Home » Ekonomi » Ahilik » ANADOLU’NUN TÜRK VE İSLÂM YURDU HALİNE GELİSİNDE AHÎLERİN ROLÜ VE ÖNEMİ Bölüm 3

ANADOLU’NUN TÜRK VE İSLÂM YURDU HALİNE GELİSİNDE AHÎLERİN ROLÜ VE ÖNEMİ Bölüm 3

2. 3. Anadolu Sehirlerinin Kurulus ve İmarında Ahîlerin Rolleri Bölüm3

Pek çok vakıf ve sosyal müessesenin icraatlarına ilham kaynagı “İnsanların hayırlısı, insanlara faydalı olandır” ve “İnsan öldügü zaman ameli sona erer. Ancak su üç seyin sevabı devam eder: Sadaka-ı cariye, faydalanılan ilim ve kendisine dua eden evlat” gibi hadislerdir (Akpınar, 2005: 51-52). Bu prensipler dogrultusunda çalısan sosyal kurum ve kuruluslar çok sayıda köprü, çesme, han, hamam, kervansaray, yol, cami, mescit ve benzeri vakıflar inşa etmislerdir. Ahîler de kurdukları vakıf ve zaviyeler aracılıgı ile Anadolu’nun Türklesmesine mimari açıdan da katkı saglamıslardır. Anadolu’ya gelen Türklerin çogunlugu geleneksel hayvancılıkla ugrasmaktaydı. Zamanla Ahîlerin katkısıyla besicilik dısında zanaat erbabı, esnaf, nakliyeci, isçi olarak ekonomik hayata katılmıslardır. Bunun sonucunda dar surlar içinde kalelere sıkısmıs olan sehirler, adeta kabuklarını kırarak büyümüs, genislemis kültürel ve sosyal tesisleri ile birer Türk-İslâm beldeleri (Konya, Amasya, Tokat, Kayseri, Sivas, Erzurum, Harput, Ankara, Samsun, Sinop, Antalya gibi) haline gelmislerdir. Günümüzde Türkçe adlar tasıyan birçok sehir (Aksaray, Kırsehir, Alâiye/Alanya gibi) Türkler tarafından kurulmustur (Kafesoglu, 1991: 360).

Buraların düzeni ile Ahîler yakından ilgilenmislerdir. Sehirlerde yasam düzenlenir düzenlenmez Ahî örgütleri kuruluyor ve kentlerin sekillenmesinde etkili oluyorlardı (Cahen, 1979: 196-197). Selçuklu sultanları Anadolu’da yeni bir bölgeyi fethettikleri zaman ilk is olarak orada cami, medrese ve zaviye insa ettirip ticaret ve sanat erbaplarını buralara yerleştiriyorlardı (Ekinci, 1991: 66). Eratnalılar dönemi sehir ve kasabalardaki Ahîlerin devlete yardımcı oldukları önemli vazifeler yürüttükleri belgelerden anlasılmaktadır (Göde, 1993: 68-69). Malazgirt

Zaferi’nden sonra Anadolu’ya göç eden Türkmenlerden esnaf ve sanatkâr olanlar burada teskilatlanıp ilk is olarak harap yerlerin imarı ve bozuk yolların yapımı ile ise başlamışlardır (Çalıskan-İkiz, 1993: 7-8). Özünde yardımlasma, birlik, beraberlik ve dayanısma olan Ahîlik, Türklerin beylikten devlete, devletten cihan devletine giden yolunda en büyük destekçileri olmustur.

