıgı/sahsiyet) hakları” denilmektedir. Bu haklar kişiye sıkı sıkıya baglı haklar olup kisinin ölümü ile sona ererler. Kisilik hakları arasında, kişinin adı, vücut tamlıgı, seref ve haysiyeti, resmi üzerindeki hakları, özgürlüklerine karsı saldırı da  bulunmaktan kaçınmalarını herkesten isteme hakkı sayılabilir. Gerçek kisiler gibi tüzel kisiler de nitelikleriyle bagdastıgı ölçüde kisilik haklarına sahiptirler.

Kullanılmalarına Göre Özel Haklar

Kullanma yetkisi bakımından, hak sahibine baglılıklarına göre özel haklar, devredilebilen haklar ve devredilemeyen haklar seklinde ikiye ayrılır.

Devredilebilen Haklar

Devredilebilen haklar, saglararası bir hukuki islemle baskalarına devredilebilen, miras yolu ile de intikal eden haklardır. Özel hakların büyük bir kısmı devredilen haklar kategor isindedir (mülkiyet hakkı, telif hakkı, kira hakkı, alacak hakkı gibi). Bu tür haklar temsilci aracılıgıyla da kullanılabilir. Ancak, malvarlıgı haklarından bazıları başkalarına devredilemeyecekleri gibi miras yoluyla da intikal etmezler (örnegin intifa hakkı, oturma hakkı, bir nisbi hak olan nafaka hakkı).

Devredilemeyen Haklar

Devredilemeyen haklar, saglararası bir hukuki islemle baskalarına devredilemeyen, miras yolu ile de intikal etmeyen haklardır. Kisiye baglı haklar, kisi ile hak arasındaki sıkı ilişki nedeniyle sadece hak sahibi kisi tarafından kullanılabilen haklardır. Bu haklar başkalarına devredilemedikleri gibi, miras yoluyla da intikal etmezler. Malvarlıgı haklarının bir bölümü de kisiye baglı haklardandır (örnegin, ayni haklardan oturma hakkı, TMK m.823;

yararlanma hakkı, TMK m.806). Baskalarına devredilemeyen ve miras yoluyla da intikal etmeyen haklardan bir bölümü de sahibine çok sıkı sekilde baglıdır. Bu tür haklara kisiye sıkı sıkıya baglı haklar denilmektedir. Kisilik hakları bu sekilde kisiye sıkı sıkıya bağlı haklardır. Bu haklarda hakkın kullanılmasına karar verme yetkisinin baskasına tanınması (yasal temsilci) söz konusu olmaz (örnegin, kisiligi koruyan davalar, TMK m.23, 24, 25,

26; nisanı bozma hakkı, TMK m.120). Kisiye sıkı sıkıya baglı hakların kullanılamamasının adaletsizlige ve katlanılması güç bir duruma yol açacagı çok istisnai hallerde bu hakkın yasal temsilci aracılıgıyla kullanılması da kabul edilmektedir (örnegin, ayırt etme gücüne haiz olmayan bir kisiye esi tarafından fena muamelede bulunulması halinde o kisinin yasal temsilcisi ese karsı bosanma davası açabilecektir). Hakkın sıkı sıkıya kisiye baglı olması, hakkın kullanılmasına ancak hak sahibinin karar verebilecegi anlamını tasır. Ancak hak sahibi hakkı kullanmaya karar verdikten sonra, bu hakkın kullanılması için bir iradi temsilci aracılık edebilecektir [evli bir kisi boşanmaya karar verdikten sonra, bosanma davasını açıp yürütmek üzere bir avukatı (iradi temsilci) vekil tayin edebilir].

Amaçlarına Göre Özel Haklar

Bir kısım haklar kullanılmalarıyla birlikte yeni bir hukuki durum ortaya çıkarırken bir kısım haklar kullanıldıklarında yeni bir hukuki durum yaratmazlar. Iste özel haklar kullanılmalarının yarattıgı hukuki etki bakımından amaçlarına göre de bir ayrıma tâbi tutularak yenilik doguran (insai) haklar ve alelade haklar (yenilik dogurmayan yalın haklar) olarak ikiye ayrılmaktadırlar.

