Home » Tarih » Antik Çağlar » Antik Mısır – Kısım 14 – Güneşin Oğlu II, Piramitler Çağı V

Antik Mısır – Kısım 14 – Güneşin Oğlu II, Piramitler Çağı V

Gize piramitleri IV. sülale dönemindeki (2575-2450) eski Mısır toplumunun uygun simgeleridir. Saray mensuplarının ve işçilerin mezarlarının kralın mezar anıtının çevresinde toplanmaları (ya da statülerinin izin verdiği kadar kralınkine yakın olmaları) gibi, genel olarak ülkede kralın iktidarına aynı bağımlılığı sergiledi. Yönetici sınıfın üyeleri, krala hizmetlerini vurgulayarak kendilerini mütevazı yazıcılar olarak tanımlamayı seçtiler. Mezar duvarlarına kaydedilmiş özyaşamöyküsel yazıtlar, bu kulluk kültürünü daha da pekiştirdi. Bütün Mısır’da en uzun süre varlığını sürdüren defin formülünün ilk defa IV. sülale döneminde ortaya çıkması kesinlikle rastlantı değildir. Mezar şapellerinde, sungu masalarında, daha sonra tabutlarda yazılı olanlar, mezar hazırlıklarının ve mezar sahibinin ölüm kültünün kralın cömertliğine bağlı ve ‘kralın verdiği bir sungu’dan ibaret olduğu düşüncesini dile getiriyordu. Kralın yüceltilmesi, bir tanrının adının yerine hüküm süren bir monarkın adının kullanıldığı özel adların ortaya çıkmasında ve bunun artan popülerliğinde ifade buldu. Hufu-haf, yani‘Ortaya çıkan Hufu’ gibi adlar verilen çocuklar, kral ile güneş tanrısı arasında pratikte bir fark olup olmadığını merak ederek büyümüş olabilirler. Kralların mezar tapınakları için bilinçli biçimde tanrıların mabetlerinin örnek alınması krallar ile tanrılar arasındaki ayrımı daha da bulanıklaştırdı.

Kral-tebaa ilişkisinde gerçekleşen büyük değişim, monarşinin yalnızca kraliyet yetkesinin merkez üssü Gize’de değil, Mısır ülkesinin köşe bucağında da abartılmasıyla kendini gösterdi. Mısır’ın kuzeydoğusunda yer alan Sina’nın konuk sevmeyen dağlarında ve güneybatı çölünün ıssız kayalıklarında. Karşımıza çıkan yazıtlar Hufu ve ardıllarının Mısır’ın en uzak köşelerine düzenledikleri devlet destekli keşif gezilerine tanıklık etmektedir. Bu keşif gezilerinin amacı kraliyet atölyelerine kralın yetkesini yansıtmak ve artırmak için heykellere, mücevherata ve başka pahalı nesnelere dönüştürülebilen değerli taşlar ve malzemeler sağlamaktı. Hufu’nun sarayının zenginliği -hatta çöküşü- Büyük Piramidin yakınında kazılmış iki mezarda çok daha açıktır. Mezarlardan biri işi muhtemelen dans ederek ve şarkı söyleyerek kralı ve kraliyet ailesi üyelerini eğlendirmek olan -ortaçağ saray soytarısının Mısır’daki karşılığı- Perniankhu adlı bir cüceye aitti. Kralın tebaası Gize yaylasındaki zorlu bir iş günü sonunda sıkışık barakalarında yatıp uyurken, kraliyet sarayında gerçekleşen şölen ve şenlik sahnelerini hayal edebiliriz.

İkinci mezar, içinde kralın annesi için hazırlanmış eşyalar bulunduğundan IV. sülale dönemindeki kraliyet yaşam tarzı hakkında açıklayıcı iç görüler sağlamaktadır. Hetepheres bir büyük piramit inşaatçısının (Snefru) karısı, bir başkasının annesi ve büyük ihtimalle bir kralında kızıydı. Abanoz ağacından panelleri olan altın kakmalı bir tahtırevana binen Hetepheres, yüce statüsüne uygun biçimde lüks ve rahat bir hayat sürdü. Altın kakmalı hiyeroglifleri onun birçok unvanını bize söylemektedir: İki Kralın Annesi, Horus’un İzleyicisi, Hükümdarın Yöneticisi, her dile getirilişi onun için uygun olan Bağışlayıcı. Bu sanların doğru olduğu kabul edilirse, Hufu yalnızca tek kişiden emir alıyormuş ve bu da annesiymiş gibi gözükmektedir.

Hetepheres’in mezarında bulunan yatağı, karyola sayvanı ve iki alçak sandalye saray saray dolaşan gezgin kraliyet ailesi izlenimini pekiştirmektedir. Mobilyalar çok hafifti, kolayca sökülüp takılabilir parçalardan oluşuyorlardı ve bu nedenle taşınmaları çok kolaydı. Emsalsiz bir zanaatkârlık yeteneğiyle çok pahalı ve lüks malzemeleri birleştiren tasarımın bu basitliği ve inceliği, IV. sülalenin özgüveninin ve gösterişsiz zenginliğinin bir dışavurumuydu. Hetepheres’in en değerli eşyaları bir tanesi yirmi gümüş bileziği muhafaza etmek için tasarlanmış olan mücevherat kutularıydı. Tahtırevanın üzerindeki bir figür onu bu bileziklerin 14 tanesini sağ koluna takılıyken gösterir. Mısır tarihinin bu döneminde gümüş (uzak ülkelerden ithal edilmek zorundaydı) altından daha değerliydi ve bilezikler daha sonra turkuaz, lacivert taşı ve akik kakmalı süslemeyle daha da zenginleştirildi. Sonuçta Hetepheres, mutlak iktidar sahibi bir kralın annesine uygun düşecek biçimde, bir Afrika kraliçesinin göz kamaştırıcı görüntüsünü sunmuş olmalıdır.