Ahîlik ülküsü, Anadolu’ya dalgalar halinde yönelen göçebe ve yarı göçebe Oguz ve Türkmen oymaklarına, Küçük Asya’da yerlesmek ve köklesmek niyetinde bulunan tüm mültecilere fikirlerini benimseyen kisilere kuvvetli bir içtimaî güdü sundu. Ahîlik, eski Türk gelenegi ile İslâmlasma gereksinimi arasındaki sentezin yalnız basına mümkün olmadığını ispatladı ve Türk göçebelerinin öncesine ait olan deger ve meziyetlerini İslâm medeniyetiyle bütünlestirdi. Ayrıca Türklerin tanınmıs özgürlük ve hareket istegini, tinsel enerjiye, iç olgunluga, yorulmaz emele dönüstürüp, gündelik hayata fiziki emek ile manevi meşguliyetler arasındaki dengeden çıkan yeni bir ritim kazandırmayı basardı ( Munteanu, 1993: 92).Ahîlik teskilatı ve Ahî seyhlerinin, köylerin, kasabaların, mahallelerin oluşmasında sehirlerin genislemesinde, yol, emniyet ve medeniyetimizin kurulmasında büyük rolleri olmustur. Kurdukları köy, mahalle, mezra, camii, mescid, tekke, zaviye ve çesitli vakıf eserlerine kendi adlarını vermislerdir. Örnegin; Ankara’da Mamak ilçesinin eski adı “Ahî Mamak”, Etimesgut’un adı ise “Ahî Mes’ud”dur. Bu isimleri çogaltmak mümkündür. Öyle ki yalnız Kütahya Sancagı’nda otuz yedi, Hüdavendigar Sancagı’nda yirmi iki “Ahî” adlı yerleşke bulunmaktadır (Cumbur, 1986: 87-93; Yigit, 2012: 28-31, 38). Daha evvelde bahsettigimiz gibi askeri fetihler ne kadar güçlü olursa olsun, kültürel hizmetlerle, bir takım alt yapı tesisleriyle, müesseselerle desteklenmedikleri takdirde yok olmaya mahkûmdurlar. Tarihte Mogollar bunun en güzel örnegidir. Türkler, Anadolu’yu fethettikleri zaman çesitli müesseseler insa edip, kültürel faaliyetlerde bulunmuslardır. Yaptıkları eserlerin en önemlileri cami, medrese, tekke, zaviye, kervansaray, sifahane, hamam, türbe, su kemerleri ve kalelerdir. Türkler, bu müesseseler sayesinde Anadolu’da yok olmayıp burasını yurt edinerek Türk-İslâm medeniyetinin temellerini atılmıslardır ( Bayram, 1994: 35). Kısacası Ahîler, Anadolu’daki mimari yapıların insasına ve isletilmesine büyük katkı sunmuslardır.

 esnaf-001-1

2. 4. Anadolu’nun Türklesmesinde Ahî Zaviyelerinin Önemi

Eli açık, yigit ve cömert olan Türk insanının Anadolu’da göçebe hayattan yerleşik hayata geçmesini hızlandıran(Göde, 1993: 70) Ahî zaviyeleri (konuk evleri), memleket sathındaki en ücra köselere kadar yaygın teskilatlara sahipti. Bu zaviyeler, Türkistan’dan Anadolu’ya göç edenlerin sıkıntılı günlerinde iase ve ibatesini temin ederken, İbni Batuta örneginde oldugu gibi sıcak ve güvenilir misafirhaneler olarak konuklarını ağırlıyorlardı (Sarıkaya, 2002: 157; Gülerman-Tastekin, 1993: 5, 45, 47; Gündüz, 2005: 467; Vehbi, 1971: 182- 183; Çagatay, 1988: 494-496). Bâcıyân-ı Rûm kadınları bu zaviyelerde görev alan grupların basında geliyordu. Ahî zaviyelerinde konuk agırlanırken vermis oldukları hizmetler onların en önemli faaliyetlerindendi (Hacı Bektas-ı Velî, 2007: 178-179; Bayram, 1994: 51,55). Eger Anadolu’nun Türk yurdu olusunda zaviyelerin önemini anlayabilirsek, bacıların buralardaki hizmetlerini daha iyi kavramıs oluruz. Bacıların, Anadolu’da İslâm’ın yayılması hususunda emekleri küçümsenemeyecek kadar büyüktür. Sünnî muhitlerde hanımların erkeklerle iç içe sohbet, zikir, semâ ve diger tasavvufî ayinleri birlikte yapması câiz görülmemistir. Bacılar, seyh ile mürideler arasında vasıta olarak onların İslâmi egitimlerine katkı saglamıslardı. Anadolu Bacıları’nın Selçuklular zamanında ki hizmetleri Osmanlılar döneminde de ana-bacılar tarafından sürdürülmüstür (Bayram, 2002: 376).