Yenilik Doguran Haklar

Yenilik doguran (insai) hak, özel bir hukuki duruma dayanarak hak sahibinin tek taraiı irade açıklaması (beyanı) ile yeni bir hukuki iliski kurabilme, mevcut hukuki iliskiyi de gistirebilme veya ortadan kaldırabilme yetkisini ifade eder. Yenilik doguran (insai) haklar, kural olarak hak sahibi tarafından tek taraiı bir irade açıklamasıyla kullanılır ve bu açıklamanın karsı tarafa ulasmasıyla da sonuçlarını dogurur. Sözlesmeye taraf olan kişinin veya üçüncü kisinin irade açıklamasına ihtiyaç yoktur. Yenilik doguran haklar, çoğunlukla tek taraiı bir hukuki islemle kullanılmakla birlikte, istisnaen dava yoluyla da kullanılırlar. Böyle bir durumda yenilik doguran haklar, tek taraiı bir irade beyanı ile degil, yenilik doğuran (insai) bir mahkeme kararı ile dogar (örnegin; vasiyetnamenin iptali kararı; evlilik birliginin iptali kararı; bir dernegin, bir kooperatifin, bir anonim sirketin genel kurulunun aldıgı kararın iptaline dair karar). Yenilik doguran hakları üç grupta toplanmaktadır:

Kurucu (yaratıcı) yenilik doguran haklar: Kurucu yenilik doguran hakkın kullanılması ile yeni bir hukuki iliski yaratılır, baska bir ifade ile bir hak kazanılır. Hak sahibi iradesini açıklamak suretiyle yeni bir hukuki iliskinin dogmasını saglar. Bir sözlesme kurulurken taraflardan birinin yapmıs oldugu öneriyi (icabı) karsı tarafın kabul etmesi (kabul beyanı), kurucu yenilik doguran haklardandır. Zira, Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 1. maddesi, “Sözlesme, tarafların iradelerini karsılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur” hükmünü içermektedir. Yetkisiz temsil halinde temsil olunanın isleme icazet vermesi (TBK m.46/1); bir tasınmazın üçüncü bir kisiye satılması halinde hak sahibine o tasınmazı öncelikle satın alabilme yetkisi veren ön alım (süfa) hakkı (TMK 732), hak sahibine tek taraiı irade beyanı ile bir tasınmazı satın alabilme yetkisi veren alım (istira) hakkı ile kendisine ait bir tasınmazı bir baskasına devreden kisinin devrettigi bu taşınmazı daha sonra tek taraiı irade beyanı ile geri alabilme yetkisini içeren geri alım (vefa) hakkı (TMK m.736); “Sahipsiz bir tasınırı malik olmak iradesiyle zilyetligine geçiren kimse, onun maliki olur” hükmünü içeren sahipsiz seylere (ihraza) iliskin düzenleme (TMK m. 767), kurucu yenilik dogan hakların diger örneklerindendir.

Degistirici yenilik doguran haklar: Degistirici yenilik doguran haklar, tek taraiı irade açıklaması ile mevcut bir hukuki durumun degistirilmesi sonucunu dogururlar. Örnegin; bosanma davası açmaya hakkı olan ese tanınan bosanma veya dilerse ayrılık davası açabilme hakkı (TMK m.167), seçimlik borçlarda borçlu tarafından seçim hakkının kullanılması (TBK m.87), satılanın ayıplı çıkması halinde satıs bedelinden (semenden) indirim yapılmasını isteme hakkı (TBK m.227).

Bozucu yenilik doguran haklar: Bozucu yenilik doguran haklar, hak sahibi tarafından kullanılmaları ile mevcut bir hukuki durumu ortadan kaldıran haklardır. Bosanma/ ayrılık talep etmek (TMK m.167); önceki vasiyetname ortadan kaldırılmaksızın yeni bir vasiyetname yapılmak suretiyle önceki (tamamlanmamıs) vasiyetnamenin iptali (TMK m.544); kira, hizmet, adi sirket sözlesmelerindeki feshi ihbar hakkı, vekaletten azil ya da istifa hakkı gibi.

Alelade Haklar

Hak sahibinin hakkını kullanmasıyla herhangi bir yeni hukuki iliski dogurmayan haklara alelade haklar (yenilik dogurmayan/yalın haklar) denir. Kapsamına ergin olmayan çocuğa (küçüge) ögüt vermek, ihtarda bulunmak, çocugun mallarını yönetmek, onu temsil etmek haklarının da girdigi sadece anne ve babalara tanınmıs olan velâyet hakkı, bu tür hakların örnegini olusturur. Esasen anne ve babanın velayet hakkını kullanmalarıyla yeni bir hukuki durum ortaya çıkmadıgı gibi, mevcut hukuki durumda bir degisiklik olmaz yahut mevcut hukuki durum ortadan kalkmaz.