Cedefre

Fakat Hufu bile faniliğe kafa tutamazdı. Hufu M.Ö. 2525 civarında öldüğünde Büyük Piramidine uygun ihtişam ve ciddiyetle gömüldü. Defin törenlerini oğlu ve varisi Cedefre yönetti. Büyük Memfis nekropolünün en kuzeyinde ve tamamen yeni bir yerde çok daha küçük bir piramit inşa eden yeni kral, babasının büyük anıtlar tutkusunu miras almış gibi görünmemektedir. Cedefre muhtemelen Gize ile rekabet edemeyeceğini anlamıştı. Yeni yer seçimine ilişkin çok daha simgesel bir neden vardı: Çünkü bu yeni yer Ra’nın kült merkezi olan İunu kasabasına bakıyordu. Cedefre açık bir biçimde güneş tanrısının büyüsüne kapılmıştı ve onun hayat veren parlaklığı, her şeye gücü yeten, göz kamaştırıcı monarşi için uygun bir yön sağladı. Cedefre, babasının anıt mimarisi aracılığıyla başardığını tanrıbilim terimleriyle başaracaktı. Cedefre’nin ‘Konuşan Ra’ anlamına gelen adı, güneş tanrısının üstün yetkesinin halka açıklanmasıydı. Kral kendisini ‘Ra’nın oğlu’ diye adlandırıp kraliyet koleksiyonuna yeni bir unvan ekleyerek daha da ileri gitti. Bu yeni yaklaşım tarzı bir bakıma göksel şahin tanrı Horus’un üstünlüğünü ve önceliğini önemseyen bir önceki gelenekten kopuştu. Ra kültü böylece ülkedeki en güçlü kült haline gelirken, tanrının kendisi Mısır tanrıları arasında dokunulmazlık konumuna yükseldi.

Kefren

IV. sülale döneminin krallık ideolojisi olan büyük ölçekli piramitler inşa etme ve güneş tanrısı Ra ile yakın bir birlik, Cedefre’nin ardılı ve kardeşi Kefren zamanında bir araya geldi. Anıtmezarı için tekrar Gize’ye dönen yeni kral piramidini Hufu’nun yakınına yaptırırken akıllıca davrandı. Çünkü zemin olarak daha yüksek bir yer seçmişti. Kefren Piramidi 144,5 metreye karşılık Hufu Piramidi 147 metredir. Fakat seçilen zeminden ötürü Kefren Piramidi daha büyük görünmektedir. Yayla üzerinde, güçlü bir biçimde güneşi çağrıştıran bir taş olan parlatılmış kırmızı granit tabakalarıyla kaplı vadi tapınağına etkileyici bir geçiş yolu uzanmaktaydı. Tapınağın arındırmanın simgesi olan beyaz kalsit kaplı iç salonunda Kefren’in doğal boyutlarda 23 heykeli duruyordu. Bu heykeller kralı ona korumasını sunan kafasının arkasına tünemiş şahin tanrı Horus ile birlikte haşmetle tahta otururken gösteriyordu. Her bir heykel Batı Çölü’nde, yüzlerce kilometre uzaktaki bir taş ocağından getirilen göz alıcı, damarlı, siyah ve beyaz bir taş olan kuvarsın tek bir bloğundan yapılmıştı.

Fakat Kefren’in işi henüz bitmemişti. Kefren’in son rötuşu vadi tapınağının yakınında gösterişli bir biçimde zeminden yükselen kaya tepeceğinin dönüştürülmesini emretmek oldu. Kaya tepeciği, taş ustalarının keskilerinin altında, kral çehresi taşıyan, inan kafalı, uzanmış, dev bir aslan haline getirildi. Büyük Sfenks adeta Kefren’in güneş tanrısıyla birleşmesini simgeledi. Öncelikle Gize yaylasında tek bir piramit (Hufu) yükselirken, Kefren’in esas başarısı yaptırdığı anıtlarla her şeyi çepeçevre sararak etrafında toplamasıdır.

İnsan, malzeme ve yönetim kaynağı biçiminde piramit yapımına üç nesil boyunca yapılan devasa yatırım Mısır’ı muazzam derecede dönüştürdü fakat devlet bütçesine de taşınamaz bir yük bindirdi. Kefren’in ardılı Mikerinos Gize’de piramit inşa ettiren son kral oldu. Yüksekliği 66 metreye ulaşan ve Büyük Piramidin onda biri kadar olan Mikerinos Piramidi çok küçük ölçekteydi. Mimarlar bu piramidi Birinci Çağlayan bölgesinden mavnayla getirilen abartılı kırmızı granitler kullanarak ve Mikerinos’un defin kültünün ölümünden sonra yüzyıllarca kutlanmaya devam edildiği büyük bir piramit tapınağı yaparak telafi etmeye çalıştılar. Ama büyük piramitler dönemi sona ermişti. Daha sonraki krallar güçlerini göstermek için başka yollar bulmak zorunda kalacaklardı.

Bir Arap atasözü ‘İnsan zamandan, zaman da piramitlerden korkar’ der.
Büyük Piramit antik dünyanın en hırslı inşaat projesiydi. Fakat kaderin garip bir cilvesidir ki böylesine devasa bir anıtı yaptıran kraldan geriye kalan tek heykel başparmak büyüklüğünde fildişi bir heykeldir.

(Gelecek yazıda görüşmek üzere..)

Kaynak: Eski Mısır – Toby WİLKİNSON

Tayfun KARNAKLI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.