Ahîlerin faaliyetleri, Ahmet Yesevi’nin Anadolu’yu Türklestirmek ve İslâmlastırmak için gönderdigi Horasan erenlerininkinden hiç de farklı degildi(Anadol, 1991: 51). Ahî Evren’in kurmus oldugu bu teskilatın zaviyelerinde yetisenler, Türk ordularından evvel henüz fethedilmemis topraklarda gönülleri fethetmis, buralara Türk’ün adaletli, dürüst yasayısının hasletini duyurmuslardır. Bu teskilatlar insanları ruhen birbirine kenetlemis ve büyük birliğe hazırlamıstır. Bu yüzden Türk orduları girdikleri yerlerde sevinçle karsılanmıs, halktan tepki ve nefret görmemislerdir. Bugün Polonya’da darbı mesel haline gelen “Türk gitti adâlet gitti” sözü ile Alman Protestan mezhebi lideri M. Luther’in söyledigi “Acaba Türkler gelip de Almanya’da âdilâne idarelerini kurmazlar mı?” (Soykut, 1971: 131; Çalıskan-İkiz, 1993: 3, 71.) sözü bunun en iyi ispatıdır.

Ahîlerin XIII. yüzyılın ilk yarısından itibaren Anadolu ve Rumeli’nin bir bölümünü vatan tutmus Türkler olduklarını Osmanlı kaynaklarından anlamak mümkündür. Bunlar Anadolu sehir ve köylerinde Türklesme ve İslâmlasmayı tesvik etmekle kalmamıs aynı zamanda en ücra köy ve sehirlere kadar giderek kurdukları zaviyelerle buraların iskânını ve sehirlesmesini saglamıslardır(Mehmet Akif Eroglu, “Anadolu’da Ahiler ve Ahi Zaviyeleri”, TDİD, S.IV, İzmir 2000, s.42.). Ahîler, Anadolu’da dirligin ve birligin bozuldugu, Mogol istilâlarının bölgeyi kasıp kavurdugu, insanların umutsuzluga düstügü bir dönemde faaliyetleriyle onlara bir ümit kaynagı olmustur. Osmanlı’nın kurulusuna yön vermis ve zaviyeler aracılıgıyla Anadolu’da İslâm kültürünün yayılmasına katkı saglamıslardır. Mustafa Akdag, Anadolu’nun ve Rumeli’nin Türklesmesinde ve İslâmlasmasında Türk’ün teşkilatçılık kabiliyeti ve zekâsının essiz saheseri olan ihvân ve fityân yani Ahî Birliklerinin büyük rol oynadıgını söyler (Akdag, 1979: 63-483-499; Çetin, 1996: 105-115). Ömer Lütfü Barkan ise Ahîler hakkında sunları söylemektedir: “Bu mistik tarikat ve teskilatın ne büyük bir kuvveti temsil ettigini, aralarına aldıgı halk kütlesini muayyen sosyal nizamkar için nasıl harekete getirerek zamanlarının vekayiinde büyük roller oynamıs olduklarını tarih esasen kaydetmektedir”( Barkan, 1942:279-304). Barkan, Anadolu’nun Türklesme sürecinde Ahî zaviyelerinin rolünü anlatırken su ifadelere de yer verir: “Anadolu’ya dogru yapılmıs olan dervis akını ve bu dervislerin köylere yerleşerek toprak isleri ve din propagandası ile mesgul olmaları hareketi ve zamanın beylerinin bu gibi kolonizatör dervislere bir takım muafiyetler, haklar ve topraklar bahsetmek suretiyle onların kendi memleketlerine yerlesmelerine temine çalısmaları, Anadolu istilâ ve iskânları kadar eskidir. Anadolu’da yer alan zaviyelerin çogunun Osmanlılardan evvelki beyliklerin himaye ve nisâneleri ile kurulmus Ahi zaviyesi olması lazım gelir” (Barkan, 1942: 292).