Bagımsız Olup Olmamalarına Göre Özel Haklar

Özel haklar, elde edilmeleri yönünden baska bir hakka baglı olup olmamalarına göre, bağımsız haklar (asıl haklar) ve bagımlı haklar olmak üzere ikiye ayrılırlar:

Bagımsız Haklar

Bagımsız haklar (asıl haklar), herhangi bir hakka baglı olmayan hakları ifade eder. Bu haklar, hak sahibinin dogrudan dogruya sahip oldugu haklar olup, (istisna teskil eden oturma hakkı, intifa hakkı gibi devredilemeyen bagımsız haklar hariç olmak üzere) başkalarına devredilebilir, miras yolu ile de mirasçılarına intikal eder (örnegin; mülkiyet hakkı, alacak hakkı, fikri haklar).

Bagımlı Haklar

Bagımlı haklar (fer’i haklar/yan haklar) ise bagımsız bir hakka belirli bir baglılıgı olan, asıl hak bulunmaksızın mevcut olmayan hakları ifade etmektedir. Bagımlı haklar, asıl (bagımsız) hakların amacına ulasmasına yardımcı olmayı (alacaklının kefile karsı sahip olduğu hak), bu hakları güçlendirmeyi, bu haklara güvence vermeyi (ipotek hakkı) ya da o hakların kapsamını genisletmeyi (bir sözlesmede yer alan faiz talepleri) amaçlamaktadır. Bagımlı haklar, asıl (bagımsız) hak herhangi bir nedenle sona ererse, kanundan dolayı son bulmakta (örnegin; asıl alacak son bulunca alacaklının kefile karsı olan hakkı da sona erer), asıl hakkın devri halinde, bagımlı haklar da kural olarak asıl hak ile birlikte devredilmektedir (örnegin; ipotek ile teminat altına alınmıs bir alacagın temliki halinde teminat da alacakla birlikte devredilmis olur).

Özet

Hak kavramını açıklamak

Hak kavramı, özel hukuk alanının temel kavramıdır. Hak, “hukuk tarafından tanınan, yararlanılması hak sahibinin iradesine bırakılan ve korunmasını isteme hususunda bireyin yetkili sayıldıgı menfaatlerdir.” Ögretide objektif hukuk, hukukun toplum yaşamını düzenleyen ve Devlet gücü ile yerine getirilen, hukuki yaptırımla kuvvetlendirilmis olan kuralların bütününü ifade eden haline denilmektedir. Objektif hukuk, sadece “hukuk” sözcügü ile ifade edilebilir. Ögretide subjektif hukuk, objektif hukukun kisilere sagladıgı yetkileri ifade eden kısmıdır. Subjektif hukuk için, “hak” sözcügü kullanılabilir. Hukukta hak sahibi olan varlıklara “kisi (sahıs)” denir. Her hak daima bir hukuk kuralına dayanır. Hukuk kurallarının düzenlemekte oldugu iliskiler çok çesitli ve birbirinden farklıdır. Bu nedenle hukuk kurallarının tanıdıgı yetkiler olarak nitelendirilen haklar da özleri itibarıyla birbirinden farklı ve çesitlidir. Haklar dogdukları hukuk kuralının niteligine göre kamu hakları ve özel haklar olmak üzere ikiye ayrılır.

Kamu haklarını ve türlerini açıklamak

Kamu hakları kamu hukukundan dogan, vatandaşların Devlet’e karsı sahip oldugu haklardır. Bu haklara örnek olarak kisisel özgürlükler, seçme hakkı, seçilme hakkı, egitim ve ögretim hakkı, çalısma hakkı, dilekçe hakkı gibi haklar sayılabilir. Kamu hakları kendi içinde genel nitelikli kamu hakları ve özel nitelikli kamu hakları olmak üzere üzere ikiye ayrılır. Kamu haklarından yararlanabilmek için Türk vatandası olma zorunludur. Kamu haklarından yararlanmada vatandaşlar açısından esitlik mevcut degildir. Genel nitel ikli kamu hakları, kamu kurulusları ile hukuken bir iliskiye girilmeksizin, genel olarak kisilere verilen hukuk i yetkilerdir. Bunlar, kisisel kamu hakları, sosyal ve ekonomik kamu hakları ve siyasal kamu hakları olmak üzere üç kategoride toplanmaktadır. Kisisel kamu hakları (negatif statü hakları), kisinin maddi ve manev i tüm varlıgı ile ilgili bulunan, kisinin Devlet tarafından asılamayacak ve dokunulamayacak özel alanının sınırlarını çizen hak ve hürriyetlerdir (kisinin dokunulmazlıgı, maddi ve manevi varlıgı, kisi hürriyeti ve güvenligi, özel hayatın gizliligi ve korunması vb.). Sosyal ve ekonomik kamu hakları (pozitif statü hakları), kisinin toplum hayatı içindeki sosyal ve ekonomik faaliyetleri ile ilgili olan, bireylere Devlet’ten olumlu bir davranıs, bir hizmet, bir yardım isteme imkânını tanıyan haklardır (ailenin korunması ve çocuk hakları, egitim ve ögretim hakkı, çalısma ve sözlesme hürriyeti, sosyal güvenlik hakkı vb.). Siyasal kamu hakları (aktif statü hakları), kisinin genelde seçim yolu ile Devlet yönetimine ve siyasal kuruluslara katılmasını saglarlar (seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları vb.). Özel nitelikli kamu hakları, belli kişilerin kamu kurulusları ile olan iliskilerini düzenlerler.

