Home » Tarih » Antik Çağlar » Antik Mısır – Kısım 10 – Yeryüzündeki Cennet / Piramitler Çağı I

Antik Mısır – Kısım 10 – Yeryüzündeki Cennet / Piramitler Çağı I

gize_piramitleri

Gize piramitleri antik dünyanın günümüze ulaşan tek harikasıdır.

IV. sülale dönemi kralları tarafından inşa ettirilen üç piramitten hakkıyla en çok dikkat çekeni en eski ve en büyük olan Büyük Kral Khufu (Hufu) Piramidi’dir. Her biri ortalama bir tondan ağır olan 2.300.000 taş bloktan inşa edilen ve yaklaşık 50.000 metrekarelik bir alanı kaplayan piramit gerçekten çok büyüktür.
Basit bir hesap, inşaatı yapanların Khufu’nun saltanatı süresinde (2545-2525) hiç ara vermeksizin yılda günde on saat çalışarak yapıya her iki dakikada bir taş blok yerleştirmeleri gerekeceğini ortaya koyuyor. Tamamlandığında 145 metre yüksekliğe ulaşan Büyük Piramit, modern zamanlara kadar ölçüleri bakımından eşsiz kaldı. MS 1889 yılında Eiffel Kulesi tamamlanana dek, yani 4400 yıl boyunca dünyanın en yüksek yapısı olarak kaldı. Muazzam büyüklüğüne rağmen, gerçek kuzeyden sadece bir derecenin yirmide biri sapmayla yönlendirilmiş ve olağanüstü bir hassasiyetle inşa edilmiştir.
İnşası, anlamı ve amacı hakkında çılgın bir spekülasyonu kendine çekmesinde şaşılacak bir taraf yoktur. Onun hayret verici büyüklüğünü ve mükemmelliğini açıklamak için pek çok kurama başvuruldu: Taş blokların antik bir betondan yapıldığı; Atlantisli mülteciler ya da dünya dışı ziyaretçilerce inşa edildiği; blokların ses dalgalarıyla taşındığı gibi birbirinden saçma teoriler ortaya atıldı. Aksine gerçek daha şaşırtıcıdır. Büyük Piramit dünya dışı zekânın değil, insanüstü yetkenin ürünüydü.

images

Mısırlıların anıt dikmeye aşırı düşkünlüğünün izleri Nabta Playa’da tarih öncesine değin sürülebilir; büyük bir taş yapının inşası tam olarak ilk defa II. sülale döneminin sonunda, Khasekhemui’nin hükümdarlık döneminde gerçekleştirildi ve ilk piramit III. sülale döneminin başında (Khasekhhemui’nin ardılı) Neterihet için inşa edildi. Ama gerçek geometrik piramit IV. sülale döneminin ilk kralı ve Khufu’nun babası Snefru’nun hükümdarlık döneminde ortaya çıktı. Eski Mısır tarihinde sıklıkla olduğu gibi Snefru döneminde de yeni düzen kralın unvanlarında ilan edildi. Snefru kraliyet unvanının en eski ve simgesel olarak en anlamlı parçası Horus adı için ‘Neb Maat’ deyimini aldı. Deyimin yaygın çevirisi ‘Hakikatin Efendisi’, tam karşılığını vermemektedir. Eski Mısır ideolojisinde Maat hakikatin, adaletin, dürüstlüğün ve yaratılmış düzenin -kısacası evrenin kutsal biçimde düzenlenmiş örüntüsünün- cisimleşmesiydi. Neb sözcüğü yalnızca ‘efendi’ değil, aynı zamanda ‘hâkim’, ‘sahip’ ve ‘bekçi’ anlamına gelmekteydi. Snefru’nun yaptığı yeni bir krallık biçimi ilan etmekten başka bir şey değildi. Snefru bu dolambaçsız iletiyi pekiştirmek için yeni bir unvanı,‘netjet nefer’i benimsedi. Bu unvan basit bir biçimde ‘mükemmel tanrı’ anlamına gelmekteydi. Devletin başı ‘mükemmel tanrı’ olduğunda, muhalefet yalnızca mantıksız değil imkânsız hale gelir. Kral yazıyı denetimi altında tuttuğundan baskı ve zorbalıktan söz eden kayıtların bulunmaması hiç de şaşırtıcı değildir.

Snefru

IV. sülale döneminin başında bazı değişiklikler ele alındı. Devlet atölyelerinde üretilecek yeni çömlek ve heykel tarzları kraliyet sarayı tarafından duyuruldu. Devlet eski iktidar merkezlerinin yerini almaları için yeni kentler kurdu: İunet (bugün Dendera) bölgesel yönetim başkenti olarak Tjeni’nin yerini aldı; Teb, Nubt pahasına büyüdü ve Ceba Nekhen’i gölgede bıraktı. Kralın hükümdar mevcudiyeti ölüm alanında bile söz sahibiydi: Artık herkes eski ve atadan kalma bağların kutsallaştırdığı yerel mezarlıklarından daha ziyade kral tarafından kurulan ve kendisinin devasa anıtmezarının hâkim konumda olduğu kraliyet mezarlığına gömülmeye çalışmaktaydı.

images-1

Bu yeni kraliyet mezarlıkların ilki, Fayum’un girişinin yanında, hayli uzak bir sit olan Meydum’da ortaya çıktı. Yer seçimi kendi başına anlamlıydı. Snefru gelenekle bağlarını kopararak ve Abdju ve Sakkara’daki var olan kraliyet mezarlıklarından uzak durarak kendisiyle ataları arasına da mesafe koyuyordu. Bu mesafe anlayışı mimari yapıda da kendini gösterdi. Snefru’nun mühendisleri ve işçileri daha önce yapılmaya kalkışılmış her şeyi aşması tasarlanan bir anıt üzerinde çalışmaya başladılar. Sekiz dev basamakla yükselen Meydum Piramidi, Neterihet’in Basamaklı Piramidinin temel biçimini izlese de, her bakımdan daha büyüktür, (Neterihet’in piramidi altı basamakla yükselirken) sekiz devasa basamakla yükselir ve yüksekliği selefinin bir buçuk katı kadardır.

Meydum Piramidi

Sadece bununla sınırlı kalınmadı ve gelenekle bağların koparılmasında bir adım daha ileri gidildi. III. sülale döneminde kraliyet anıtları kuzey-güney ekseninde uzanmaktaydı. Snefru bu geleneği de bozarak doğu-batı eksenini tercih etti: Snefru’nun son gezisi bilinçli bir biçimde güneşin, gökyüzünde doğudan doğuşundan batıda batışına değin izlediği yolu yansıtacaktı. Böyle kralın kendisi ‘mükemmel tanrı’ olarak en üstün tanrıyla ve bütün yaşamın kaynağıyla birleştirildi.

(Gelecek yazıda Snefru’nun; gelenekten kopan bu asi firavunun hikâyesine devam edeceğiz sevgili okuyucular.)

Kaynak: Eski Mısır – Toby WİLKİNSON

Tayfun KARNAKLI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.