Selçuklu Döneminden itibaren Anadolu’nun birçok yerine kurulan Ahî zaviyeleri revendeye hizmetini kendi müntesiplerinin malî imkanlarıyla sürdürmüslerdir. Maddi imkânlara sahip olan bu zaviyeler, bos toprakların senlendirilmesinden tutunda Selçuklu devletinin uc bölgelerindeki Bizans sınırında ve Osmanlı devletinin kurulusunda etkili rol oynamıslardır (Barkan, 1942: 279-386; Çetin,1996: 105-115; Gündüz, 2005: 465-491). Anadolu’nun birçok sehrinde oldugu gibi Kayseri’de Ahî Evren adına insa edilen zaviye de Osmanlının son asrına kadar varlıgını muhafaza etmistir. Hatta XX. Yüzyılın baslarına kadar esnaf zümresi üzerinde mânevi tesirini devam ettirmistir. Bugün Talas Caddesi’nin batısında Döner Kümbet’in karsısında harabeleri bulunan zaviye bu anlamda önem tasımaktadır (Sahin, 1988: 530; http://www.kayseriliyim.com/kayseri/sahsiyetler.php?islem=24). Anadolu’nun her yerinde karsılasabilecegimiz Ahî zaviyeleri zamanla kuruldukları mekânların yerleske statüsüne kavusmasını saglamıslardı. Ahî zaviyeleri çevresinde kurulan köy, kasaba ve mahallelere, özellikle XIII, XIV ve XV. yüzyıllarda hemen bütün Anadolu’da rastlanılmaktadır (İbn Batuta, 1999: 5; Cumbur, 1986: 89). Sehir ve tasrada en ücra köselere kadar teskilatlanmıs olan Ahî zaviyeleri yerlesik kültür ile göçebe kültür arasında âdeta bir köprü kuran sivil toplum örgütleridir. Ahîlik, Anadolu’da sehirli-göçebe dinî hayatını bir ölçüde bünyesinde birlestirmeyi basarabildigi için, bu dönemdeki dinî tezahürleri büyük ölçüde bünyesinde toplamıstır (Sarıkaya, 1999: 2; aynı yazar, 2002: 45). Her meslek birliginin, egitim ve eglence imkânlarına sahip sosyal bir tesis özelligi tasıyan zaviyeleri bulunmaktaydı (Solak, 2009: 12-13). Bu müesseseler devrin teskilatlanıs modeline uygun olarak geliştirilmiş olup dinî bir gayenin icabıydı. Dinî tören ve erkâna önem veriyorlardı (Ocak, 1978: 267; Erken, 2008: 67). Ahîlerin bir zaviyeye baglı olarak fütüvvetnâmelere göre hayat varlıgını sürdürmesi yerlesik hayat kültürünü gerektiriyordu. Halil İnalcık, Ahîlerin Anadolu’nun kolonizasyon sürecini kolaylastıran bir yönü oldugunu belirtir. Yeni kurulacak bir köye önce Ahîler yerlesir, sonrasında kurulan Ahî zaviyesinin etrafında, ortaklasa yasam kültürü ile nüfus artısı saglanır. Ahîler bu islevlerini yıllardır büyük bir basarıyla uygulamıslardır. Özellikle Osman Bey döneminde devletin genislemesinde etkin rol oynamıslardır. Osman Bey bir bölgeyi ele geçirdikten sonra oraların örgütlenmesi için Ahî ve Fakı’lardan yararlanmıstır (İnalcık, 2009: 34). Türk topluluklarının yerlesik hayata geçislerine yardımcı olarak Anadolu’nun Türk yurdu haline dönüsmesinde oldukça etkili olan zaviyeler, Fütüvvetnâmelerde yer alan ahlâk kurallarının halka ögretildigi merkezlerdi. Buralarda Türk toplumunun sehir medeniyetine adapte edilmesi saglanıyordu. Çok yönlü olan bu zaviyeler yurdumuzun Türklesmesine ve buralarda İslam’ın yayılmasına büyük katkı saglamıslardır.