Özel hakları tanımlayıp, türlerini sınıiandırmak

Özel haklar, kisiler ile kisiler arasındaki iliskileri düzenleyen özel hukuk kurallarından dogan haklardır. Medeni haklar olarak da nitelendirilen bu haklara örnek olarak mülkiyet hakkı, sınırlı ayni haklar, alacak hakkı, fikri mülkiyet hakları, kisilik hakları verilebilir. Genellik ilkesi geregi, özel haklardan herkesin yararlanması mümkündür. Özel haklardan yararlanmada vatandaslar arasında yas, cinsiyet, egitim düzeyi vb. hususlarda esitlik ilkesi geçerlidir. Özel haklar mahiyetlerine (niteliklerine), konularına, kullanılmalarına, amaçlarına, bagımsız olup olmamalarına göre türlere ayrılır. Mahiyetlerine (niteliklerine) göre özel haklar; “mutlak haklar” ve “nisbi haklar” olarak ikiye ayrılır. Mutlak haklar; “mallar üzerindeki mutlak haklar” ve “sahıslar (kisiler) üzerindeki mutlak haklar” olarak ikiye ayrılır. Mallar üzerindeki mutlak haklar; “maddi mallar üzerindeki mutlak haklar” ve “maddi olmayan mallar üzerindeki haklar” olarak ikiye ayrılır. Maddi mallar üzerindeki mutlak haklar; “mülkiyet hakkı”, “sınırlı ayni haklar” olarak ikiye ayrılır. Sahıslar (kisiler) üzerindeki mutlak haklar ise “kendi sahsı üzerindeki mutlak haklar” ve “baskasının sahsı üzerindeki mutlak haklar” haklar olarak ikiye ayrılır. Konularına göre özel haklar; “malvarlıgı hakları” ve “kisilik hakları” olarak ikiye ayrılır. Kullanılmalarına göre özel haklar; “devredilebilen haklar” ve “devredilemeyen haklar” olarak ikiye ayrılır. Amaçlarına göre özel haklar; “yenilik doguran haklar” ve “alelade haklar” olarak ikiye ayrılır. Yenilik doguran haklar; “kurucu yenilik doguran haklar”, “degistirici yenilik doguran haklar”, “bozucu yenilik doguran haklar” olarak üçe ayrılır. Bagımsız olup olmamalarına göre özel haklar; “bağımlı haklar”, “bagımsız haklar” olarak ikiye ayrılır.

 

Yasamın Içinden

  1. Hukuk Dairesi 2005/7801 E., 2005/9502 K. GEÇIT HAKKI KURULMASI 5663 S. KÜLTÜR VE TABIAT VARLIKLARINI KORUMA KANUNUNDA …

[Madde 1]

Davacı tarafından, davalı aleyhine 28.03.2005 gününde verilen difekçe ile geçit hakkı tesisi istenmesi üzerine yapılan durusma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 08.06.2005 güniü hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle süresinde oldugu anlasılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kagıtlar incelenerek geregi düsünüldü: Dava, Türk Medeni Kanunu’nun 747 (önceki Medeni Kanunu’nun 671.) maddesine dayanılarak açılmıs geçit hakkı kurulması istemine iliskindir. Ülkemizde arazi düzenlenmesinin saglıklı bir yapıya kavusmamıs olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola baglantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karsılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz baglantısı saglanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine mutlak geçit ihtiyaç veya geçit yoksunlugu, ikincisine de nispi geçit ihtiyacı ya da geçit yetersizligi denilmektedir. Geçit hakkı verilmesine iliskin davalarda bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacagından leh ve aleyhine geçit istenen tasınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen tasınmaz müşterek mülkiyete konu ise dava paydaslardan biri veya birkaçı tarafından açılabilir. Geçit ihtiyacı olan kisi davasını öncelikle tasınmazların mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun tasınmaz malikine karsı ve daha sonra bundan en az zarar görecek olana yöneltmelidir. Mahkemece uygun geçit yeri saptanırken öncelikle taraf yararlarının gözetilmesi gerekir. Zira geçit hakkı tasınmaz mülk iyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komsuluk hukukundan alır. Bunun dogal sonucu olarak yol saptanırken komsuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, tasınmazın niteligi ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karsılanacagı davacının sübjektif arzularına göre degil objektif esaslara uygun belirlenmeli, tasınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakârlıgın denklestirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır. Uygun güzergâh saptanırken, aleyhine geçit kurulan taşınmazın kullanım bütünlügü bozulmamalıdır. Tasınmazın kullanım bütünlügünün bozulmasının zorunlu oldugu hallerde bu husus gerekçelendirilerek geçit hakkı tesisi edilmelidir. Yararına geçit kurulacak tasınmazın tapuda kayıtlı niteliği ve kullanım amacı nazara alınarak, özellikle tarım alanların nihayet bir tarım aracının geçecegi genislikte (emsaline göre 2,5-3 m.) geçit hakkı tesisine karar vermek gerekir. Bu miktarı asan bir yol verilecekse bunun gerekçesi kararda dayanakları ile birlikte gösterilmelidir. Saptanan geçit nedeniyle yükümlü tasınmaz malikine ödenmesi gereken bedel tasınmazın niteligine uygun atanacak bi- lirkisiler aracılıgı ile objektif kriterler esas alınarak belirlenmelidir. Saptanacak bedel hükümden önce depo ettirilmeli, sayet dava tarihi ile hüküm tarihi arasında tasınmazın değerinde önemli derecede degisim yaratabilecek uzunca bir süre geçmis ve bu sürede de geçit için öngörülen bedel davanın daha basında belirlenmisse, bu bedelin ödenmesine karar verilmesi halinde, mülkiyet hakkı kısıtlanan tasınmaz malikinin magduriyetine neden olunacagı durumlarda hakkın kötüye kullanılması sonucunu doguracak davranısları önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir deger tespiti yapılmalıdır. Kurulan geçit hakkının Medeni Kanunun 748/3. Maddesi uyarınca Tapu Siciline kaydı da gereklidir. Geçit hakkı kurulmasına iliskin davalarda davanın niteliği geregi yargılama giderleri davacı üzerinde bırakılmalıdır. Bu ilkeler ısıgında somut olaya bakıldıgında; Davacıya ait 888 parselin genel yola baglantısının bulunmadığı sabittir. Bu nedenle davalıya ait 886, 996 ve 887 parsellerden genel yola ulasmak istemistir. Davalı mahkeme huzurunda ve vermis oldugu dilekçelerle tasınmazlarının güneyinden davacıya geçit hakkı verecegini kabul etmistir. Mahallinde yapılan kesif sonucu verilen raporlarda çesitli alternat iier degerlendirilmis en uygun alternatifin 16.05.2005 tarihli kadastro teknisyeni Ayhan tarafından çizilen krokide davalı tasınmazlarının kuzeyinden geçen yesil renkle boyalı güzergâh oldugu kabul edilmistir. Davalı ise en uygun yerin tasınmazlarının güneyinde bulunan krokide sarı renkle göster ilen güzergâh oldugunu buradan verilecek geçit hakkını kabul ettigini, kuzeydeki geçidin tasınmazını sulamasına engel olacagını savunmustur.

Kuzeydeki alternatifin güneydekine geçit bedeli dısında üstünlüğü yoktur. Davalı kendi tasınmazlarının güneyinden geçit hakkı kurulmasını kabul etmekle fedakârlıkta bulunmaktadır. Buna karsı davacının daha fazla geçit bedeli ödemesi fedakârlıgın denklestirilmesi ilkesine uygun olacaktır. Mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca tarafların istekleri göz önünde tutularak geçidin davalı taşınmazlarının güneyinde, krokide sarı renkle gösterilen yerden kurulması gerektigi düsünülmeden ve belirlenen geçit bedeli de hükümden önce depo ettirilmeden yazılı gerekçe ile krokide kuzeydeki yesil renkli yerden geçit kurulmasına karar verilmesi doğru görülmemis ve hükmün bu nedenle bozulması gerekmistir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün (BOZULMASINA), pesin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 24.10.2005 tarihinde oybirligi ile karar verildi.