Sonuç

Ahîlik, XIII. yüzyılda Ahî Evren tarafından Kayseri merkezli olarak kurulan ve buradan Anadolu basta olmak üzere tüm Türk cografyasına yayılan hem dünyevî hem de uhrevî bir örgüt olup Türk-İslâm medeniyetinin en önemli müesseselerinden birisidir. Ahîlerin, özellikle Selçuklular dönemi Anadolu’da büyük bir siyasî ve ekonomik güç oldukları görülmektedir. Ahî Birlikleri, askeri, dinî, sosyal ve iktisadî fonksiyonları itibariyle köylerin, kasabaların, mahallelerin tesisinde, kentlerin genislemesinde önemli roller üstlenerek bu toprakların Türk milli kültürü ile bütünleserek vatan olmasına büyük katkı saglamıslardır. Ahîlik, Anadolu’da Türklügün ve İslam’ın yayılmasını saglayan temel dinamiklerdendir. Ahîlerin birçogu Eren, velî ve dervis iken bir kısmı da “alp” lik karakteri tasıyan akıncılardır. Hem Anadolu topraklarının fethinde hem de savunmasında oldukça etkili olmuslardır. Yine Osmanlı’nın bir “Cihan Devleti” olmasında emegi küçümsenemeyecek kadar büyüktür. Ahîlik ve kültürünün ilmî olarak arastırılıp insanlıga yeni bir model olarak sunulmasının yollarını aramak gerekmektedir. Ahîlerin kurdukları vakıf ve zaviyeler, Anadolu insanının buhranlı anlarında sığındığı ve huzur buldugu mekânlar olmustur. Millî kültürümüzün Türkistan’dan Anadolu’ya tasınmasında ve bozulmadan yasanmasında Ahîler büyük pay sahibidirler. Ahîler, Anadolu’da sanat dallarının olusmasında, ucuz ve kaliteli mal üretimiyle ticaretin gelisip huzur ve güvenin artmasında, topragın islenmesinde, gelenlere ve yerli halka dinî egitimin verilmesinde kısacası bu toprakların maddî ve manevî açılardan ihyâ edilmesinde önemli roller üstlenmislerdir. Ahî zaviyeleri Anadolu’nun Türklesmesine mimari açıdan da katkı saglamıslardır. “Bâcıyân-ı Rum” olarak adlandırılan Anadolu Bacıları ise göçmen Türklerin zaviyelerde agılanmasına yardımcı oldukları gibi gelenlerin kızlarına ve hanımlarına kadın el sanatları ve ev isleri ögretiyor onların ilmihal bilgilerini almalarına yardımcı oluyorlardı. Anadolu’nun Türk ve İslâm yurdu haline gelmesi birden bire olup biten bir hadise degildir. Anadolu yıllar süren göçler sonucunda Türklesmis bir vatandır. Tabii bu süreç Oguz kitlelerinin ve Türkmenlerin Anadolu’ya göçüyle bitmiyordu. Anadolu’ya parçalar halinde gelen bu Türklerin istihdamı ve ihtiyaçlarının karsılanması oldukça zor ve önemli bir isti. Anadolu’ya gelenlerle yerli halk arasında dengeler olusturmak gerekiyordu. Ahî Evren ve onun kurmus oldugu zaviyeleri Anadolu’ya gelen Türkleri misafir ederek barınmaları ve meslek edinmeleri konusunda oldukça önemli bir görevi îfâ ederek Anadolu’nu Türklesmesine katkıda bulunmuslardır. Anadolu Abdalları, Gazileri ve Bacıları gibi.