 

Okuma Parçası

“Seçme Seçilme Hakkı AIHM’e Tasınıyor

AA – 22 Mart 2011

Köln – UETD’nin Almanya’nın Köln kentinde bulunan genel merkezinde Türkiye’den avukat Israfil Kahraman ile birlikte basın toplantısı düzenleyen Hasan Özdogan, dün YSK’nın kararına karsı AIHM’ye dava açmak için müracaatta bulunduklarını, müracaat dilekçesini Derya Kara, Salih Altınısık, Bayram Keskin, Ahmet Cemal Günaydın, Ali Arslan, Senol Aslan ve Mahmut Bostan ile birlikte AIHM’ye verdiklerini söyledi. Özdogan, “yurt dısında yasayan Türklerin seçme ve seçilme hakkını hala sınırlara koyulan sandıklarda oy vererek kullandıgına’’ dikkati çekti. Seçme ve seçilme hakkının vatandaşlığın temel haklarından biri olduguna isaret eden Özdogan, Türk vatandasıyken Alman vatandaslıgına geçenlere Türkiye’deki islemlerinde kolaylık saglaması bakımından devlet tarafından verilen Mavi Kart’a sahip olanlar ile kendi aralarında hiçbir farkın olmadıgını savundu ve “Türk vatandaşı olarak bizler de burada oy kullanamadıgımıza göre o arkadaşlar ile aramızda bir farkımız yok” diye konustu. Bu meselenin çözülmesi için geçen yıl Ankara’da bazı ziyaretler yaptıklarını hatırlatan Özdogan, YSK Baskanı’nın o dönemde konuya gereken ilgiyi gösterecegini beyan ettigini, ancak bunun gerçeklesmedigini belirterek, “YSK kararı ile tüm ümitlerimizi suya düsürdü. Vatandaslarımız tekrar dıslandıklarının, ikinci sınıf olduklarının tasdikini görmüs oldular. Biz bunu hazmedemedik. Çok üzüldük. Ne pahasına olursa olsun hakkımızı hukuk içerisinde aramak istedik” dedi. Basın toplantısına Istanbul’dan katılan avukat Israfil Kahraman da müracaatlarındaki gerekçeyi anlattı. Amaçlarının Türkiye Cumhuriyeti devletini mahkum ettirmek olmadıgını vurgulayan Kahraman, gayelerinin anayasanın 67. maddesindeki seçme ve seçilme hakkını temin etmek olarak açıkladı. Bu sorunu YSK’da halledemedikleri için üzgün olduklarını belirten Kahraman, “Ancak Avrupa Insan Hakları Mahkemesi’nde alınan ek protokol kararıyla oy ve seçim hakkı temel insan hakkı olarak kabul ediliyor” dedi. YSK’nn 120 sayılı kararını anlatan Kahraman, 1960’lı yıllardan bu yana yurt dısında yasayanların oy kullanmada sorunları oldugunu ifade ederek, sunları söyledi: “AIHM’ye verdigimiz aynı içerikteki dilekçeyi YSK’ya da verecegiz. Bu 120 nolu karar degistirilsin diye. AIHM’ye kalmadan bu kararını düzeltsin istiyoruz. YSK oy verme islemleri için yeterli zamanın olmadıgını ifade etti. Bu gerekçe haklı degil. Bu zaman yeterlidir. AIHM’nin bu konuyla ilgili Birlesik Krallık aleyhine ve buna benzer birkaç örnek kararı var. Umuyoruz ki YSK da kararını düzeltir AIHM’nin kararına gerek kalmaz. Bu mücadelede bugün sekiz kisi vardır, yarın milyonlarca kisi bu davayı açabilir.” Türkiye’de oy kullanan vatandasların oy kullanmada herhangi ekonomik külfeti olmadıgına dikkati çeken Kahraman, yurt dısında yasayan vatandasların oy kullanmak için ortalama bin avro masraf yapması gerektigini ve bunun da eşitlik ilkesine aykırı oldugunu savundu. 2007’deki genel seçimlerde 228 bin kisinin, 2010’daki referandumda 196 bin kisinin oy kullandıgını belirten Kahraman, demokrasilerde bir oyun bile çok önemli oldugunu ifade etti.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.